|
|
24 Aralık 2007 Pazartesi 10:34
|
Politika
|
Toktamış Ateş: AKP başarılı ama ben oy vermem. Çünkü bizden değil
‘Farklılıklar tehlike değil’ diyen Prof. Dr. Toktamış Ateş gereksiz korku üretildiğini söylüyor
Vatan gazetesinin TOKTAMIŞ ATEŞ ile yaptığı söyleşiden altını çizdiğimiz bölümler şöyle:
Fazıl Say ‘Bakan eşleri türbanlı, biz kaybettik’ dedi ve oranladı: ‘Biz yüzde 30’uz onlar yüzde 70’. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri süren üstten bakışın son örneği bu ama bunca yıldır demokrasi kültürü neden yerleşmedi bu topraklara?
Bunun ilk örneğini 1950’de görmüş Türkiye. CHP seçimi kaybedince CHP’li bir bakan ‘Biz yönetimi kasketlilere mi bırakacağız?’ demiş. Bunun üzerine de, Demokrat Parti’nin bir numaralı ismi olan Celal Bayar, gövde gösterisi yapıp Meclise üstü açık jeeple gelmiş; arkasında on binlerce kasketli! O gün bu gündür o ayrım sürmüştür.
Nereden kaynaklanıyor bu ayrım?
Kendini dev aynasında, toplumun üzerinde görmek bir aydın hastalığıdır. Atatürkçüyüm diyen kimileri bunu bir avantaj gibi de görüyor. Samimi bir Atatürkçü olarak söylüyorum; halkı aşağılamak Kemalizm’in ruhuna terstir. Kendini lalettayn biri olarak ortaya koyan Mustafa Kemal’in yolundakilerin böyle bir seçkinciliğe kayması üzüntü verici.
BU BİR AYDIN HASTALIĞI
Toplumun farklı kesimleri zaman içinde belli dönüşümler geçirdi, ortak değerlerde buluştu ama ya Kemalistler?
Son 10 yılın getirdiği bir anlayış bu. Halbuki aydınlar 1970’lerde halka öyle hayrandı ki halk dalkavukluğuna varırdı iş. Ama Fazıl Say çok nitelikli biridir. Zaten yanlış anlaşıldığını ifade etmeye çalışıyor. Ailesini de tanırım. Bu kadar değerli insanların yetiştirdiği bir çocukta yurtsever duyguların sıfırlandığını düşünmek mümkün değil.
Şüphesiz ama bu ötekileştirme 22 Temmuz’da da ‘bidon kafalılar, göbeğini kaşıyan adamlar’ şeklinde tezahür etmişti. Hem demokrasiye inanıp hem de eşit oya itiraz etmek mümkün müdür?
Demokrasi ortaya ilk çıktığında eşit oy yoktu. Sadece belli geliri olanlar, belli oranda vergi verenler oy hakkına sahipti. Herkesin eşit bir oy hakkına sahip olması uzun kavgalardan sonra elde edildi. 20. yüzyılda bile adı demokrasi olan kimi yönetimlerde, üniversite hocaları hem mahallelerinde, hem üniversitelerinde oy kullanırdı. İki kişi sayılırlardı yani. İşte bu şımarıklığın daniskasıdır! ‘Efendim, halk cahil, çıkarlarını görmez’ demek edepsizlikten başka bir şey değil. Bir insanın kendi menfaatini görmesi için üniversiteye gitmesi gerekmez. Herkes kendi çıkarını bilecek kadar akıllıdır. Bu demokrasiye lafta inananların anlayışıdır.
Bu anlayışta ‘Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor!’ meşhur manşetindeki gibi bir rahatsızlık mı var?
Aydınların bir kısmının tavrı bu, yanlış aptalca ve ayıp kesinlikle. Düşünün ki İstanbul’un varoşları sayılan yerler 1970 sonrasında yoğun biçimde sola oy verdi. Oyu varoşlarda yüzde 60’lardaydı ama Ecevit bunun hakkını veremedi. Halkın iradesine saygı şarttır. 22 Temmuz’da yapılan fevkalade çirkin benzetmeler de mağlubiyetin getirdiği hırçınlıktır.
FATİH’TE MİNİ ETEK
Mağlubiyetten kastınız ne?
Seçim mağlubiyeti. Ben de bir seçim mağlubiyeti aldım, hep almışımdır zaten. ‘Neden’ diye düşünüyorum ama onları küçümsemek aklımın ucundan geçmiyor. Ama bazıları bunu içlerine sindiremiyor. ‘Halk cahil, göbeğini kaşıyor, ucuz programlar seyrediyor, sonra da gidip yanlış partiye oy veriyor’ diyor ama ‘Biz kendimizi anlatamadık, onlar iyi anlattıkları için seçildiler’ demiyor.
O halde bu hırçınlıkta halkın ya da iktidarın değil muhalefetin kabahati var!
Muhalefet de iyi muhalefet yapamıyor. Nedensiz yere korku ve karamsarlık yayıyor. Bakın, ben hep sur içinde; Laleli’de, Fındıkzade ve Sultanahmet’te yaşadım.10 küsur senedir de Fatih’teyim.
Korkanların en korktuğu semtte!
Bilmedikleri için korkuyor insanlar. Fatih’te herkes kara çarşaflı ya da başı bağlı zannediyorlar. Mesela Nurdane Hanım ( Yardımcısı, o sırada bize çay getiriyor.) Çarşamba’nın tam göbeğinde oturuyor. Dört kızı mini etekle rahatça dolaşır, kimse de laf etmez. Farklılık tehlike değil, belki de zenginliktir.
