|
|
07 Eylül 2008 Pazar 17:16
|
Politika
|
AYDIN DOĞAN MUHALEFET LİDERİ Mİ? Tayyip Erdoğan, Doğan Grubu'nu eleştirmeyi sürdürdü: Aydın Doğan'ın yazılı yanıtına yapılan karşı açıklamadır
Almanya'da duruşmaları devam eden Deniz Feneri yolsuzluğu davasının iddianamesiyli ilgili haberlerin Doğan Grubu'nda yer alması Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı kızdırmayı sürdürüyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP Bayrampaşa İlçe Teşkilatı’nın Bayrampaşa Spor Kompleksi'nde düzenlenen 3. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* Bütün bunlardan sonra bir vakayı burada işlemek durumundayım. Dün Güngörende söyledim. Tabi sayın Doğan çok rahatsız oldu. Akşam da yazılı bir cevap vermiş. Tabi bu yazılı cevabın cevapsız kalması mümkün değil. Çünkü bu hamur daha çok su kaldırır. Sayın Doğan verdiği yazılı cevapla anı kurtarmaya gayret etti. Şimdi ben dünkü açıklamayı biraz daha açmam gerekecek. Öyle gözüküyo. Tabi Aydın Doğan'ın Genel Yayın Yönetmeni ve kendisi bir cevap verme yarışına girmişler. Yönetmen diyor ki, insani duyguları sömürenleri yazmayalım mı? Yazma diyen mi var. Yaz da doğruları yaz. Yalan ve iftara yazma. Daha düne kadar Baykal'la paslaşma halinde toplanan yardım paralarının Başbakan Tayyip Erdoğan'a elden verdiğini veya verildiğini gösteren makbuz belgesi diyordunuz. Bunu sayın Baykal da diyordu, kendileri de diyordu. Hatırlayın. Peki noldu o belgeye. O belgeye ne oldu. Kayıp mı oldu? Yoksa bir gecede değişimiverdi? Nerede o sözünü ettiğin tutanak. Ben hadi çıkın ispatlayın deyince, şimdi yarım ağız 'Başbakana elden değil, başkanlığa verildiğini' söylüyorsunuz. Bu ikisi aynı şey mi peki. Madem öyle. Baştan doğrusunu yazsaydınız ya. Doğrusunu beni konuşturduktan sonra mı öğrendiniz de şimdi yazıyorsunuz?
* Sayın Aydın Doğan hâlâ 'İddia sahibi ben değilim. Sanıklardan biri toplanan paraların Başbakan'a verilmek üzere birisi tarafından alındığını söylüyor. Benim medyam sadece mahkeme sefahati hakkında bilgi veriyor' diyor. Peki soruyorum, 'Hukukta yataklık etme diye bir olay var. Sayın Doğan şu anda böyle bir iftaraya yataklık ettiğinin farkında mısın.' Önce bunu da bir öğreneceksin. Soracaksın. Hani sen Türkiye'nin bir numaralı medya grubusun ya, bir sor bakalım. Başbakanlık'ın basın başmüşaviri var. 'Ya böyle birşey duyduk, doğrumudur' diye buradan bir teyit etsene. Niye teyit etmiyorsun. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına bir kara leke atmanın ne denli çirkin olabileceğini hiç aklının ucundan geçirmiyor musun? Yoksa eski komünistlerin yaptığı gibi, 'iftira at, tutmasa da iz bırakır' mantığıyla mı hareket ediyorsun. Mantığın bu mu.
