|
|
10 Haziran 2008 Salı 09:04
|
Politika
|
Hülya Avşar'ın başbakan ile yaptığı söyleşinin TAMAMI, bu haberde (1)
Hülya Avşar, en çarpıcı sorularını Başbakan’a yöneltti ve Erdoğan bu soruları dobra dobra yanıtladı.
Hülya Avşar açılış konuşması:
- Bir ülkenin sanatçısı ve bir ülkenin başbakanı şimdiye kadar hiç biraraya gelmişler miydi? Peki gelirlerse ne konuşabilirler sizce? Burası Türkiye, buyurun...
Tanıtım VTR’si:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan... Genç yaşta gençlik kollarıyla siyasete merhaba dedi. Kamuoyu onu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğunda tanıdı.
28 Şubat sürecinden sonra yıllarını verdiği Milli Görüş hareketiyle yollarını ayırdı. “Ben değiştim. Milli Görüş gömleğini çıkarttım” sözleriyle partisinin AB normlarına uygun hareket edeceğinin sinyallerini verdi... Müzakere sürecinde uyum yasalarıyla birçok önemli adım atıldı... Türkiye’yi Avrupa Birliğine en çok yaklaştıran lider oldu...
Partisi, 5 yıllık iktidardan sonra 2007 seçimlerinde Türkiye’nin yüzde kırk yedisinin oyunu aldı. O gece yaptığı konuşmada yalnızca kendisine oy verenlerin değil, tüm seçmenlerin emanetini taşıyacağını söyledi...
Türkiye’nin islam, demokrasi, laiklik ve modernite arasında bir denge sağlayarak, imkansızı başardığını belirtti...
Okuduğu bir şiir nedeniyle yargılandığı mahkemeden, başbakanlık koltuğuna kadar uzanan heyecan verici bir hikayenin sahibi...
O, Türkiye’nin yarısını temsil eden partinin başkanı olmanın onurunu da, kapatılma tehlikesinin gerilimini de omuzlarında taşıyan bir lider...
Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la bu müthiş hikayeyi konuşacağız...
HÜLYA AVŞAR - O zamanlarla, bu zamanları kıyaslarsam, saçınız biraz daha mı beyazladı. Çok mu yorduk biz sizi?
BAŞBAKAN - Koşan, dertli olan, düşünen ya saçlarından dökülerek bir şeyleri kaybeder veyahut saçlarının aklaştığını zaman geçtikçe hisseder.
HÜLYA AVŞAR - Gerçekten çok yoruluyor musunuz, yoksa etrafınızdaki kişiler sizin yükünüzü üzerinizden yüzde 70 oranında alabiliyorlar mı? Sırf karar vermek değil de, her şeyi detaylı düşünüyor musunuz?
BAŞBAKAN - Şimdi tabi bunun oranını belirlemek kolay değil. Ama ben hizmet etmeyi bir güç kaynağı olarak görüyorum. O benim için ayrı bir güç kaynağı. Tabi ki bu gücü oluştururken yanınızdaki mesai arkadaşlarınızın size olan katkıları çok çok önemli. En azından onlar size moral depoluyor. Onlar size birikimleriyle katkıda bulunuyor. Gördükleri eksikleri size hatırlatmak suretiyle, sizin bu eksiğinizi gidermenize yardımcı oluyorlar. Tabi bunu dışardan bakanlar belki hissedemeyebilir. Ama bunu biz hissederek, bunu düzeltmek suretiyle de geleceğe çok daha da emin adımlarla, çok daha kararlı bir şekilde yürüme fırsatını buluyoruz. Bu bakımdan yorulmak nedir, ben yorulmak nedir şu ana kadar bilmedim. Çünkü siyasetteki ömrüm kısa değil. 18 yaşından itibaren gençlik kollarından, bugüne siyasetten adeta hiç ayrılmaksızın iç içe oldum ve böyle geldim. Ve halkımın teveccühü her zaman güç kaynağımız oldu, onlarla beraber olmak her zaman güç kaynağımız oldu. Şu anda da o güç kaynağıyla geleceğe çok daha kararlı bir şekilde yürüyoruz.
