|
|
29 Nisan 2008 Salı 17:27
|
Politika
|
Ad vermeyen bir AKP 'ileri geleni' Milliyet gazetesine konuşmuş, üstü kapalı bir PAZARLIK önermişti... Baykal bugün o pazarlığa dair konuştu
AKP ileri geleni, 'Bakın bizi kapatırlarsa, Güneydoğu sorunu çok kötü olur' demiş; pazarlık yapmaya açık olduklarını bildirmişti. Peki BAYKAL PAZARLIĞA AÇIK MI? Yanıtı bu haberde:
BAYKAL: TEHDİDE VE ŞANTAJA HİÇ KİMSE TENEZZÜL ETMESİN CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kimsenin, tehdit ve şantaj yoluyla yargıyı etkilemeye teşebbüs etmemesi gerektiğini belirterek, ''Tehdit ve şantaj, yargıya işlemeye başlarsa, asıl o zaman Türkiye'ye felakete sürüklenir. Tehdide ve şantaja hiç kimse tenezzül etmesin'' dedi.
Baykal, CHP TBMM Grup Toplantısında, son siyasi gelişmeleri değerlendirdi.
AK Parti'nin yaptığı yanlışların yavaş yavaş toplumda tespit edilmeye başlandığını, ''Cumhurbaşkanı seçimde hata yaptık'' denildiğini, bunun doğru olduğunu ifade eden Baykal, cumhurbaşkanlığının bir partinin egemenlik alanı, güç gösterme alanı olmadığını; bütün toplumun sahiplenmeye devam edeceği, Anayasanın özünün güvencede olduğu duygusunun herkese aktarılabileceği bir bütünleşme noktası olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde tuzak kurmadıklarını, Türkiye için doğruları söylediklerini anlatan Baykal, ''Bugün Türkiye'de cumhurbaşkanlığı makamının sergilemesi gereken kucaklayıcı tavır, inandırıcı, saygın çaba maalesef görülmemektedir. Neler görüyoruz? İşte Katar olayları...'' diye konuştu.
Baykal, yapılan anayasa değişikliğinin de yanlış olduğunu belirterek, ''Yeni bir mini anayasa değişikliği projesinin de yanlış olduğuna'' ilişkin sözlerin, AK Parti içinde yükselmeye başladığını ifade etti. Baykal, ''Doğrudur. Yeni bir mini paket de yanlıştır. Başbakan'ın da yavaş yavaş bu yanlışı kabul etme noktasına doğru gelmekte olduğunu görüyorum. Başbakan, bu konuda kafasını netleştirsin. Gerçekten yargı sürecini etkilemek için bir anayasa değişikliği fevkalade yanlıştır, sakıncalıdır, uygunsuzdur. Hiçbir konuyu çözmez'' dedi.
Deniz Baykal, yargıyı, anayasa değişikliği ile engelleme çabalarının çok daha büyük sıkıntılara yol açacağını belirterek, şöyle konuştu:
''Yeni bir pazarlık anlayışı çıkmaya başladı. 'Acaba biz, şöyle yaparsak, böyle olur mu falan' gibi bir pazarlıkçı yaklaşım, kendisini maskeleyen bazı bakanlar tarafından kulaklara fısıldanmaya başlandı. Tehdit ve şantaj yoluyla kimse yargıyı etkilemeye teşebbüs etmesin. 'Yargı şöyle karar alırsa, böyle olur.' Bunların, hiçbir değeri yoktur. Tehdit ve şantaj, yargıya işlemeye başlarsa, asıl o zaman Türkiye'ye felakete sürüklenir. Tehdide ve şantaja hiç kimse tenezzül etmesin. Anayasa adına hiç kimse de pazarlık yapmaya kalkışmasın.''
Baykal, ''Bazı bakanları değiştiriverelim'' denildiğini ifade ederek, ''Elinizi tutan mı var, değiştirin'' dedi.
Kendileri için önemli olanın, ''Şu bakanın, bu bakanın değiştirilmesinden önce, bakanları tayin eden zihniyetin değiştirilmesi'' olduğunu söyleyen Baykal, şöyle konuştu:
''O bakan, tabi değişecek. Onun değiştirilmesi kaçınılmaz. Ama bunun değiştirilmesi sorunu çözmeye yetmez. Yıllarca niye taşıdın onu, orada. Nasıl devletin okullarında hala cihat çağrıları yapılır. Resmi öğretmenler tarafından resmi ders saatlerinde gösteriliyor. Nasıl oluyor bu? 'Ee, canım onu halledeceğim.' Bu aldatmacalarla bir yere varılmaz. Onu orada tutamazsın artık. Onu orada tutman mümkün değil. Onu oradan almanı da bir lütuf gibi, bir laiklik güvencesi gibi, bize sunman mümkün değildir.''
