|
|
18 Haziran 2008 Çarşamba 00:28
|
Politika
|
KAYIP TRİLYON DAVASINDAN YARGILANMASI İSTENİYORDU... Cumhuriyet Başsavcısı'nın hükmü bu oldu: Abdullah Gül yargılanamaz
YARGILAYAMAMA NEDENİ, YASAL İMKANSIZLIK: Başsavcılık, “Kayıp Trilyon” kararında, Gül’ün kişisel suçlar için bile “iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurları tartışılmaksızın, yasal imkansızlık nedeniyle soruşturulamayacağı” kararı verdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı’na yönelik “kayıp trilyon” suçlaması ile önemli bir karar verdi. Başsavcı, cumhurbaşkanı seçilmeden önce veya sonra görevle ilgili olmayan kişisel suçlardan dolayı cumhurbaşkanının sorumluluğu ve yargılanması ile ilgili anayasada düzenleme olmadığına dikkat çekti. Başsavcı, “Yorum tekniği ile vatana ihanet suçu haricinde yargılaması mümkün bulunmayan cumhurbaşkanının, kişisel suçlarla ilgili doktrinde tartışılan cezai sorumluluğun ise yorumsal kıstaslarla doldurulmasının ve muğlak yargılama teknikleri ve makamları ihdas edilmesinin mümkün bulunmadığı tespit edilmiştir” dedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamladı. Cumhuriyet Savcısı Kürşat Kayral tarafından yürütülen soruşturma sonunda Gül hakkında, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Kararda, “Cumhurbaşkanının, seçilmeden önce işlemiş olduğu kişisel suçlarından dolayı Anayasada bir hüküm yer almadığı gibi TBMM İç Tüzüğünde de bir düzenlemenin mevcut olmadığı, demokratik rejimlerde Devlet Başkanının dokunulmazlığının kabul gören bir imtiyaz şeklinde oluştuğu” kaydedildi.
1982 Anayasasının 105. maddesine göre Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun “esas”, sorumluluğunun ise “istisna” olarak getirildiği belirtilen kararda, 1961 Anayasasının 99. maddesi ve 1982 Anayasasının 105/3. maddeleri ile “Cumhurbaşkanının sadece vatana ihanetten dolayı sorumlu tutulabileceğinin”, 105/1-2. madde fıkralarında ise “görevi ile ilgili işlemlerden dolayı sorumsuzluğunun düzenlendiği” ifade edildi. Kararda, “Bunun haricinde, Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmesinden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülürse tutulma, sorguya çekilme, tutuklama ve yargılama yollarına maruz kalıp kalmayacağının madde metninde bulunmadığı” belirtildi.
ANAYASA MAHKEMESİ YARGILAYABİLİR Mİ?
Kararda, şunlar kaydedildi: “Anayasanın 148/3. maddesinde belirlenen Anayasa Mahkemesinin ‘görev ve yetkileri’ başlıklı bölümünde, Anayasa Mahkemesinin; Cumhurbaşkanını, Yüce Divan sıfatıyla yargılaması hususu belirtilmiş ise de görev yönünden düzenlenen bu maddenin 105. maddede belirlenen görev sorumsuzluğu göz önüne alındığında sadece 105/3. maddesinde geçen vatana ihanet suçlamasına ilişkin yargılamayı kapsadığı anlaşılmakta olup, kişisel suçlardan yargılamayı içermediği, bu bağlamda Anayasal sistem içerisinde Cumhurbaşkanının ‘vatana ihanet’ haricinde kalan bir suçtan dolayı yargılama mercinin de düzenlenmemiş olduğu belirlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında; Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin varsa partisiyle ilişkisinin kesilmesi ve milletvekilliğinin sona ermesi, görevinin özelliğinin doğal gereği olup, milletvekilliğinin sona ermesinin, dokunulmazlık dışında kalacağı anlamına gelmediği, açıkça bu sözcüğün Anayasada yer almamasının, Anayasanın 104. maddesinde sayılan yetkileri kullanan, milletvekillerinden çok daha önemli konumda olan Cumhurbaşkanının dokunulmazlığının bulunmamasının düşünülemeyeceği ve bu hususun olsa olsa etik nezaket gereği ile bu makamın, ülkede sıkıntılar baş gösterdiğinde, oluşan problemleri; ciddi, herkesin inanacağı ve kabul edebileceği şeklinde çözebilecek son makam olacağı düşüncesiyle muhafaza ve koruma düşünceleri altında yapılan, Anayasa koyucunun tasarrufu olarak vücut bulduğu, 1982 Anayasasının, 1924 Anayasası düzenlemesinden ayrılarak 105. madde ile yaptığı