HÜLYA AVŞAR - Peki, tabi ki detaylı düşündüğümüzde yorulduğunuz gerçek. En çok Türkiye’nin hangi sorunlarıyla bizzat ilgileniyorsunuz? Çünkü, bir sıralama vardır tahmin ediyorum. Bunlar hangileridir, en önemli olan...
BAŞBAKAN – Şimdi bunu özellikle bu yeni dönemde ben 4 tane temel taş üzerinde Türkiye’yi yükselteceğiz dedim. Birincisi eğitim, ikincisi sağlık, üçüncüsü adalet, dördüncüsü emniyet. Bu dört temel taş üzerinde yükselen bir Türkiye. Tabi bunun üzerinde neler olacak, bu çok önemli. Bunun üzerinde enerji, bunun üzerinde tarım, bunun üzerinde sosyal bir devlet ilkesi olmanın getirdiği toplu konut, bunun üzerinde dış politikada şahsiyetli ve onurlu bir duruş sergileme süreci. Bunun üzerinde ulaşım, Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesiydi. Bunları yükseltme kararlılığını verdik. Tabi hepsinden öte, insanımızın yaşam standartını bütün bunları sağlamak suretiyle, ben bu ülkenin evladı olarak, artık onurluyum, gururluyum diyebilme felsefesine, çünkü insana endeksli bir siyaseti hedefledik ve bu şekilde geleceğe ayrımcılığı da bir tarafa koymak suretiyle yürüdük.
HÜLYA AVŞAR - Bu ülkenin vatandaşıyım diye gururla yaşıyor olmamızın sebeplerinden bir tanesi en başta sağlığımız. Görüyorum tabi ki sağlık açısından vatandaşlarınıza her türlü kolaylığı tanıdınız, bunun farkındayız.
BAŞBAKAN – Şimdi benim alanım ekonomi ve yönetim. Bizim özellikle 3 konuyu koordine etme işlemini devlet üstlensin dedik. Devlet hastaneleri, SSK hastaneleri, Vakıf hastaneleri yani özel hastaneler. Şimdi biz hastanelere yatırım yapıyor muyuz, yapıyoruz. Dedik ki, mevcut hastaneler var. Nedir bu özel sektörün hastaneleri var. Kaldı ki özel sektör ben daha da yatırım yaparım diyor. Benim şu anda mali kaynaklarım azsa, ben özel sektörün bu alana girmesini teşvik edeyim. Özel sektör bu alanın içerisine girsin, ben ondan hizmet alayım. Dolayısıyla hem yatırımdan kurtulmuş olayım. Ben ondan sadece hasta başına belirleyelim, yalnız burada suistimal olmasın. Suistimal olmadığı takdirde, siz buradan ciddi bir rant elde edersiniz. Nedir bu rant? Düşünelim, bir hastaneye yatırım yapacaksınız. Bu hastanede istihdam, bu hastanede bütün cari harcamalar, bütün bunların bedelini şöyle bir tarafa koyduğunuz zaman, bunların sadece yıllık faiz hesaplarını yapsanız özel sektörle olan bu işletme mantığı içerisinde bunun çok daha ülke için yararlı olduğunu göreceksiniz.
HÜLYA AVŞAR - Buna bir zaman mı gerekiyor.
BAŞBAKAN - Hayır bu zaman içerisinde oturacaktır bu sistem.
HÜLYA AVŞAR - Bu zaman dediğiniz... Biraz aceleci bir milletiz biz çünkü. Hep zaman zaman kelimesi...
