|
|
06 Mayıs 2008 Salı 17:49
|
Politika
|
Başbakanlık, Mehmet Ali Birand'ı tekzip etmiş, Birand da KARŞI TEKZİP yazmıştı... Bugün başbakanlık BİR TEKZİP daha yaptı
BAŞBAKAN, HÜRRİYET'İN YAYIN YÖNETMENİ TARAFINDAN YÜCE DİVANLIK İLAN EDİLMİŞTİ. O sözler latifeymiş...
Başbakan Erdoğan'ın TESEV Başkanı Can Paker’in evinde bir grup gazeteciyle yediği yemekten sonra başlayan tartışma "tekzip savaşlarına" dönüştü.
Son olarak Başbakanlık Basın Merkezi'nden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada isim verilerek Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ve Kanal D Haber Anchorman'i Mehmet Ali Birand'ın haberleri tekzip edildi.
Açıklamada görüşmenin 'özel sohbet' koşullarında gerçekleştiği belirtilerek her iki gazetecinin de haber metinlerinde kullandıkları ifadelerin "latife"den ibaret olduğu öne sürüldü.
İŞTE BAŞBAKANLIK'TAN YAPILAN SON AÇIKLAMA...
Başbakanlık Basın Merkezi'den yapılan açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 3 Mayıs Cumartesi günü gerçekleşen özel bir davette, aralarında bazı medya yönetici ve yazarlarının da bulunduğu konuklarla yaptığı sohbetin içeriğinin, gerçek dışı bazı ifadelerle haber ve yorumlara konu edildiği bildirildi.
Başbakanlık Basın Merkezi'nden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklama şöyle:
'Sayın Başbakanımız'ın 3 Mayıs Cumartesi akşamı gerçekleşen özel bir davette, aralarında bazı medya yönetici ve yazarlarının da bulunduğu konuklarla yaptığı sohbetin içeriği, gerçek dışı bazı ifadelerle haber ve yorumlara konu edilmektedir.
5 Mayıs tarihli Başbakanlık açıklamasında, söz konusu haberlerde kullanılan dil ve seçilen ifadelerin birebir Sayın Başbakanımıza ait olmadığı, bu itibarla gerçeği yansıtmadığı gibi hiç bir kaynağa da dayandırılamadığı belirtilmişti.
'Özel sohbet' koşullarında yapılan konuşmaların, karşılıklı latifeler dahi ayırt edilmeksizin hem de tanık olmayanlar tarafından bu şekilde haberleştirilmesinin basın meslek ahlak ilkeleriyle de asla bağdaştırılamadığı açıklamamızda vurgulanmıştı.
Bugün Posta Gazetesi'nde Mehmet Ali Birand ve Hürriyet Gazetesi'nde Ertuğrul Özkök imzalı köşe yazılarında Sayın Başbakanımız'a atfen yer verilen ifadeler de aynı çerçevede değerlendirilmektedir.
Yoruma konu yapılan meselelerin sohbet sırasında konuşulmuş olması, Sayın Başbakanımız'a atfedilen ifadelerin doğru olduğu anlamına gelmemektedir.
Her şeyden önce Sayın Başbakanımız adına dil belirlemek ve ifade seçmek gazete yazarlarının ne görevi ne de hakkı değildir.
Not alınmayan ve kayıt tutulmayan özel bir sohbetin, izlenim sınırlarının dışına çıkan haberlere konu yapılması kabul edilemez. Aksi, gazeteciler tarafından Sayın Başbakanımız'a atfen seçilen dil ve ifadelerin kabulü anlamına geleceği için bu açıklamanın yapılması zorunlu görülmüştür.'
ERTUĞRUL ÖZKÖK, TEKZİP EDİLEN YAZISINDA ŞÖYLE YAZMIŞTI
Size içeriden bir dedikodu
İşte Ertuğrul Özkök'ün köşe yazısı
HAFTA sonu yurtdışındaydım.Türkiye’nin meseleleriyle pek ilgilenmedim.
Döndüğümde, herkes Can Paker’in evindeki yemeği konuşuyordu.
Tabiatıyla ben de ilgilendim.
Önce davetlilerin kim olduğuna baktım.
Sabah Gazetesi’nden 3 kişi var.
Ergun Babahan, Mehmet Barlas ve Nazlı Ilıcak.
Doğan Grubu’ndan da 3 kişi davet edilmiş.
Taha Akyol, Hasan Cemal ve Cengiz Çandar.
İkisi Milliyet, biri Referans Gazetesi’nden.
Star Gazetesi’nden Mustafa Karaalioğlu da davetliler arasında.
Anlayacağınız gibi, Hürriyet’ten kimse yok.
* * *
Her siyasetçinin, istediği gazete ve gazetecilerle konuşması kendi bileceği iştir ve bu seçimi yapmak da hakkıdır.
O yüzden de hiçbir zaman böyle bir şeyi eleştirmem.