Din ve demokrasi başta olmak üzere kutsal değerlerin istismar edildiğini anlatan Baykal, toplumun bu konularda duyarlılık geliştirmesi gerektiğini bildirdi.
PAZARLIK KONUSU GÜNDEME ŞÖYLE GELMİŞTİ
BU İŞARET EDİLEN DURUM ÇOK MU TEHLİKELİ? 'Bakın, AKP siyaset dışında kalırsa, Güneydoğu’yla siyasi BAĞ KESİLİR' demişti... ŞİMDİ HERKES BU AKP'LİYİ ARIYOR. AD RESMEN AÇIKLANMADIĞI İÇİN, HERKESİN BİR TAHMİNİ VAR. ÜZERİNDE EN ÇOK UZLAŞILAN TAHMİN İSMİ İSE, CEMİL ÇİÇEK... FİKRET BİLA, o ismi, dün Milliyet gazetesindeki köşesinde şöyle gündeme getirmişti:
‘Güven artırıcı adımlar’
Çok önemli bakanlıklar üstlenmiş, AKP’yi etkileyecek ağırlıkta ve konumda bulunan, milletvekilliği de devam eden kıdemli politikacı çok düşünceliydi. Kaygılı bir ifadeyle, “Bakın” diye söze girdi: “Balkanlar’ı kaybettiğimiz günleri bir hatırlayalım...”
“Siyasette ne yaşanıyordu o zaman?” diye sorarak devam etti:
“İttihak ve Terakkiciler, Hürriyetçilere, ‘vatansız-milletsiz’ diyorlardı. Hürriyetçiler de İttihat ve Terakkicilere, ‘dinsiz-imansız’ diyorlardı. Bu bitmez tükenmez kavga devam ederken iki taraf da bir gün baktılar ki, Balkanlar, ne İttihatçıların ne Hürriyetçilerin. Çoktan gitmiş.”
“Ne alaka?” anlamında bu örneği niye verdiğini sorduğumda ise konuyu günümüze şöyle getirdi:
“Bugünlerle alakası var. Şimdi bizde de benzer kavga yaşanmıyor mu? Bir taraf diğerine ‘vatansız-milletsiz’, diğeri de ona ‘dinsiz-imansız’ demeye getirmiyor mu? Türk siyaseti bu kavgayı sürdürürken, bir gün iki taraf da Güneydoğu’ya giremediğini görürse ne olur?”
AKP’nin kapatılma davasıyla ilişkiyi de kurdu:
“Eğer AK Parti’nin kapatılması bir siyasi projenin parçasıysa ki öyle görünüyor, bu projenin sahipleri bu söylediklerimi düşünmeli.”
Ve sadede gelmiş olduk...
AKP kapatılırsa...
Sordum:
- Daha açık konuşabilir misiniz?
- “Şunu demek istiyorum” dedi: “AK Parti’nin kapatılması davası bir siyasi projenin parçası gibi duruyor. Eğer AK Parti kapatılırsa bunun iki önemli sonucu olur:
1 - Ekonomi reel krize girer,
2 - Güneydoğu’yla siyasi bağ ‘DTP hariç’ tümüyle kesilir. Çünkü, DTP ve AK Parti dışında bölgeyle bağı olan başka siyasi parti yok. AK Parti kapatılırsa hem genel hem yerel seçimlerde bölge tümüyle DTP’li olur. Kapatmaya en çok DTP sevinir. Güneydoğu’da halk başka sulara yelken açmak için yönlendirilir.”
- Şantaj mı peki? dedim:
Bu biraz AKP’yi kurtarmak için siyasi şantaj gibi durmuyor mu? AKP’yi kapatırsanız kriz olur ve Güneydoğu’yu kaybedersiniz, yaklaşımı; ‘bunu istemiyorsanız AKP’yi kapatmazsınız’ anlamına gelmiyor mu?
- “Hayır” dedi:
“Beni tanırsınız. Ülke menfaatleri söz konusu olduğunda siyasi kariyerimin veya partimin önemi yoktur. Benimki, bir ölümü gösterip sıtmaya razı etmek yaklaşımı değil. Samimiyetle, gördüğüm tehlikeyi ifade etmek.”
