|
|
23 Aralık 2007 Pazar 00:31
|
Yazarlar
|
Rehavete Devam...
Bayram ve yılbaşı geldi; birkaç gün ekonomik sorunlardan uzak yaşarız. Nasılsa uluslararası piyasalar da tatile girecek. O bakımdan da rahatız.
Ama dönüşte, yani diyelim ki 10 Ocaktan sonra, hem Türkiye’yi hem de gelişmiş Batı piyasalarını önemli sorunlar bekliyor.
Kendi sorunlarımıza kafa yoralım bugün. “Rehavet” ve “tökezleme” tartışmaları arasında geçirdik son haftayı. İki tartışma da yerinde tartışmalardı. Kim ne derse desin, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, özellikle seçimlerden bu yana, yapısal reformlar konusunda ciddi bir rehavete girmiştir. Buna dilerseniz “tökezleme” deyin, dilerseniz başka bir şey, ama ne yazık ki son üç – beş ayda Türkiye o 2002 ile 2006 arasında “dört nala koşan ülke” değildir.
Şurası bir gerçek ki, eğer Türkiye’de ekonomik büyüme durursa sorunlar başlar. Ve öyle görülüyor ki bu yılın ikinci üç aylık döneminden sonra ekonomik büyüme iyice yavaşlamıştır.
Yok o kadar uzaklarda aramayın. Bunu sorumlusu tamamen Merkez Bankasıdır. Gereksiz yere ve çok uzun süre faiz oranlarını yüksek tutarak Merkez Bankamız Türkiye’de ekonomik büyümenin hızla yavaşlamasına neden olmuştur. Bunu, “bizim tek hedefimiz enflasyonu düşürmek. Enflasyonu düşürmek için gerekli her önlemi alırız. Gerekmedikçe de faizleri düşürmeyiz” diyerek yapmışlardır.
Şimdi ise yıllık %4 olan enflasyon hedefini “nasıl yaparız da %8’de tamamlarız” diye fır dönmektedirler ! Yani hem ülkeyi yüksek faiz ile iğdiş ettiler (ekonomik büyümeyi yavaşlattılar), hem de hedeflerinden %100 şaştılar !
İşin ilginç yani hala da görevlerinin başındalar...
Ekonomik büyüme yavaşladıkça Türkiye’de sorunlar ortaya çıkar; varolan sorunlar daha da büyür. Ekonomi büyüdükçe ülkeye rahatlıkla (her türünden) yabancı sermaye gelmekteydi. Gelen yabancı sermaye de dış ticaret açığının ve cari açığın finanse edilmesini sağlıyordu. Bu sayede de Türkiye yüksek oranda büyüyordu.
Peki ya şimdi ?
Hala ülkeye yabancı sermaye akışı sürecek mi ? Hele uluslararası piyasalarda tam bir likidite (nakit eksikliği) sıkıntısının yaşandığı dönemde ?
Uluslararası piyasalarda para mı var ki Türkiye’ye gelsin ?
Peki Türkiye uluslararası sermaye akışını hala hak ediyor mu ? Türkiye’ye asıl uluslararası sermaye akışı, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda tam üyelik görüşmelerine başlaması ile yaşanmıştı.
Peki ya şimdi A.B ile ilişkilerde neredeyiz ?
AKP sizce hala A.B ile tam üyeliği istiyor ve bu yolda çalışıyor mu ? Yoksa bir zamanlar (yani birinci iktidarlarında) gerçekten iktidar olamadıkları için (Cumhurbaşkanı AKP’li olmadığı için), sadece Türk Silahlı Kuvvetlerini A.B sopası ile dövebilmek için mi A.B’ye yanaşmışlardı ?
Ne yapısal reformları sürdüreceksin, ne A.B çapasını önemseyeceksin, ne Uluslararası Para Fonu (IMF) çapasını ciddiye alacaksın, ne de ekonomiyi büyüteceksin, peki nasıl uluslararası güvenilirliği sağlayacaksın ? Nasıl uluslararası sermayeyi ülkeye çekeceksin ?
Londra bankerlerinden etnik kökenli ekonomist ithal ederek uluslararası güvenilirlik sağlanabilir mi ? Hele Türkiye gibi politik istikrarında pamuk ipliğine bağlı olduğu bir ülkede bu becerilebilir mi ?
Neyse şimdi Bayram zamanı. Rehavete devam. Bayramdan sonra düşünürüz...
Ertuğ Yaşar; Erzurum - İstanbul; 18.12.2007
ertug@yasar.nom.tr www.ertugyasar.com
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
Bir süredir yazacağım, ertelemek zorunda kalıyorum. Beni dehşete kapıltan bir gelişme yaşanıyor: Devlet, bize ait kişisel bigileri, bankalara, alışveriş merkezlerine ve kimi şirketlere satıyor...
Pek çok işaret var: Evet, artık bu cümleyi hiç tereddütsüz söyleyebiliriz. Türk polisinde bir 'gruplaşma' var.
Beni ve pek çok arkadaşımı KORKUTTU... Şimdi şurada, unuttuğu Galatasaray nedeniyle kendisine şaka yollu bir 'yuh' çeksem, mazallah... Mahkemelerde süründürülebilirim. Etim ne budum ne: En az 10 bin y
Depreme hazır olunacak... Ol! Evleriniz yıkacak yerlerine yenilerini yapacaksınız; YIIIIK! YENİSİNİ YAP!
Zaman gazetesi, bu olayı yazmıyor. Vakit gazetesi ve 'kendilerini en dindar' ilan edenler olayın arkasında komplo arıyor. Biz ısrarla, yazarın çalıştığı gazeteyi vurguluyor ve altını çizerek haberleri
Tayyip Erdoğan'ın HAKLARINI biz savunuyoruz; ama o bizim haklarımızı savunmuyor...
|