ŞERİAT ASLA GELMEZ
Korkunun, kaygının kaynağında siyasi, fiziki bir değişiklik var, devlet el değiştiriyor da o yüzden mi ‘Kaleler birer birer düştü’ deniyor?
Korkular oradan çıksa da ben öyle görmüyorum. Muhalefet edemedikleri için yüreklere devlet korkusu salıyorlar. Şimdi ‘YÖK de düştü’ diyorlar ama YÖK 1981’de düşmüştü. 25 üniversiteye öyle rektörler atandı ki, adamların hayallerinin ucundan bile geçmemiştir rektör olmak. Sonra kadrolaşma başlamıştır. YÖK başkanıyken mangalda kül bırakmayan Kemal Gürüz, Karadeniz Teknik Üniversitesi rektörü iken MHP çizgisinde garip işler yaptı. Türkiye’de çok ufak bir kesim laik yapıyı İslam şeriatına dönüştürmeyi isteyebilir ama devlet elden gitmiş değildir. Ben AKP’de öyle insanlar tanıyorum ki laik cumhuriyete, Kemalist ilkelere sonuna kadar bağlıdır.
LAİKLİK YANLIŞ BİLİNİYOR
Bu kaygıların sınıf kavgası ya da merkez çevre gerilimiyle ilgisi olabilir mi peki?
Bunun sınıfsal kökeni yok. Biz ve onlar ayrımı, tamamen duygusal, sosyolojik bir ayrım.
Cumhuriyetin ilk yıllarında çarıklılar, poturlular, kasketliler ötelendi. Şimdi türbanlılar, dindarlar öteleniyor. Bu nasıl aşılacak?
Kolay değil. İnsanlar alışkın ve yatkın oldukları çevreleri ‘bizim’, dışındakileri ‘bizim değil’ diye isimlendirir. Bu ayrım zamanla azalacaktır ama biz ve onlar anlayışı ilá nihaye devam edecektir.
Türkiye’yi yönetenlerin eşlerinin türbanlı olması laik devletten din devletine dönüşün mü göstergesi?
Hayır. Laiklik din ve devlet işlerinin ayrılması değildir. Yönetenlerin yönetme kaynağı ile ilgilidir. Eğer yönetenler yönetme yetkisini din dışı bir kaynaktan alıyorsa o devlet laik bir devlettir. Bizi yönetenlerin eşlerinin başının örtülü olması beni mutlu etmiyor ama korkutmuyor da. Türkiye’de bir din devleti oluşturacaklarını da düşünmüyorum.
AK Parti başarılı ama ben yine oy vermem
Bunun çok örneği var ama mesela dünyaca ünlü bir ekonomist ve devlet bakanı olan Mehmet Şimşek geçen hafta Batman’a gitti; doğduğu evi, köylüleri ziyaret etti. Bu topluma üstten bakanlar aşağıladıkları insanların bu ülkenin çocukları olduğunu, fırsat eşitliği verildiğinde kazanılan başarının da Cumhuriyetin başarısı olacağını göremiyor mu?
Türkiye, zorlaşmasına rağmen katmanlar arasında geçişinin hálá mümkün olduğu bir ülke. Kemalist proje eğitime dayalı bir modernleşme projesidir. Bu sistemde bir köylü, çiftçi çocuğu da son noktaya kadar gidebilir. Son cumhurbaşkanlarımızı düşünün. Özal bir öğretmen, Demirel bir köylü, Gül bir işçi çocuğudur. Bence daha da güzeli, bu insanların kökenlerini unutmamasıdır.
AK Parti’nin hükümet etme performanını nasıl buluyorsunuz?
‘AKP’li değilim, oy da vermedim, seçim kazanmasından da mutlu olmadım ama ülkeyi iyi yönettiklerini, hata yapmadıklarını düşünüyorum. Dış politikada akıllı basiretli, ekonomi politikada disiplinli davranıyorlar. Sağlık politikalarını beğeniyorum. Özellikle sigortalı hastaların hayatlarını çok kolaylaştırdılar. Ulaşım politikaları da öyle, çift yol projesi gayet başarılı. Bunlar hep olumlu şeyler ama AKP’ye yine de oy vermem, ‘bizden’ değil’ çünkü.
DENİZ BAYKAL, GRUP TOPLANTISINDA, CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL'ÜN ŞU ANA KADAR 14 REKTÖR ATADIĞINI, 14'ÜNDE DE SIRALAMAYA UYMADIĞINI SÖYLEDİ. VE ŞU ÖYKÜYÜ ANLATTI
Başbakan Erdoğan, görüşmenin ne zaman olacağına yönelik soruya, 'ONLARIN İSTEDİĞİ GİBİ OLACAK' karşılığını verdi.v
DENİZ BAYKAL, GRUP TOPLANTISINDA, CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL'ÜN ŞU ANA KADAR 14 REKTÖR ATADIĞINI, 14'ÜNDE DE SIRALAMAYA UYMADIĞINI SÖYLEDİ. VE ŞU ÖYKÜYÜ ANLATTI
Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal'ın 'ödünç oy istiyorum' demesine 'Bak bak... Sayın Baykal bu millet inandığına, itimat ettiğine borç verir. Senin itimat edilir yanın yok ki' diye cevap verdi.
Bahçeli, 'bir kısım medya'yı da 'Milliyetçi irade, medya imkanlarını hükümet emrine tahsis etmiş patronları, bunların papağanı olmuş yazarları ASLA AFFETMEYECEKTİR' diye uyardı.
Ve BAŞBAKAN, o 'zevat'a sesleniyor: 'Biz gelene kadar Türkiye'de yurtlar noktasındaki açığı hiç araştırdın mı HOCA EFENDİ?'... Erdoğan, hükümetinin eğitim yatırımlarını anlattı.
|