AKP’nin kusuru yok mu?
Sormaya devam ettim:
- Peki, kapatma davasına gelinmesinde AKP’nin hiç kusuru yok mu? Yanlışları yok mu?
- “Elbette var” diye yanıtladı:
“Yok, demek gerçekçi olmaz. AKP’nin ne hataları, yanlışları oldu tabii. Ama önemli olan Türkiye’nin çıkarları olduğuna göre o hatalar ve yanlışlar da düzeltilebilir.”
Güven artırıcı paket
- Biraz geç kalınmadı mı? Aklınızda nasıl bir formül var?
- “Şöyle” dedi:
“Sorunlar karşılıklı konuşulabilir. Ne bileyim, Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) bile ele alınabilir. Nedir şikâyet edilen? Laiklik konusunda halkın bir kesiminde ortaya çıkan endişe? Evet, bu doğru. Böyle bir endişe var. Bunu yok sayamazsınız.
O halde bu endişeyi gidermek gerekir. Bir tarafta başörtüsü nedeniyle üniversiteye gidiş engelleniyorsa, bu çözülmeli ama bıçağın iki yüzü gibi, öbür tarafta da endişe varsa o da giderilmeli. Eğer bir bakanlığın uygulamalarından kaynaklanan endişe ve şikâyet varsa o da çözülmeli. Güven artırıcı adımlar atılmalı.”
‘Bakanlar değiştirilebilir’
- Biraz daha somut konuşabilir misiniz? Hangi adımlar atılmalı?
- “Mesela” diyerek devam etti:
“1 - O bakan veya bakanlar değiştirilebilir.
2 - Başörtüsü/türbandan mı kaygı duyuluyor? Başörtüsünün liselerde, ilköğretim kurumlarında ve kamuda kullanılmasını önleyecek yasal düzenlemeler yapılabilir. İdare hukukunda ve ceza hukukunda yeni hükümler konulur ve güven artırılır.”
Neyi değiştirir?
- Peki bu adımlar neyi değiştirir? Kapatma davasından kurtulmak için atılmış adımlar olarak görülmez mi?
- “Hayır” diye yanıt verdi:
“Öyle düşünenler de olabilir ama, önemli olan, bu adımların Türkiye’yi rahatlatacak olmasıdır. Dava kendi mecrasında elbette devam eder. Ama halkımız görür ki, endişe edildiği gibi bir durum yok. En azından endişelerin giderilmesi için bir çaba var, bir niyet var.”
‘Gerginlik tercih olmamalı’
Sohbetimizin sonunda şu izlenimi edindim:
AKP üzerinde etkili olabilecek ağırlık ve konuma sahip “âkil adamlar”, anayasa değişikliği, referandum gibi yollarla gerginliği artıracak yöntemleri tercih etmiyorlar. Bu yola başvurulması yerine, “güven artırıcı önlemler” alınmasını öneriyorlar. AKP’nin bu yola girmesinin halkı ve anayasal kurumları rahatlatacağını düşünüyorlar. Başbakan Erdoğan’ın, Şam yolunda, parti kapatmayı zorlaştıracak anayasa değişikliği için, “Bu adımı atmak doğru mu, değil mi, karar vermiş değiliz” demesi de ilgi çekici değil mi?
CHP Sultanbeyli İlçe Merkezi'nde düzenlenen törende, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen ve İl Başkanı Gürsel Tekin, Bedir'in adaylığını birlikte açıkladı.
Fransa Ulaştırma Bakanı Domini Qei Bussereau, konuşma yapmak için kürsüye doğru ilerlerken merdivenlere takılarak yere düştü.
'Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kurban Bayramı'nda Diyarbakır'da olacak' denilirken Gül'den şaşırtan bir açıklama geldi: 'KARAR VERMEDİM'...
CHP'li Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek'e cevap vererek, 'Umuyorum uygar bir ortamda Melih Bey ile biraya gelir ve tartışırız' dedi.
Eski DEP'li Zana'yı 10 yıl hapis cezasına çarptıran mahkeme, seçme-seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına da karar verdi.
Usta yazar Yaşar Kemal, Cumhurbaşkanı Gül'den aldığı ödülün ardından bir teşekkür konuşması yapıyor. İşte o konuşmadan notlar:
|