* Sanığın sözünü ettiği, dosyasına konan tutanak nerede? Onu neden yayınlamıyorsunuz? Bak ben sana tutanağı anlatayım. Ne yazıyor iyi dinle. Bunu da öğren. Tutanak dediğiniz ama yayınlayamadığınız şey, üzerinde imza ve rakam olmayan bir makbuz. 'Başbakanlık üzerinden Tsunami bölgesine göndermek üzere teslim adım' diyor. Benim adım da, ünvanım da yok. Ama rakam ve imza bile yok. Yani Başbakanlığın açtığı yardım hesabına herhangi bir paranın yatırıldığını da kanıtlamıyor bu makbuz dediğiniz şey, bu tutanak dediğiniz şey. Mahkeme sefahati hakkında böylemi bilgi veririyorsunuz. Bak bugün yayın yönetmenin 'başbakanlık' diye yazıp duruyor. Sen ise hala 'Başbakana verilmiş' diyorsun. Eski yalan üzerinden devam ediyorsun. Biz hanginize inanalım şimdi. Hanginiz yalan, hanginiz doğru söylüyor. Şimdi ben bunun neresini düzelteyim. Önce iftiralarla insanların şeref ve haysiyetine saldıracaksınız, sonra da 'ne var canım bunda, niye kızıyorsunuz' diyeceksin. Bu kadar ucuz mu iş. Kusura bakmayın bu kadar ucuz değil. Basın özgürlüğü, size yalan yazmla, insanların şeref ve haysiyetleriyle oyna hakkı vermez. Yazacaksanız doğrusunu yazın. Yalan yazmaya, insanları asılsız iftiralarla karalamaya hakkınız yok. Bunun adı 'basın özgürlüğü değildir, olamaz'
* Aydın Doğan, 'Ben Deniz Baykal'ın ve NTV'nin yalancıyısım. Bana değil, ona söyle' diyor. İyi de Baykal'a sorunca, o da 'Ben aydın Doğan'ın gazetelerinin yalancısıyım' diyor. Böyle şey olur mu? Hani var ya, şıracının şahidi, bozacı. Oyun mu oynuyoruz ya. Böyle tezgah olur mu? Tayyip Erdoğan hiçbir zaman yanlışın, yanlış yapanın yanında olmamıştır, olmayacaktır. Yanlış yapan elbette cezasını çekmeli. Kimsenin yanına yaptığı yanlış kar kalmamalı. Ama hala bilmiyorsanız, benden duymuş olun. Suçluyla, masumun birbirinden ayırt edileceği yer gazete sayfaları değil, mahkeme salonlarıdır. Siz ne hakimsiniz ne de savcı. Kimin suçlu kimin masum olduğuna, hangi iddianın doğru, hangisinin iftira olduğuna siz mi karar vereceksiniz. İnsanları önce suçlu ilan edeceksiniz, sonra kendilerini aklamalarını isteyeceksiniz. Buna hakkınız yok. O işi mahkemelere bırakın.
* Zaten devam eden, karar aşamasına gelen bir dava var. Gerçekler orada ortaya çıkacak. Adalet tecelli edecektir. Sizin bu telaşınız niye. Bu saldırganlığınızın altında ne var. Siz asıl onu söyleyin. Onu bir açıklayın. Bunun altında birşey muhakkak var. Açıklamadığınız birşey var. Bunu ben biliyorum da siz açıklayın. Açıklayın bunu. Bir hafta süre. Önümüzde hafta cumartesi, pazar kongreleri için yine İstanbul'dayım. Açıkladın, açıkladın, açıklamadın ben açıklayacağım. Onu da açıklayacağım. Çünkü nedenini biliyorum. RTÜK'te hangi işiniz var. Bir menfaat davanız mı var. Yok mu? Bunu açıkla. Açıklamadığın takdirde açıklayacağım. Birkaç gün daha görülmekte olan davanın sonuçlanmasını bekleyemeyecek kadar niye aceleniz var? RTÜK başkanını peşinen suçlu ilan etmenizin çıkar hesaplarınızla alakası var mı yok mu? Açıkla. CNN'in karasal yayın talebiyle ilgisi var mı yok mu? Açıkla. Gerçekleri yazacaksınız, siz önce bunları yazın. Yazmadınız, ben açıklayacağım.
* 'Biz sadece iddiaları yazdık' diyorsunuz. İnsaf. Yazdıklarınızın daha mürekkebi kurumadı. Tek taraflı iddiaları böyle kesin doğru olarak ilan ediyorsanız, yarın mahkeme kararıyla kesinleşenleri acaba nasıl vereceksiniz? Siz değilmisiniz, önce 'Alman mahkemesine, Tayyip Erdoğan baskı yaptı' diye yazıp, sonra da 'Pardon, doğru değilmiş' diye yazan. Bak bu iftarının dayandırıldığı belgeyi de arkadaşlarım buldu. Delil olarak sanığın dosyasına konan belgede Alman yetkili diyor ki, 'Biz Türk hükümetinden tutuklu bir Alman vatandaşı için talepte bulunmaya gittik, onlar da bize 'yargının bağımsız olduğunu anlatıp, Almanya'da tutuklu Türklerin durumunu hatırlattı. Siyasi baskı söz konusu olmadı' diyorlar. Bunu Alman söylüyor. Size ne oluyor? Madem yazacaksın, al sana delil diye dosyaya eklenen belge. Bunun küpurunu neden gazetelerine koymuyorsun. Milleti aldatma yoluna niçin gidiyorsun.