BAŞBAKAN – Onun için de biz tabi olayı ister istemez çok daha sıkı tutuyoruz. Mesela şimdi, yaptığımız düzenlemelerde diyoruz ki, bir fiyat belirledik. Şimdi özel hastanelerle, devlet hastaneleri anlaşıyor. Çalışma Bakanlığı, bu anlaşmayı yaptıktan sonra, diyor ki size bu bedelin üzerinde biz yüzde otuza kadar fark veririz. Daha fazla vermeyiz. Şimdi burada biz tercih hakkını kime bırakıyoruz, vatandaşımıza bırakıyoruz. Şimdi burada tabi bazı yanlışlar duyuyoruz biz. Nedir, bazı yerlerde bıçak parası adı altında paralar alınıyor. Vatandaşlara düşmüş, bakıyorsunuz onlardan daha fazla paralar alınıyor ama, benden bu para alındı diyemiyor. İşte bir özel hastanede yattım, deme uğruna bunu veriyor. Biz burada da işte diyoruz ki, burada bakanlığımıza gerekli olan duyurular yapılırsa, biz gerekirse bu hastanelerle bütün anlaşmalarımızı iptal ederiz. Çünkü böyle bir şeye dayanmamız mümkün değil.
HÜLYA AVŞAR - Bunu çok iyi denetleyebiliyorlar mı acaba?
BAŞBAKAN - Tabi işte az önce ifade ettiğiniz o denetim mekanizması her geçen gün artacak. O daha da güçlenecek. Ve bu noktada biz de eksiklerimize bakıyoruz, çünkü bir sistemi oturtuyorsunuz, kolay değil. Bir evden bir eve taşındığınız zaman bile yerleşene kadar, bir çok oradaki eşyalarınızı bulmakta zorlanıyorsunuz. Burada sistem değiştiriyorsunuz. Bu sistemi değiştirirken, tabi ki bazı aksamalar olacak ama, bu aksamaların ben çok uzun süreceğine inanmıyorum. Çünkü arkadaşlarımız ciddi bir tecrübe sahibi oldular. Halkımızın bilinçlenmesi lazım. Halkımız bu arada bilinçleniyor. Ve bir rekabet başladı. Bu rekabet nedir, sağlık kurumlarımızın arasında daha iyi hizmet verebilme anlayışı yerleşmeye başladı. Çünkü iyi hizmet vermeyene benim vatandaşım bundan sonra gitmez. Bu hastanenin iyi bakımı vardır der, oraya gider. Devlet hastanelerinde, üniversitelerimizde, vakıf hastanelerinde bütün bunlar oturduğu anda inanıyorum ki, benim vatandaşım işte ah demeyecek. Diyecek ki ben hamdolsun Türkiye vatandaşıyım ve benim artık ülkemde sağlıkta bir sıkıntım kalmadı. Çünkü hatırlayın şöyle bir beş sene öncesini. Koğuş tipi hastaneler, orada sekiz kişi, on kişi yatıyor. Koskoca koridorda bir tane tuvalet bulursunuz, banyo bulursunuz. Sağlam girin, hasta çıkarsınız. Böyle bir dönemdi ama, şimdi bizim artık bir yataklı, iki yataklı odalarımız, her odada tuvaleti banyosu mevcut ve çok daha sıkı bir denetim. Bizzat ben gittiğim illerde bu tür hastanelerimizi denetliyorum. Tabi yeni yapılanlarda, eskilerde bu mümkün değil. Eskilerden de şimdi yavaş yavaş yıkıma başladık. Yenisini yapıp, eskisini yıkıyoruz. Eğer ihtiyaç daha fazlaysa, onun yerine de gerekirse yeni bir hastane yapıyoruz. Ama, Türkiye genelinde bunu yaygınlaştırmak suretiyle, artık vatandaşlarımızın fevkalade bir hal olmadıktan sonra bir ilden, diyelim sizin memketiniz Kars’tan çıkıp da, benim vatandaşım Erzurum’a gitmesin veya Ankara’ya gelmesin. Benim Kars’lı vatandaşım, Kars’ta şifasını bulabilsin.
HÜLYA AVŞAR - 18 yaşında politikaya girmeye karar verdim dediniz ve ondan sonra özel bir şirkette çalıştınız. Akabinde de politikanın içerisinde yer aldınız. Özel şirkette çalışırken, bir gün bu ülkede başbakan olabileceğinizi hedeflemiş miydiniz? Yoksa hayır ben politikanın içinde herhangi bir yerde ama, yeter ki politikada olayım diye mi düşünüyordunuz...
