|
|
13 Eylül 2008 Cumartesi 19:31
|
Politika
|
Tayyip Erdoğan, yine Aydın Doğan hakkında konuştu ama bu kez GERİ ADIM ATARAK
ÜSTELİK BAŞBAKAN, DAHA ÖNCE YAPMASI GEREKENİ YAPTI VE 'SUÇLU OLAN CEZASINI ÇEKER' DE DEDİ
Erdoğan 45 dakika boyunca Doğan Grubu'na yüklendi, Deniz Feneri'yle ilgili tutumunu netleştirdi. Bugüne kadar Deniz Feneri soruşturmasıyla ilgili haberleri kulak ardı eden Erdoğan "Suçlu varsa cezasını çeker" dedi.
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Almanya'daki Deniz Feneri Derneği'nin Türkiye'ye uzanan yolsuzluklarıyla ilgili 'her suç ya da her iddia araştırılmalı' sözlerinin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'da günler sonra iddiaları ciddiye alarak tepki verdi: " Varsa yanlış elbette cezasını çeker, bedelini de öder. Dava neticesinde Türkiye'yi ilgilendiren bir boyut ortaya çıkarsa idari yönden biz ne gerekiyorsa onu yaparız" dedi.
Adını 'yardım hareketi' olarak duyuran ancak son yılların en büyük yolsuzluklarından birine karışan Almanya'daki Deniz Feneri Derneği'yle ilgili olarak görülen davanın 3 Eylül'deki duruşmasıyla yolsuzluk iddaları Türkiye'ye kadar uzanmış, davada adı geçen kişilerin AKP ile yakınlığı dikkat çekmişti.
Bugün partisinin Beyoğlu İlçe Teşkilatın'da konuşan Başbakan Erdoğan, yolsuzluk iddaları doğru çıktığı takdirde, yanlış yapanın cezasını çekeceğini söyledi. Edoğan 70 dakikalık konuşmasının 45 dakikasını Doğan Grubu'na ayırdı. Yayın grubuna yönelik ağır sözler sarf eden Erdoğan şöyle konuştu:
Varsa yanlış yapan cezasını çeker: Sapla saman kimse karıştırmasın. Bizim açımızdan mesele Almanya ’da görülmekte olan bir davanın konusu değildir. Bu dava neticesinde mahkeme iddianamede yer alan hangi diaların doğru, hangi iddiaların yanlış olduğuna karar verecektir. Biz bunun muhatabı değiliz. Biz hiçbir zaman yanlışın ve yanlış yapanın yanında yer almadık, bundan sonrada yer almayacağız. Halkımız bizi hiçbir zaman bu tür süistimallerin içinde görmedi, bundan sonra da görmeyecektir. Bunu da böyle hatırlatmak isterim. Varsa yanlış elbette cezasını çeker, bedelini de öder. Dava neticesinde Türkiye'yi ilgilendiren bir boyut ortaya çıkarsa idari yönden biz ne gerekiyorsa onu yaparız.
Denetim hassasiyetle devam edecek: İnsani yardım amacıyla toplanan paraların süistimal edildiği hesaplarda, usülsüzlük yapıldığı iddiası... Bu bizim için çok ciddi bir iddiadır. Eğer mahkemede kanıtlanırsa bunun sorumluları hak ettikleri cezayı mutlaka almalıdır. Bizim bu konudaki tavrımız açıktır, nettir. Ancak bu kararın verileceği yer mahkemeler olmalıdır. Yoksa gazete sayfaları değil. İçişleri Bakanlığı'mız Deniz Feneri Derneği'nin hesap ve faaliyetlerini düzenli olarak izlemektedir. Son olarak üç, üç buçuk ay süreyle denetlemiştir. Yapılan son denetimlerde bu hesaplar incelenmiştir. Denetim mekanizmasını bundan sonrada hassasiyetle çalışırmaya devam edeceğiz. Tüm yardımlar kayıtlı: Alman mahkemesine baskı yaptığımı bizzat iddianameyi hazırlayan Alman savcısı yalanlandı. Yardım için toplanan paraların bana elden verildiği iddiasının da iftira olduğu kanıtlandı. Tek taraflı iddialarla ülkenin Başbakanına Başbakanlık makamına böyle bir ağır bir iftira atılır mı? Kimsenin buna hakkı yok. Bana elden herhangi bir paranın verilmesi asla söz konusu olmadığı gibi Başbakanlığın resmi yardım hesabına yardımına yatırılan parayı da ben ne görürüm, ne tanırım. Yardım hesabına giren her kuruş, bu kampanya başlatıldığı zaman Tsunamiyle alakalı gelen her kuruş, Kızılay aracılığıyla Açe'ye gitmiş ve yatırımları bizzat Kızılay yapmıştır. Bu da toplam 21 milyon dolar civarında teslim edilen paradır. Bunların hepsi kayıtlarda mevcut ve bu mağdurlara ulaştırılmıştır.
Yayıncı kimliğinle iş adamı kimliğini karıştırma: Adetim olmasa da beş gündür Aydın Doğan ’dan bekledim kendisi çıkıp açıklamadığı için ben söylemek durumundayım. Mektuplarında işadamı ve yayıncı kimliği olmak üzere iki ayrı şapkası olduğunu yazıyor. İşadamı şapkası ile Başbakan olarak benden talep ve beklentilerini iletiyor. Ama öyle anlaşılıyor ki; aksini söylese de bu şapkaları birbirine karıştırıyor. Eğer kabul ederse bu da benim gönderdiği mektuplara milletimizin huzurunda benim gönderdiğim cevap olsun. Sayın Aydın Doğan, medyada çok sesliliği, demokrasimizin derinleşmesi bakımından hayati derecede önemli bulduğumu sizlerin de bilmesi lazım. Grubunuzun örneklerini verdiği yayıncılıkta işadamı ve yayıncı şapkalarınızı olduğu gibi karıştırmamanız kaydıyla bu çok seslilik içerisinde yerini almaktadır. Ancak medya grubunuzun muhalefete yakınlığının ifade edilmesinden neden rahatsızlık duyduğunuzu anlamakta güçlük çekiyorum. Bundan sonraki süreçte yayıncı kimliğiniz kullanarak işadamı şapkanızla yürüttüğünüz diğer işlerinizde imtiyaz talep etmeyeceğiniz umuyorum. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bütün vatandaşlarımız gibi eşit muamele göreceğinizden şüphe duymamanızı özellikle vurgulamak istiyorum.
Yaklaşık on gündür askıda olan seçmen listeleri bugün indirildi. Son günde nüfus müdürlüklerinde büyük izdiham yaşandı.
Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz, DTP'nin terör örgütü PKK ile arasına mesafe koyması gerektiğini söyledi.
CHP ve DSP, seçmen listelerinin askı ve itiraz süresinin uzatılması istemiyle Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) başvurdu.
CHP'nin Ankara adayı Murat Karayalçın, 'Melih Gökçek’in gideceğini hem de tıpış tıpış gideceğini söylüyorum' dedi.
Rahşan Ecevit, dün ağır bir açıklama yapmıştı. DSP bugün Rahşan Hanım'a bir cevap verdi.
Sebebi, Gül'ü Diyarbakır'a göndermeyen kulak rahatsızlığı...
|