Cumhurbaşkanının sorumluluğu ve sorumsuzluğu tanımlamasının mutlak olup, başka kanunlar veya diğer dokunulmazlıklar açısından kıyas yoluna açık bulunmadığı, Cumhurbaşkanı seçilinmesinden önce veya sonra görevle ilgili olmayan kişisel suçlardan dolayı Cumhurbaşkanının sorumluluğu ve yargılanması ile yargılama yer, usul ve şekil şartlarıyla zaman aşımının nasıl ve ne şekilde uygulanacağı hususunda hiçbir Anayasal düzenlemenin mevcut olmadığı, Anayasanın 105. maddesinin 1. fıkra hükmünden Cumhurbaşkanının vatana ihanet dışında kalan diğer görev suçlarından sorumlu olmadığının açıkça anlaşıldığı halde, kişisel suçlardan dolayı sorumlu olup olmadığı, eğer sorumlu ise yargılamanın nasıl ve ne zaman yapılacağı hususunda açık bir belirsizlik olduğu, tersine yorum tekniği ile vatana ihanet suçu haricinde yargılaması mümkün bulunmayan Cumhurbaşkanının, kişisel suçlarla ilgili doktrinde tartışılan cezai sorumluluğun ise yorumsal kıstaslarla doldurulmasının ve muğlak yargılama teknikleri ve makamları ihdas edilmesinin mümkün bulunmadığı tespit edilmiştir.” Kararda, “Mevcut Anayasal sistem gereğince, Türkiye Cumhuriyeti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurları tartışılmaksızın, yasal imkansızlık nedeniyle soruşturma yapılmasına gerek olmadığına CMK’nın 172. maddesi gereğince karar verildi” denildi.
VATANA İHANET DIŞINDA YARGILAMA
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “Kayıp Trilyon” davasıyla ilgili olarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında verilen soruşturma yapılmasına gerek olmadığına dair kararda, “Anayasada, Anayasa Mahkemesinin; cumhurbaşkanını, Yüce Divan sıfatıyla yargılaması hususu belirtilmiş ise de bu maddenin vatana ihanet suçlamasına ilişkin yargılamayı kapsadığı anlaşılmakta olup, kişisel suçlardan yargılamayı içermediği, bu bağlamda anayasal sistem içerisinde cumhurbaşkanını ‘vatana ihanet’ haricinde kalan bir suçtan dolayı yargılama merciinin de düzenlenmediği belirlenmiştir” denildi.
Kararda, Necmettin Erbakan ve 78 arkadaşı hakkında kamu davası açıldığı, dava tarihinde Fazilet Partisi Kayseri Milletvekili görevinde bulunan Abdullah Gül hakkında, yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle TBMM Başkanlığına sunulmak üzere fezleke tanzim edildiği belirtildi. Soruşturma dosyasının Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi nedeni ile TBMM Başkanlığınca iade edildiğine yer verilen kararda, şöyle denildi:
“Yapılan incelemede; fezleke düzenlenmesi döneminde milletvekili, bilahare Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunulmasında; yasama sorumsuzluğu, yasama dokunulmazlığı ile Cumhurbaşkanının göreviyle ilgili olmayan kişisel suçlarından dolayı sorumluluğu ve yargılanması, hukuksal sonuçlarının irdelenmesi gerektiği, bütün demokratik ülkelerde, yasama meclisi üyelerine, yasama fonksiyonlarını gereği gibi yerine getirilebilmelerini sağlamak amacıyla diğer vatandaşlara göre farklı bir statü getirilerek, kamu yararı gereği yasama ayrıcalıkları tanındığı, mutlak ve sürekli bir koruma sağlayan, yasama dokunulmazlığından farklı bir kritere sahip olan yasama sorumsuzluğunun amacının; söz ve düşünce hürriyetlerini korumak, yasama görevinin korkusuzca ve tam bir serbesti içerisinde yerine getirilmesini sağlamak olduğu tespit edilmiştir.” Kararda, 1982 Anayasası’nda, 1924 ve 1961 Anayasalarının geleneği devam ettirilerek, “seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz...” hükmünün içerildiğine dikkat çekildi. Bu hususun Anayasanın 83/1. maddesinde yapılan yasama sorumsuzluğu tanımının yaptırımsal yönü olduğuna yer verilen kararda, yasama dokunulmazlığının milletvekillerini asılsız ve zamansız ceza kovuşturmalarına ve tutuklanmalarına karşı koruyan bir müessese kavramında olup, sorumsuzluk cezalandırılmamayı ifade ederken, dokunulmazlığın, cezalandırmanın ertelenmesini içerdiği dile getirildi.
