|
|
18 Nisan 2008 Cuma 07:31
|
Politika
|
Rahşan Ecevit: Laiklikten vurulursa Türkiye çöker
RAHŞAN ECEVİT, LAİKLİK KONUSUNDA MİLLİYET GAZETESİNE ÖZEL BİR YAZI YAZDI:
ATATÜRK REJİM VE DEVRİMLERİN GEREĞİNDE NASIL KORUNACAĞININ YOLUNU GÖSTERMİŞTİR
RAHŞAN ECEVİT
1966 nın 12 Aralık günü idi. Bülent Ecevit Erzurum' da Doğu Sineması salonunda konuşuyordu. Öğrenciler bir ara Ecevit' in konuşmasını Gazi Osman Paşa türküsüyle kesmişler ve bunun üzerine Ecevit öğrencilere şunları söylemişti:
"Aziz gençler, Türk toplumunda Gazi Osman Paşa türküsünün şimdiye kadar iki çıkışı olmuştur. Birinci çıkışta, bu türkü, türk halkının bağımsızlık aşkını dile getiren bir türkü idi. 28-29 Nisan 1960 ' a rastlayan ikinci çıkışında, bu türkü Türk halkının hürriyet aşkını dile getiriyordu. Bugün 12 Aralık 1966 günü, Erzurum' da sizlerin ağzından türkünün üçüncü çıkışı oldu. Bu sefer aynı türkü Türk halkının sosyal adalet ve insanlık anlayışını dile getiriyor."
Bu arada Atatürk Üniversitesi öğrencileri Ecevit' e bir kağıt göndermişler ve Atatürk'ün Bursa Nutku konusundaki düşüncesini öğrenmek istediklerini bildirmişlerdi. Öğrenci kuruluşlarının çeşitli toplantılarında, Atatürk' ün Bursa nutkunun okunması, iktidar partisi organlarında bir kampanya açılmasına neden olmuştu. Yapılan yayınlarda Bursa nutkunun Atatürk' e ait olmadığı ileri sürülüyor ve bu iddiayı doğrulayacak sözde belgeler ortaya atılıyordu. Ecevit, öğrencilerin bu sorusuna şu cevabı vermişti:
"Atatürk Türk Devleti yıkılmak üzere olduğu vakit, (bu devletin ordusu var, polisi var, jandarması var, benim neme gerek ) deyip İstanbul'da bir köşeye çekilmemiştir. 19 mayıs 1919 günü Anadoluya çıkıp Türk Kurtuluş Savaşı' nı açmıştır. Bunu yapan insan, Bursa nutkunu da söyleyebilecek insandır."
Halk bu cevabı ayağa kalkarak alkışlamıştı. (14 Aralık 1966, Milliyet Gazetesi)
"Atatürk'ün Bursa Nutku için önce " muhayyel bir anarşi fetvası" diyen zamanın Başbakanı ise Atatürkçü ve devrimci çevrelerden gelen tepki üzerine 27 Kasım 1966 günü iktidar partisinin Büyük Kongresinde , Atatürk'ün Bursa nutkunu "karışıklıklara yol gösteren devlet anlayışını, kanun hakimiyetini, asayiş ve inzibat fikrinin yıkılmasını tavsiye eden" "Atatürk'e nisbeti son derece şüpheli" bir nutuk olarak nitelendirmiş ve Atatürk'e ait olduğunun ispatını istemişti."
(Atatürk'ün Bursa Nutku-Reşit Ülker, 1998, Cumhuriyet Gazetesinin Okurlarına Armağanı Kitapçığı)
Zamanın istanbul milletvekili Reşit Ülker 3 Aralık 1966 da Ulus Gazetesindeki bir yazı dizisinde o yılların olaylarını şöyle izah eder:
" Sene 1958. Nurculuk olayları almış yürümüştür. 13 Mayıs 1958 tarihli Ulus Gazetesinde ilginç bir haber yer almaktadır: Nurcular gazetelere tehdit mektubu gönderiyor .Haklarında adli takibat yapılan nurcular gazetelere tehdit mektupları göndermekte devam ediyor.