BAŞBAKAN - Devlette de çalıştım bu arada.... Şimdi siyasette önünüz mesafe aldıkça açılıyor. Ama ben siyasette şu yönümü önce ifade edeyim. Mesela gençlik kollarında çalıştım, hep başkan oldum.
HÜLYA AVŞAR - Liderlik yönüm kuvvetli diyorsunuz?
Başbakan – İlçe başkanlıklarında hep ilçe başkanı oldum. İl başkanlıklarında, hep il başkanı oldum. Ve o dönemlerde bir de ayrıca merkez karar ve yönetim kurulu üyeliklerinde de bulundum. Fakat bir şeyi çok farklı yaptım. Bu işi inanarak, severek yaptım. Burada bizde bir anlayış oluşmuştu. O da şu: Siyasette siz talep eden olmamalısınız, isteyen olmalısınız. İsteyen oldukça, talep eden oldukça siz zayıf kalırsınız. Ama istenen olursanız, talep edilen olursanız o zaman güçlü olursunuz.
HÜLYA AVŞAR - Talep edildiniz, istendiniz?
BAŞBAKAN – Talep edildim.
HÜLYA AVŞAR - Peki çok özür diliyorum. Kasımpaşa’da büyüdünüz. Orada tabi ki mahallede top da oynadınız, herkes gibi.
BAŞBAKAN – 15 yaşından itibaren.
HÜLYA AVŞAR - Evet yani, bildiğimiz bir çocukluk yaşadınız tabi ki. Nereden aklınıza esti politika. Niçin politikaya girmek istediniz? Durup dururken, doktor değil, avukat değil de...
BAŞBAKAN – Ben şimdi ortaöğretim çağlarında bir defa benim o zaman sivil toplum örgütleri içerisinde aktivitelere katılıyordum. Okulda iyi şiir okuduğum söylenirdi. Münazaralar olurdu liseler arasında, o münazaralarda okulun münazara ekibindeydim. Bunlar da biraz bizim sivrilmemize vesile olmuştu. Okulun bütün sportif aktivitelerinde, atletizmde, voleybolunda, futbolunda okul takımının liseler arasında vardım, oynuyordum. Yani bu yönümle zaten, sosyol bir insan durumundaydım. Ve okulu bitirdiğimde de hedefim Siyasal Bilgiler’e girebilmekti. Yani oradan bir siyasete yönelimim vardı. Ben o zaman Siyasal Bilgiler’e puan tutturamadım. İktisadi Ticari İlimlere tutturdum ve bu sefer fiili olarak siyaseti yapma fırsatını yakaladım. Siyasal Bilgiler’e giremedim ama, talep de gelince o zaman ben bunu fiili olarak yapabilirim dedim ve siyasetin içine girdim.
HÜLYA AVŞAR - Bunu biliyorlardı ki herhalde böyle bir şey istediğinizi ki talep geldi.
BAŞBAKAN – Ben sivil toplum örgütlerindeydim o zaman.
HÜLYA AVŞAR - Sivil toplum örgütleri dolasıyla geldiniz.
BAŞBAKAN – Tabi tabi onların içerisinde zaten çalışıyordum.
İddia TRT’nin hazırlamakta olduğu Kıbrıs Barış Harekatı’na yönelik bir belgeselde ortaya atıldı.
Bahçeli iki ruhlu ya da iki yüzlü
Erdoğan, Kadir Has Üniversitesi'nde konuştu ve 'Bu kelimeyi seçerek kullandım 'işgal'... DEDİ...
DİCLE KENARINDA BİR KURT, BİR KUZUYU KAPSA... Adalet Bakanı Şahin işkence özrü, Deniz Feneri ve Hrant Dink davasıyla ilgili açıklamalarda bulundu...
Sorunun sahibi, Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkin... Başlıktaki soruyla başlayan yazının devamı şöyle:
İkilinin öğleden önceki buluşması sonrasında, bunu net olarak yazabiliyoruz:
|