CUMHURBAŞKANININ SORUMLULUĞU VE SORUMSUZLUĞU Anayasaya göre, “Devletin başı” konumunda bulunan Cumhurbaşkanının bu sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil ettiği, temsil ve gözetme görevleri ile Anayasanın uygulanması ve devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını içeren, Anayasanın 104. maddesinde tanımlanan yasama, yürütme ve yargıya ilişkin görevleri bulunduğu belirtilen kararda, Cumhurbaşkanının sorumluluğu ve sorumsuzluğunun Anayasanın 105. maddesinde düzenlendiği aktarıldı. Kararda şöyle devam edildi:
“Buna göre; Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamaz. Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.”
DOKUNULMAZLIK KABUL GÖREN BİR İMTİYAZ Söz konusu düzenlemede; Cumhurbaşkanının, seçilmeden önce işlemiş olduğu kişisel suçlardan dolayı Anayasada bir hüküm yer almadığı gibi TBMM İç Tüzüğünde de bir düzenlemenin mevcut olmadığı, demokratik rejimlerde devlet başkanının dokunulmazlığının “kabul gören bir imtiyaz” şeklinde oluştuğu aktarıldı.
Kararda, “1924 Anayasası’nın 41. madde 2. fıkrasında, Cumhurbaşkanının kişisel olarak işlediği suçlardan ötürü sorumluluğunda, anayasanın milletvekili dokunulmazlığı ile ilgili maddelerine göre hareket edileceğinin açıkça düzenlendiği, ancak 1961 ve 1982 Anayasalarının bu hususta herhangi bir düzenleme içermediği, gerek 1961 Anayasası’nın 99. maddesi ve gerekse 1982 Anayasası’nın 105. maddesinde Cumhurbaşkanı sorumsuzluğu düzenlemesi yapılıp, Cumhurbaşkanının yasama dokunulmazlığından ya da Cumhurbaşkanı dokunulmazlığından yararlanıp yararlanmayacağının ayrıca öngörülmediği, 1982 Anayasası’nın 105. maddesine göre Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun esas, sorumluluğunun ise istisna olarak getirildiği” kaydedildi.
Kararda, 1961 Anayasası’nın 99. maddesi ve 1982 Anayasası’nın 105/3. maddeleri ile “cumhurbaşkanının sadece vatana ihanetten dolayı sorumlu tutulabileceğinin”, 105/1-2. madde fıkralarında ise görevi ile işlemlerden dolayı sorumsuzluğunun düzenlendiği, bunun haricinde, cumhurbaşkanın, cumhurbaşkanlığı makamına seçilmesinden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülürse tutulma, sorguya çekilme, tutuklama ve yargılama yollarına maruz kalıp kalmayacağının madde metninde bulunmadığı belirtildi.
