|
|
21 Mayıs 2009 Perşembe 11:22
|
Toplum
|
Türkan Saylan'ın cenazesinin BİR GÖSTERİYE DÖNÜŞTÜĞÜNDEN şikayet edenler var
ÖRNEĞİN: Başbakan'ın eski basın danışmanı AKİF BEKİ
AKİF BEKİ, RADİKAL GAZETESİNDEKİ KÖŞESİNDE ŞUNLARI YAZIYOR:
Cenaze ve gösteri
Sevenleri ne çokmuş. Türkan hoca, gıpta edilecek bir cenazeyle uğurlandı. Eski müftü İhsan Özkeskin, ne güzel şeyler söyledi. O da dostlarındanmış ki, Türkan hoca vasiyet etmiş, cenaze namazımı kıldırsın diye. Bol alkış aldı; konuşması beğenilmiş demek ki... Yalnız, müftü efendinin ‘ölüye saygı’ nutku eksik kaldı, bana göre. Bir uyarı yapmalıydı. Demeliydi ki; “Ey cemaat!... Musalla taşı, miting alanı değildir. Ortada cenaze varsa, gösteri bitmiş demektir.” Yoksa alkışlar, onun da mı hoşuna gitti? *** Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Bakan Ertuğrul Günay’ın yerleri boş kalmış. Türkan hocayı cenazesinde niye yalnız bıraktılar? Gözlerim aradı, ama hükümeti temsil eden kimseleri göremedim. Önce yadırgadım, ben de... Ta ki sonra olanları gördüm, fikrim değişti. Lütfi Kırdar’daki tören, Teşvikiye’deki cenaze bana, üç yıl önce Kocatepe’de yaşananları hatırlattı. Ölü evinin matem havası, cami avlusunun dünyevi hesapları anlamsızlaştıran atmosferi... ‘Ölüm sessizliği’ o gün nasıl ihlâl edilmişti! Musalla taşındaki naaşın sessiz vaazını nasıl bastırmıştı, avaz avaz atılan sloganlar! Cami avlusu, korsan gösteri yerine çevrilmemiş miydi? Hiç unutmam! 2006’nın 18 Mayıs günüydü. Abdullah Gül, Danıştay’daki törende yuhalanmıştı. Bir kadın, elindeki Cumhuriyet gazetesi ile vurmaya kalkışmış... Gül, ‘defol!’ naralarıyla kovulmuştu. Cumhurbaşkanı Sezer ve komutanlar, tezahüratlarla alkışlanırken... Sıra bakanlara gelince, tufanlar kopmuştu. Sevgi gösterileri, görülmemiş bir nefret saldırısına bırakmıştı yerini. Kocatepe’nin avlusundan ‘katil Tayyip, katil hükümet’ sloganları yükselmiş... Abdüllatif Şener, tartaklanmış... Cemil Çiçek, kovalanmış... Abdulkadir Aksu, kafasına pet şişe yemiş... Osman Pepe’nin arabası tekmelenmiş... Bakanlar, cami avlusunda resmen linç tehlikesi atlatmış, kaçarak zar zor kurtarmıştı canlarını. Danıştay hâkimi Mustafa Yücel Özbilgin’in katilleri, şimdi darbe provokasyonlarına bakan mahkemede yargılanıyor. *** Türkan Saylan’ın cenaze töreni, beni işte o kaos gününe geri götürdü. Tahrikler, kışkırtmalar... Baktım, cami avlusunda ‘bakan’ kovalamak isteyenler, gene orada mevzi almış. Demek ki, onlar da benim gibi ‘bakan’ bekliyorlardı. ‘İyi ki o bakanlar gitmemiş’ dedim. En azından, Türkan hocanın ruhunu tazip edecek tatsızlıklar yaşanmadı. Gerçi, yine de yakayı kurtaramadılar. Tek fark; bakanlar, gıyaplarında kovalandı, bu kez. Oysa vicahiye çevrilmek üzere hazır edilmiş, sloganlar. ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz!’ ‘Hepimiz darbeciyiz!’ ‘...AKP halka hesap verecek!’ Sloganlar, bakanların yüzlerine haykırılamasa da; arkalarından atılıp tutuldu. Atmosfer, tutuşturulmaya elverişli; ortam müsaitleştirilmiş... Cemil Çiçek, Ertuğrul Günay hakaret işitmeye, taşlanmaya, kovalanmaya mı gelseydi? H H H Derler ki ademoğlu, taşı yontup ateşi yaktıktan sonra, ölülerini gömmeyi öğrenmiş. Arkeolojik kazılardan çıkan eski mezarları düşünün! Daha ilk çömlek yapılmamış. Toprak hiç sürülmemiş. Hayvanlar bile evcilleştirilmemiş. Başını sokacak bir evi de yok henüz, insanoğlunun. Ama bunlardan çok önce, ölülerini gömmeye başlamış. ‘Ölüye saygı’, insan için ateşin keşfi, çömleğin icadı kadar büyük bir adım. Ölülerine saygı, kardeşle evlenmemek... Yeryüzünde geliştirdiğimiz medeniyetin ilk adımları. İnsanlığın erdem coğrafyasına böyle ayak basmışız. Aradan çağlar gelip geçmiş. Hâlâ ölülerimizin naaşını onurlandırmakta güçlüğümüz var. Cenazelerimiz, ‘siyasi intikam’ arayışımıza sahne... Nerede, ilkel insan beyninin ölüye saygısı!... Primatlar da mı, insani duygularda bizden önde? Türkan Saylan’ın cenazesine Günay ve Çiçek katılmamış. Çok yazık olmuş. Ama sloganlara bakın, nedenini anlarsınız.
Diyarbakır ve İstanbul başta olmak üzere pek çok ilde BDP’nin düzenlediği etkinliklere binlerce kişi katıldı. Konuşmalarda hükümetin açılım süreci eleştirildi
Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri, karayollarında yanıcı ve patlayıcı taşıyan 100 bin dolayında tanker bulunduğunu, bunların yalnızca 20 bininin standartlara uygun olduğunu söyledi.
İfadeleri alan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yerini dikkate alarak ‘yetkisizlik’ kararı verdi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ankara Altınpark'ta düzenlenen törende nevruz ateşini, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile birlikte yaktı.
Dünyanın en eski hava kuvvetlerinden biri sayılan Türk Hava Kuvvetleri, 1911 yılında kuruldu.
Depreme hazırlılık konusunda, dünyanın en büyük teknik birikime sahip kurumlarından biri olan JICA Türkiye Ofisi Başkanı Kazuhide Nagasawa, Türkiye'nin depreme hazırlık konusundaki çalışmalarını ve JI
|