Ama bu tercihte, insanları aşan, belli bir öfkeyi ve kızgınlığı yansıtan bir motif varsa, o zaman üzerinde düşünürüm.
Çünkü, gerekçe bu olduğu zaman, yapılan tercih aynı zamanda demokrasi ve çoğulculuk anlayışının da tezahürü haline gelir.
O yüzden, böyle bir tablo, Başbakan açısından iyi değildir.
Eminim, bu tablo o toplantıya katılan bazı arkadaşlarımızı da rahatsız etmiştir.
Ben geçmişte bu rahatsızlığı duymuş ve yurtdışına giderken önemli bir gazeteden kimseyi davet etmediği için bir başbakana şunu söylemiştim:
"Bu uygulamadan vazgeçmezseniz, bir dahaki geziye ben de katılmam..."
Peki o Başbakan, o uygulamadan vazgeçmiş miydi?
Hayır geçmedi.
Ama halk ondan vazgeçti.
Buna karşılık, Demirel gibi, kendisine muhalif gazetecilere tahammül eden siyasetçiler uzun yıllar Türk siyasi hayatında kaldılar.
Bu bir kural mıdır bilmiyorum.
Sakın bunu bir sitem yazısı olarak algılamayın.
Gazeteci olarak hayatım boyunca, başbakanlarla bazen çok iyi bazen çok kötü ilişkilerim oldu.
Ne biriyle ne ötekiyle övündüm.
Ne birinden ne de ötekinden dolayı gocundum, üzüntü duydum.
Bunlardan çıkardığım ders ise şu oldu:
Medya ile ilişkileri "intikam", "cezalandırma", "yok etme" zihniyeti üzerine kurmak, siyasetçilere yarar sağlamıyor.
Demokrasi bir "birlikte yaşama" rejimidir.
Bunları söyledikten sonra biraz hınzırlık edip size içeride konuşulanlar hakkında küçük bir dedikodu vereyim.
* * *
Anlatanın yalancısıyım, yemekte bir ara, Sabah-ATV Grubu’nun satışı konusu açılmış ve Başbakan şunları söylemiş:
"Benim müdahale ettiğimi söylüyorlar, etmedim. Zaten şirket çok pahalıya satıldı. Ben müdahale etsem, daha ucuza sattırırdım."
Demek ki Başbakan, başında damadı bulunan şirketin ihalesine isterse müdahale edebileceğini düşünüyor.
Ben olsam şunu hatırlatırdım.
Kendisine en yakın isimlerden biri olan AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli, eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında 27 Nisan 2004 günü verdikleri gensoru önergesinde ne demişti?
"Eski Başbakan Mesut Yılmaz, komisyon önündeki beyanlarında, ihaleyi yapanların ve ihaleye katılanların kendisi tarafından yönlendirildiğini kabul etmiştir.
Oysa, ihale komisyonunun görev ve yetkisindeki işleri bir başka organ, kişi ve yürütme organı üyelerinin üstlenmesi mümkün değildir. Dönemin başbakanı ve ilgili bakanın komisyonu aşarak ihaleye katılacak olanlarla görüşmeleri ve fiyat konuşmaları, ihalenin amacı ve usulü ne olursa olsun hukuk dışıdır."
Küçük bir hatırlatma daha yapayım.
Mesut Yılmaz, ihaleye niçin müdahale ettiğini söylemişti:
"Düşük olan bedelini yükseltmek için."
Yüce Divan, devletin kazançlı çıkacağı bu gerekçeyi kabul etmemişti.
Soruyorum, ihale bedelini düşürmek için yapılacak bir müdahaleyi etik olarak ve hukuken kabul etmek sizce mümkün müdür?
İşte bu yüzden böyle yemeklere, geçmişi hatırlatacak bazı gazetecileri davet etmek yararlı olur.
Yüzde 60’la iktidara gelen siyasetçilerin buna ihtiyacı olmuştu.
Yüzde 47 ile gelenlerin de olur.
Arınç, o toplantıda 'Dindar olan kişi yasaklanmamış bile olsa şüpheli işlerden sakınmalıdır' dedi...
Gül, Çankaya Köşkü Resepsiyon Salonu'ndaki iftar yemeğinde, ülkenin huzur ve güvenliği için canlarını veren şehitlerin yakınlarına 'Hoşgeldiniz' diyerek seslendi.
CHP, Deniz Feneri Davası’nda adı kuryelerin arasında geçen RTÜK Başkanı Zahid Akman hakkında Almanya’da başlatılan cezai takibatın deliline ulaştığını iddia etti.
İstanbul Kadıköy’de boş bir arsada 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde kullanılmış oy pusulaları bulundu. CHP, oy pusulalarıyla ilgili suç duyurusunda bulunacak.
Ankara’da Melih Gökçek, İstanbul’da Kadir Topbaş, AKP’nin yeni dönemde de adayları olacak.
CHP Lideri Baykal, NTV'nin canlı yayında Almanya'da devam eden Deniz Feneri yolsuzluk davasıya ilgili önemli bir açıklamada bulundu:
|