DOKUNULMAZLIĞIN CUMHURBAŞKANINDAN ESİRGENEMEZ Kararda şöyle devam edildi: “Doktrindeki büyük bir kısım görüşün, cumhurbaşkanına, milletvekili dokunulmazlığının hükümlerinin uygulanması gerektiği, zira Anayasanın milletvekillerine hatta TBMM dışından atanan bakanlara dahi tanıdığı dokunulmazlık kalkanını Cumhurbaşkanından esirgediğini düşünmenin son derece yanlış olduğudur. Ancak burada çıkan sonucun; cumhurbaşkanının kişisel suçundan görev süresi içerisinde herhangi bir yargı organı huzuruna çıkarılamayacağı, yasama dokunulmazlığı hükümleri çerçevesinde görev süresi sonunda yargılanabileceği hususunda ise; Anayasanın 105. maddesinde bu konuda bir açıklık içermediğinden, Anayasada yer almayan hükümlerin kıyas yoluyla uygulanmasının da mümkün bulunmadığı, dava zaman aşımlarının ise ne zaman duracağı ve nasıl devam edeceği konularında da yasal düzenleme veya Anayasal bir hükmün mevcut olmadığı tespit edilmiştir.”
Bunun aksine, cumhurbaşkanının hangi suçtan ve nasıl yargılanacağının ise Anayasada istisnai olarak getirilip, yapılacak tüm usulü işlemlerinin belirtildiği, buna rağmen vatana ihanet olarak nitelendirilen suçun tanım ve unsurlarının dahi yapılmayarak bunun takdirinin, bu konudaki suçlamayı yapacak TBMM’ye bırakıldığı belirtilen kararda, şunlar kaydedildi: “Anayasanın 148/3. maddesinde belirlenen Anayasa Mahkemesinin ‘görev ve yetkileri’ başlıklı bölümünde, Anayasa Mahkemesinin; Cumhurbaşkanını, Yüce Divan sıfatıyla yargılaması hususu belirtilmiş ise de görev yönünden düzenlenen bu maddenin 105. maddede belirlenen görev sorumsuzluğu göz önüne alındığında sadece 105/3. maddesinde geçen vatana ihanet suçlamasına ilişkin yargılamayı kapsadığı anlaşılmakta olup, kişisel suçlardan yargılamayı içermediği, bu bağlamda Anayasal sistem içerisinde Cumhurbaşkanının ‘vatana ihanet’ haricinde kalan bir suçtan dolayı yargılama merciinin de düzenlenmemiş olduğu belirlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında; Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin varsa partisiyle ilişkisinin kesilmesi ve milletvekilliğinin sona ermesi, görevinin özelliğinin doğal gereği olup, milletvekilliğinin sona ermesinin, dokunulmazlık dışında kalacağı anlamına gelmediği, açıkça bu sözcüğün Anayasada yer almamasının, Anayasanın 104. maddesinde sayılan yetkileri kullanan, milletvekillerinden çok daha önemli konumda olan Cumhurbaşkanının dokunulmazlığının bulunmamasının düşünülemeyeceği ve bu hususun olsa olsa etik nezaket gereği ile bu makamın, ülkede sıkıntılar baş gösterdiğinde, oluşan problemleri; ciddi, herkesin inanacağı ve kabul edebileceği şeklinde çözebilecek son makam olacağı düşüncesiyle muhafaza ve koruma düşünceleri altında yapılan, Anayasa koyucunun tasarrufu olarak vücut bulduğu, 1982 Anayasası’nın, 1924 Anayasası düzenlemesinden ayrılarak 105. madde ile yaptığı Cumhurbaşkanının sorumluluğu ve sorumsuzluğu tanımlamasının mutlak olup, başka kanunlar veya diğer dokunulmazlıklar açısından kıyas yoluna açık bulunmadığı, Cumhurbaşkanı seçilinmesinden önce veya sonra görevle ilgili olmayan kişisel suçlardan dolayı Cumhurbaşkanının sorumluluğu ve yargılanması ile yargılama yer, usul ve şekil şartlarıyla zaman aşımının nasıl ve ne şekilde uygulanacağı hususunda hiçbir Anayasal düzenlemenin mevcut olmadığı, Anayasanın 105. maddesinin 1. fıkra hükmünden Cumhurbaşkanının vatana ihanet dışında kalan diğer görev suçlarından sorumlu