* Böyle mi gazetecilik yapıyorsun sen. Böyle mi gerçekleri haber yapıyorsun. Bu mudur ikide bir arkasına saklandığınız basın özgürlüğü. Nasıl olsa köşe yazarlarınız bu konuda gayet iyi avukatlığınızı yapıyor. Doğru da olsa, doğru da olmasa gayet güzel avukatlığınızı yapıyorlar. Onlar patronlarını savunmakta bayağı mahirler. Onlara da diyorum, 'Öncelikle gelin de patronunuzun bu yanlışlarını sahiplenmeyi bırakın da, gerçekleri yazın gerçekleri.' Gerçekleri yazın.
* Ve Aydın Doğan da tutmuş bana yazılı cevap vermiş. Her seferinde aynı şeyi söylüyor. Özgür basını susturmak istiyormuşuz. Böyle cevap mı olur Allahaşkına. Cevap vereceksen, çıkar gazetelerinin yazdığı iftiraların doğru olduğunu ispatlarsın. Kusura da bakma, kimseye de bu yazdıklarını yutturamazsın.
* Ve diyor ki, 'Hilton'la ilgili konuyu ben belediyenin sorunu olarak biliyordum' diyor. Doğru. Konu belediyenin sorunu. Peki belediyenin sorunuysa bu sorunu bana niye getirdin. Niye bunu benimle konuştun. Niye benden bu konuda yardım istedin. Şimdi teferruatını açıklayacağım. Herhalde benim milletim kimin doğru söyleyeceğini çok iyi bir. Çok iyi bilir. Evet sayın Doğan, Hilton'un önündeki devasa boş alanı, yeşil alanı benden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıma bu noktada talimat vermek suretiyle, rezidans yapmak üzere, benden ricada bulundu. Dedim ki, mümkün değil, olmaz. Ve benden sonra Büyükşehir Belediye Başkanımla gitti, görüşme yaptı. (Ön sıradaki Kadir Topbaş'a soruyor) Herhalde bir yemek de yediniz değil mi? Evet. Bir yemek de yediler. Evet yanlarında bir üçüncü şahis daha vardı. O da Şişli Belediye Başkanı. Sayın Aydın Doğan bu söylediklerim herhalde yalan değil. Çünkü ben gerçekleri söylüyorum. Kovaladığın iş hakkın değil. Gazetelerin çevreci çevreci dolaşıyor ya, işte ben de şimdi diyorum ki, 'Çevreci Doğan sevsinler seni'. Hilton'un önündeki o devasa yeşil alanı rezidans yapmak üzere Şişli Belediyesi'nden herhalde işini halletmişti. Ama Büyükşehir'den 5 binlikler noktasında işini halledemedi. Dün akşamki o yazılı cevaplardan sonra bugün bunu açıklamamız gerekiyordu. Çünkü Hilton olayı da o kadar basit bir olay değil. Kullandığı ifade şu, 'Ben boşuna mı bu kadar parayı Hilton'a verdim' dedi. 'Orayı rezidans yapmaşyı düşünerek o parayı verdim' dedi. Aynen bana kullandığı ifade bu.
* Bunlar köşeyi böyle döndüler. Bu ülkede vurgunları böyle vurdular. Şimdi bugüne kadar bunları iyi yürütüyorlardı. Bizden bunları temin edemedikleri için şimdi rahatsızlar. Sıkıntı buradan geliyor. Önce köşeye sıkıştıracaklar. Gazetelerinin taktiği de tekniği de budur. Köşeye sıkıştırırlar. Köşeye sıkıştırdıktan sonra, 'ver'. Her yerde bunu yapıyorlar. Yaptıkları bu. Bizden bunu alamadıkları için, o zaman da çılgına dönüyorlar. Evet tabi ki, bizim bu tür meşru olmayan şeylere 'evet' dememiz mümkün değil. Ve Hilton Oteli'nin imar değişikliği noktasında da bizzat kendileri geldiler benden bu konuda destek istediler. Ama bu desteği vermedim.
* Ama sadece konu bu değil onu söyleyeyim. Ama dedim ya 'bu hamur daha çok su kaldırır'. Biraz sabırlı olacaksınız bizi izlemeye devam edeceksiniz. Bundan sonra Sayın Doğan grubu yazdıkça bende açıklayacağım. Çünkü bu hamur su kaldıracak. Daha çok vaktimiz var. O yazacak biz açıklayacağız. Ve bunların bütün o kara kaplı defterleri ortaya çıkacak. Bunu bilmemiz lazım.
* Ve bu konularda attıkları adımlar, yaptıkları ve biz eleştirilirken hakları ama biz onları eleştirirken niye kızıyorsunuz. Sen eleştirirken hakaret ederken hakkın da, senin bu hakaretlerine bu eleştirilerine siyasetçi olarak en önemli sermayesi konuşmak olan bizler susacağız öyle mi? Kusura bakma. Attığın her hakaretin her iftiranın cevabını alacaksın. AK Parti budur. Bunu bulacaksın.