"Bu olaylar karşısında 19 Mayıs 1958 tarihli Ulus Gazetesinde birinci sahifede çerçeve içinde Bursa nutku yayınlanmıştı.
"Bu yayın üzerine kuşkuda olan iktidar Ankara savcılığını harekete geçirmiş, bir taraftan da başta iktidar organı olan Zafer gazetesi olmak üzere Bursa Nutku aleyhinde kampanyaya girişmişlerdir. Gazetenin çıktığı 19 Mayıs 1958 günü saat 22:30 da Basın savcısı Cumhur Oymakoğlu Ulus Gazetesine telefon ederek demecin aslının nerede olduğunu sormuştur. Ayın 20 sinde gazeteci Ülkü Arman Adliyeye götürülmüştür. Savcı Rahmi Ergil ve Başyardımcısı Ziya Ülgener tarafında sorguya çekilmiştir. Yazının kaynağının en kısa zamanda bulunması istenmiştir.
"Zafer Gazetesi de Bursa Nutku için şu satırları yazmakta idi: 'Atatürk adına sahte metinler kaleme almak ve kendi uydurması olan bir beyannamenin altına Atatürk imzasını atmakla siyasi sahtekarlıkla kalpazanlığı, artık üzerinde durulması lazım bir hududa götürmüştür. Atatürk böyle saçma ve yatalak mantıklı sözler söylemez." Ulus gazetesinde ve o sırada çıkan bütün gazetelerde tartışmalar günlerce sürdü. Sonra neşriyat kesildi.
"Rıza Ruşen Yücer Bursa Nutkunun söylenmesine tanıktır. Ve Nutku Atatürk'ün ağzından bir gazeteci olarak yazmıştır. "Bir de eski D.P.li Şeref Balkanlı'yı dinleyelim:
"Muhalefetin en hızlı en çetin yıllarıydı. 1949 yılında izmir'de Ankara Palas salonlarında D.P. II kongresi yapılıyordu. Ben o zaman Merkez ilçe idare Kurulu üyesiydim. O zaman muhalefet partisi genel başkanı olan Celal bayar bana el yazısı ile yazdığı bir yazı verdi ve şunları söyledi: "Şeref, bu Atatürk'ün Bursada söylediği tarihi nutuktur. Kongrede senin okumanı istiyorum."
"Bunun üzerine o gün Kongrede yaptığım konuşmamın sonunda Atatürk'ün nutkunu okudum . Bu nutkun okunması üzerine Kongre ayağa kalktı, dakikalarca alkış devam etti. Beni omuzlara aldılar. Bu nutkun okunmasının geniş akisleri oldu, gazetelerde yer aldı. Ama herhangi bir takibat açılmadı. Bu konuda takibat yapılıp yapılmadığı defalarca D.P. ileri gelenleri tarafından bana Ankara'dan telefonla soruldu.