olmadığının açıkça anlaşıldığı halde, kişisel suçlardan dolayı sorumlu olup olmadığı, eğer sorumlu ise yargılamanın nasıl ve ne zaman yapılacağı hususunda açık bir belirsizlik olduğu, tersine yorum tekniği ile vatana ihanet suçu haricinde yargılaması mümkün bulunmayan Cumhurbaşkanının, kişisel suçlarla ilgili doktrinde tartışılan cezai sorumluluğun ise yorumsal kıstaslarla doldurulmasının ve muğlak yargılama teknikleri ve makamları ihdas edilmesinin mümkün bulunmadığı tespit edilmiştir. Tarihsel irdelenen süreçte, yenilenen Anayasalarda, Anayasa koyucusunun iradesinin cumhurbaşkanının kişisel suçlarından sorumlu olmadığı yönünde bir akış ortaya getirdiği, 1961 Anayasası’nın ‘sorumsuzluk’ başlıklı 98. maddesinin açıkça ‘Cumhurbaşkanı görevi ile ilgili işlemlerden sorumlu değildir’ hükmünü içermesine karşılık 1982 Anayasası’nın ‘sorumluluk ve sorumsuzluk’ başlıklı 105. maddesi hükmünün yalnızca vatana ihanetten sorumluluğu düzenlediği, bu nedenle 1961 Anayasası düzenlemesinden ‘eğer sorumsuzluk yalnızca göreve ilişkin suçlarda söz konusuysa kişisel suçlardan sorumluluk esastır’ çıkarımı yapılabilirse de 1982 Anayasası’nın, görev suçu-kişisel suç ayrımı yapmaksızın sorumluluk halini sadece vatana ihanet suçuyla sınırlandırmış olması karşısında, Cumhurbaşkanının kişisel suçlardan sorumlu olmadığı rahatlıkla ileri sürülebilecek ve bu düzenlemenin 1961 Anayasası’nın tam aksi yönde yorumlanmasının çıkarımını ortaya getirecektir. Zira Cumhurbaşkanını vatana ihanet gibi siyasi nitelikli önemli bir suçtan yargılayabilmek için bile TBMM’nin üye tam sayısının üçte birinin teklifi ve en az dörtte üçünün vereceği olumlu karar çoğunluğunu arayan Anayasanın, ‘Anayasa, hukukun üstünlüğü, demokrasi, Atatürk ilkeleri, laiklik ve Cumhuriyet ilkeleri açısından taraf olan ve bu konularda Türkiye Cumhuriyetinin başı olan Cumhurbaşkanı’ hakkında, Türk Ceza Kanunu veya özel ceza yasalarında yaptırım altına alınan bir suçtan, herhangi bir özel yargılama yönteminin uygulanmadığı bir soruşturmayı veya kovuşturmayı amaçladığını düşünmesinin mümkün bulunmadığı tespit edilmiştir.”
Kararda, “Mevcut Anayasal sistem gereğince, Türkiye Cumhuriyeti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurları tartışılmaksızın, yasal imkansızlık nedeniyle soruşturma yapılmasına gerek olmadığına CMK’nın 172. maddesi gereğince karar verildi” denildi.
|
Yorumlar |
|
Nevzat GÜNAL
-
18.06.2008 14:41
|
|
tartışmasız istifa etmeli. Ama edemezler halefi veya salefi gibi çünkü o iddialardan ancak korunmazlık zırhına kavuşarak şimdilik kurtulmuşlar.
|
Arınç, o toplantıda 'Dindar olan kişi yasaklanmamış bile olsa şüpheli işlerden sakınmalıdır' dedi...
Gül, Çankaya Köşkü Resepsiyon Salonu'ndaki iftar yemeğinde, ülkenin huzur ve güvenliği için canlarını veren şehitlerin yakınlarına 'Hoşgeldiniz' diyerek seslendi.
CHP, Deniz Feneri Davası’nda adı kuryelerin arasında geçen RTÜK Başkanı Zahid Akman hakkında Almanya’da başlatılan cezai takibatın deliline ulaştığını iddia etti.
İstanbul Kadıköy’de boş bir arsada 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde kullanılmış oy pusulaları bulundu. CHP, oy pusulalarıyla ilgili suç duyurusunda bulunacak.
Ankara’da Melih Gökçek, İstanbul’da Kadir Topbaş, AKP’nin yeni dönemde de adayları olacak.
CHP Lideri Baykal, NTV'nin canlı yayında Almanya'da devam eden Deniz Feneri yolsuzluk davasıya ilgili önemli bir açıklamada bulundu:
|