* Şimdi önümüzdeki hafta içerisinde Sayın Baykal ve sözcülerinin de kampanyalarına karşı grup başkanvekili arkadaşlarımın belgelerle bilgilerle cevaplarını duyacaksınız. Şu ana kadar eteklerinde ne var ne yoksa hepsi dökülsün diye bekledik. Şimdi bunlara gerekli cevapları arkadaşlarımda vermeye başlayacaktır. Bunları da duyacaksınız. Çünkü AK Parti, üç Y ile mücadelenin adresidir. Yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk. Bu mücadeleyi vererek iktidara geldik ve bundan sonra da vererek inşallah bu iktidar yolculuğumuza devam edeceğiz.
* Değerli kardeşlerim tabi benim burada birşeyi ifade etmem lazım. Diyorum ki Doğan Grubu'na eğer demokrasi diyorsanız o zaman sana son bir katkım olsun. Sana yanlış söylemişler, bunu da iyi öğren. Demokrasilerde konuşma hakkı eleştirme hakkı sana da, senin gazetelerine de mahsus değildir. Gazete sahibi olmak hiçbir zaman bir gazete patronunu ya da köşe yazarını lagüzel yapmaz. Siyasetçiler için de geçerlidir. Başbakanların da konuşma hakkı vardır ama eleştirilme durumu da vardır. Öyle tek taraflı özgürlük olmaz. Eleştirmek istiyorsan, eleştirilmeyi de göze alacaksın.
* Ne kadar tahammüllü olduğunu cevap hakkına ne kadar saygılı olduğunu zaten yaptığın açıklamalarla, yaptırdığın yayınlarla ortaya koyuyorsun. Çünkü senin maaşlı köşe yazarların var. Silahşörlerin var. Benim o kadar köşe yazarım, silahşörüm yok. Senin bu noktada maaşlı, paralı silahşörün bol. Milletim bunu görüyor. Sen en iyisi bir defa bu eleştirilere tahammül konusuna pek girme. Önce git kendi dersini iyi çalış. O da bir yayıncının ilk öğrenmesi gereken cevap hakkına saygı meselesidir. Bunu öğrendiğin zaman seninle bu meseleyi bir daha konuşuruz. Ama cumartesi pazarlar hariç. Ordan bu işi takip edeceğiz. Ve bu bahse temenni ederim ki kaldığımız yerden devam etmeyelim. Hafta içerisinde bu konuda doğrular yazılsın çizilsin bize de cumartesi, pazara böyle birşey kalmasın. Ama devamı halinde cumartesi pazar yine İstanbul ilçe kongrelerindeyiz orada gerekli olan cevaplar verilmeye devam edecektir.
|
Yorumlar |
|
Melih Evren
-
08.09.2008 12:18
|
|
Tek taraflı bakma diyor ama mesela Dişli meselesi veya daha önce ortaya çıkan kendi yandaşları ile ilgili konular için bir açıklama yok sayın başbakandan... Madem bu tür olaylara topyekün karşısınız, kendi içinizde olan olayları da açıklamak zorundasınız...
|
|
dogan aydın
-
08.09.2008 00:01
|
|
kırk yılda bir adam gibi bir adam başbakanımz oldu seni asla harcamıyacagızşu münafık israil ve a.b.d yandaşı aydın doganıda uzanlar gibi sürgüne gönderirsen bu millet seni asla bırakmaz seni allah bize sevdirtiyor senden bir an önçe bu
|
Vakit gazetesi sahibi ve muhabiri hakkında soruşturma başlatıldı. CHP'li Kılıçdaroğlu'nun suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti.
ERTELENDİ... Gül'ün kulak rahatsızlığı nedeniyle Diyarbakır ziyareti daha sonraki bir tarihe bırakıldı.
DP Genel Başkanı Soylu, partisinin 22 Temmuz seçimlerinde aldığı oyun altında kalması durumunda genel başkanlığı bırakacağını açıkladı.
CHP'nin Sultanbeyli belediye başkan adayı Osman Nuri Bedir, açık gezeniyle kapalısıyla, cübbelisiyle sarıklısıyla CHP'yi iktidara taşıyacaklarını söyledi.
BÖYLECE: Başbakan, bir taşla iki kuş vuracak, kabinede revizyon yapacak
DSP’de gerilen ipler Sarıgül’ün katılımıyla kopmak üzere. Rahşan Ecevit, ‘Ya partinin adını değiştirin ya da Ecevit’i kullanmayın’ dedi
|