"Aradan yıllar geçti. 1958 yılında bu Nutuk 19 Mayıs günü Ulus Gazetesinde neşredildi ve bu neşriyat üzerine takibata geçildi. Bunun üzerine izmir'deki Demokrat İzmir gazetesine durumu açıkladım. Gazete, 1949 yılındaki Kongre haberinin de klişesini koydu. Bir kaç gün sonra Başbakan beni telefonla Ankara' dan aradı. Ve mesele nedir, diye sordu. Anlattım . Bunun üzerine 1949 yılında hakkımda takibat yapılıp yapılmadığını sordu . Hayır,dedim . Başbakan bana telefonda, o zaman , peki, Adliye Bakanı ile temasa geçeyim ,dedi. Takibat durduruldu ."( 1 Ekim 1966 ,Milliyet)
" 9 Kasım 1966 tarihli Ulus Gazetesinin bir haberi:
Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu'nun 24 Ekim 1966 tarihli toplantısında Bornova Asliye Hukuk hakimliğinin 27/9/1966 tarih ve 1966/338 sayılı yazısı ve bu yazıya ekli Atatürk'ün Bursa Nutku ile ilgili sözlerin üzerine gerekli incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler sonunda bu sözlerin Atatürk'ün 1933 Şubatında Bursa'da yaptığı konuşmadan mealen alınmak suretiyle çeşitli tarihlerde basılmış olduğu kanaatine oybirliği ile varılmıştır ." ( Atatürk'ün Bursa Nutku , Reşit Ülker , Şubat 1998 )
25 Kasım 1966 da Cemalettin Ünlü, Ulus Gazetesindeki yazı dizisinde Atatürk'ün Bursa Nutkunun ne şartlar altında söylendiğini şöyle anlatıyordu:
"23 Ocak 1930 da Menemen' de öğretmen ve yedeksubay Mustafa Fehmi Kubilay gericiler tarafından şehit edilmişti. İşte bu olaydan tam iki sene, bir ay ve sekiz gün sonra Bursa' dayız. 1 Şubat 1933 . Ezan ve kamet Türkçeye yeni çevrilmiştir. Atatürk devrimlerinin bu yeni adımına karşı direnme ise devrimcilerin büyük bir tepkisi ile karşılanacaktır. "1 Şubat 1933 Bursa' sında, vakit ise öyle üzeridir. Ramazanın başlaması dolayısiyle ezan ve kametin Türkçe okutulması din adamlarına telkin edilmiştir. Ve artık Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde müslüman Türkler "Tanrı uludur, Tanrı uludur" seslenişleri ile ibadete çağrılmaktadır. Bursa' da ibadette de Türkçe için atılan adıma karşı bazı din adamları direnmektedir. Ulucamiin imam ve müezzinleri bu yüzden görevlerine gelmemişler, böylece pasif direnişe başlamışlardır. "Olay günü Ulucami müezzini yerine başka biri okumuştur ezanı. Türkçe ezanı değil arapça ezanı okumuştur. Olay bir polis memuru tarafından tutanakla tesbit edilmiştir. Diğer bir kişinin de kameti arapça okuması, bunun da polis tarafından bir tutanakla tesbiti, camide bulunan bir muhafazakar zümreyi önce korkutmuştur. Bu korkunun yanyana getirdiği insanlar namazdan sonra "Din elden gidiyor" sloganları ile cemaati tahrik etmişlerdir. "Tahrikçilere kapılanlarla olayları seyir olsun diye izleyenlerin de katıldığı bir kalabalık, gösteri yürüyüşü havası içinde caddeye dökülmüşlerdir. Hükümet konağına varmışlar, valinin yerinde olmadığını öğrenmişlerdir ."
