|
|
26 Mayıs 2008 Pazartesi 09:10
|
Politika
|
Yarın, cumhuriyet tarihimizin ilk askeri darbesi olan 27 Mayıs'ın yıldönümü... 27 Mayıs'ta bize DERS VAR MI?
SERDAR TURGUT'A GÖRE, VAR: 27 Mayıs ihtilali diktatorya eğilimleri sergilemeye başlayan bir iktidara karşı yapıldı. Demokrat Parti iktidarının gerçek mirasçısının AKP olduğunu görebiliriz.
SERDAR TURGUT, Akşam gazetesindeki köşesinde yazıyor:
1. askeri darbenin yıldönümü
Bu hafta cumhuriyet tarihimizin ilk askeri darbesi olan 27 Mayıs ihtilalinin yıldönümü de gündemde.
Resmi söylemde, bu darbe haksızlıklara başvurmaya başlamış ve diktatorya izlenimleri vermeye başlamış bir iktidara karşı sistemin kendisini koruması hareketi olarak anlatılır.
Bu söylem cumhuriyet tarihimizin bugüne kadarki bölümünde de resmi söyleme damgasını vurmayı sürdürmüştür. Ondan sonra gelen tüm askeri darbelerde de iç ve dış düşmanlara karşı sistemin kendisini koruma içgüdüsü, ön plana çıkan nedendir.
Bu düşmanlar arasında bulunan iç düşmanın darbeciler açısından çok daha tehlikeli bulunduğu aşikârdır. İç düşmanın niteliği ise içinde bulunan konjonktürün niteliğine göre tanımlanmıştır. Bu bazen komünistler olmuş bazen de irtica.
Bu bakış açısının günümüzde resmi söylemde hâlâ sürdürüldüğü de söylenebilir.
Eğer biz 27 Mayıs darbesinin alt metnini doğru çözümleyemezsek Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu kısırdöngüsel sorunu hiç çözemeyeceğiz, daima aynı sorunla boğuşarak yaşamaya devam edeceğiz.
27 Mayıs darbesinin alt metnini doğru çözümleyebilmek için Demokrat Parti iktidarının anlamını anlamak zorundayız. Demokrat Parti iktidarına gelinceye kadar, tek parti iktidarı döneminde sistem halkı dışlayarak kendini tanımlayabiliyordu. Evet; tek parti iktidarı döneminde büyük hizmetler yapılmış ve çok zor koşullar altında bir ülke inşa edilmiş olabilir ama bu sistemin işleyişinde halkın talepleri ve beklentileri dışlanarak gerçekleştirildi.
Çok partili sisteme geçilir geçilmez Demokrat Parti iktidar oldu. Onlar geçmişten de ders almış olmalılar ki; o güne kadar sistemin dışında tutulmuş halk kesimlerini, köylülüğü, dar gelirlileri ve onların beklentilerini sistemin içine çekmeye başladılar.
Açıkça söylemek gerekirse; köylülüğün ve dar gelirli halkın beklentileri arasında dini özgürlükler ön planda geliyordu.
Tek partili iktidar, Türk toplumunun dini ortada hiç yokmuş gibi davrandı ve halkın beklentilerini duymazdan geldi.
Belki de böyle davranmaya zorunluydu. Çünkü o dönemde savaş ortamında dünyada tüm iktidarlar uç politikalar izlemek zorundaydı.
Ekonomik şartlar da tek parti döneminde halkın sistem dışında tutulmasına uygun ortam sağlıyordu. Demokrat Parti iktidara geldiğinde halkın üretici ve tüketici olarak sistemin içine hızla çekilmesi zorunluydu. (Bunu Marksist bakış açısıyla sermayenin gelişim evreleri şeklinde açıklayabiliriz. Birinci aşamada ülkenin altyapısı hızla kuruldu. İkinci ve demokratik aşamada ise o altyapı üzerinde sermaye birikimi ve özel sermaye oluşturulması dönemine girildi. İkinci dönemde halkın katılımı kaçınılmazdı artık). Demokrat Parti ekonomik zorunlulukla gelen ideolojik zorunluluğu da iyi gördü. Hızla sistemin içine çekilen halkın din konusunda beklentileri de sistemin içine çekildi.
Tek parti iktidarının döneminde oluşmuş bazı kurumların dinin böyle yönetim işlerine sokulmasına tahammülleri yoktu.
Diyebilirim ki; Türkiye’nin bugüne kadar yaşamakta olduğu iç çelişkilerin tümünün tohumu Demokrat Parti iktidarı döneminde atılmıştır.
Evet; 27 Mayıs ihtilali diktatorya eğilimleri sergilemeye başlayan bir iktidara karşı yapılmış olabilir. En azından yüzeydeki açıklama budur ama asıl neden; tek parti döneminin gerçek mirasçıları olan askerlerin, dinin bu şekilde devreye karşı sokulmasına koydukları tepkidir.
27 Mayıs dönemini bir de bu gözle görmeye başlayabilirsek o zaman Demokrat Parti iktidarının gerçek mirasçısının AKP olduğunu görebiliriz. Ve askeri darbeci zihniyet de bugün tek parti ideolojisi olarak devletin çeşitli kurumlarına yayılmış durumda.
Özetle; biz hâlâ daha 27 Mayıs 1960 döneminde başlatılmış olan çatışmaları yaşamaktayız. Bu da Türkiye’nin enerjisini yiyip bitiriyor. Kapatma davası da, türban davası da aynı kavganın tezahürüdür. İnşallah bir süreçten bir şekilde geçip bu kavgayı sonunda çözeceğiz diye umuyoruz biz.
Bu hafta 27 Mayıs günlerini hatırlarken bütün bunları da hatırlasak iyi olacak diye düşünüyoruz.
CHP Sultanbeyli İlçe Merkezi'nde düzenlenen törende, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen ve İl Başkanı Gürsel Tekin, Bedir'in adaylığını birlikte açıkladı.
Fransa Ulaştırma Bakanı Domini Qei Bussereau, konuşma yapmak için kürsüye doğru ilerlerken merdivenlere takılarak yere düştü.
'Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kurban Bayramı'nda Diyarbakır'da olacak' denilirken Gül'den şaşırtan bir açıklama geldi: 'KARAR VERMEDİM'...
CHP'li Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek'e cevap vererek, 'Umuyorum uygar bir ortamda Melih Bey ile biraya gelir ve tartışırız' dedi.
Eski DEP'li Zana'yı 10 yıl hapis cezasına çarptıran mahkeme, seçme-seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına da karar verdi.
Usta yazar Yaşar Kemal, Cumhurbaşkanı Gül'den aldığı ödülün ardından bir teşekkür konuşması yapıyor. İşte o konuşmadan notlar:
|