Bundan sonrasını Reşit Ülker Yazı dizisinde şöyle anlatır: "Bu sırada olayı bastırmaya polis geliyor. Olayın elebaşıları yakalanarak mahkemeye veriliyor . Bir çok kimse tevkif ediliyor ." ( Ulus Gazetesi 25 Kasım 1966) Olay Atatürk' e duyurulmuştur. Atatürk İsparta' ya gidecekken 4 Şubat günü yolunu değiştirip İsmet İnönü ile birlikte Bursa' ya doğru hareket etmiştir. Ve büyük bir hızla 5 Şubat 1933 günü sabah beşte Bilecik'e varmış, oradan da sabah olmasını beklemeden otomobille hareket etmiş ve 9.30 da Bursaya varmıştır .Atatürk' ün büyük bir hızla Bursa'ya gelmesini Cumhuriyet gazetesinde Yusuf Ziya bey şöyle anlatmaktadır:" Yirmi iki gündür adımlarının izleriyle yurdu bir altın haleye saran Gazi, Afyon tepelerini aydınlatırken Bursa ovasına küçük bir irtica gölgesi çöktü. Bir anda onun bir tepeden bir ovaya karanlıkları yırtan bir yıldırım hızıyla düştüğünü gördük." ( 8 Şubat 1933-Cumhuriyet Gazetesi)
"Ertesi gün Türkiye' deki bütün gazeteler Bursa' daki olayı büyük manşetlerle bildiriyorlar . Bursa'ya gelerek hadiseyi bizzat tahkik eden Gazi'nin, Anadolu Ajansı vasıtasıyla efkarı umumiyeye beyanatı şöyle olmuştur :
" Bursa' ya geldim . Hadise hakkında alakadarlardan malumat aldım . Hadise haddizatında fazla ehemmiyeti haiz değildir. Herhalde cahil mürteciler Cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamayacaklardır. Hadiseye bilhassa dikkatimizi çevirmemizin sebebi dini, siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha etmiyeceğimizin bir defa daha anlaşılmasıdır. Meselenin mahiyeti esasen din değil dildir. Kati olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır." "Atatürk olaya fazla önem vermemişti ama olay sırasında arzulanan tepkiyi gösterememiş olmaları sebebiyle Evkaf müdürünün, Bursa savcısının, Bursa müftüsünün işine son verilmişti. İşte Atatürk' ün o gün yaptığı üç konuşmadan biri de bugün tartışması yapılan Bursa nutkudur ." ( Ulus - 27 Kasım 1966 ) "Bu konuşmanın nasıl yapıldığı Bursada çıkan Arkadaş Gazetesi sahibi gazeteci Rıza Ruşen Yücer' in 1947 de yayınlanan "Atatürk' e ait bir kaç fıkra ve hatıra" adlı kitabında şöyle anlatılır:
"1933 senesi Şubat ayının 6 sında Çekirge yolundaki köşkte Atatürk'e bir akşam yemeği verildi. O günkü hadiseden dolayı Atatürk' ün gönlünü almak üzere birisi: - Efendim, diye söze başladı; Bursa gençliği hadiseyi hemen bastıracaktı. Fakat zabıta ve adliyeye olan güvenimizden ötürü ... Devam edemedi. Atatürk bir işaretle sözünü kesti: - Bursa gençliği ne demek? diye biraz sert sordu. Memlekette parça parça, yer yer gençlik yoktur. Sadece toplu olarak Türk gençliği vardır.
Sonra Türk gençliğinden ne anladığını şöyle tarif etti: " Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna doğruluğuna herkesden daha çok inanmıştır, rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve hareket duyuldu mu; bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demiyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla , sopa ve silahla. Nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'henüz inkilap ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: 'Demek adliyeyi de İslah etmek, rejime göre düzeltmek lazım!' "Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazım yapmakla beraber, bana, İsmet Paşa' ya, Meclise telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını istemeyecek. Diyecek ki, 'Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir.' "İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği", dedi. (Cemalettin Ünlü'nün yazı dizisi - 26 Kasım 1966, Ulus Gazetesi)
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
CHP Sultanbeyli İlçe Merkezi'nde düzenlenen törende, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen ve İl Başkanı Gürsel Tekin, Bedir'in adaylığını birlikte açıkladı.
Fransa Ulaştırma Bakanı Domini Qei Bussereau, konuşma yapmak için kürsüye doğru ilerlerken merdivenlere takılarak yere düştü.
'Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kurban Bayramı'nda Diyarbakır'da olacak' denilirken Gül'den şaşırtan bir açıklama geldi: 'KARAR VERMEDİM'...
CHP'li Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek'e cevap vererek, 'Umuyorum uygar bir ortamda Melih Bey ile biraya gelir ve tartışırız' dedi.
Eski DEP'li Zana'yı 10 yıl hapis cezasına çarptıran mahkeme, seçme-seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına da karar verdi.
Usta yazar Yaşar Kemal, Cumhurbaşkanı Gül'den aldığı ödülün ardından bir teşekkür konuşması yapıyor. İşte o konuşmadan notlar:
|