Nethaber Haber Key Odemeleri

Key Odemeleri, Keyodemeleri

türk net en son haber 22 Ağustos 2008Güncelleme: 22.08.2008 07:22 rss flas en son dakika haber arama son dakika net haber türk haberler
en net son haber
Ana sayfa haber
Politika Haber
Toplum Haber
Ekonomi Haber
Dünya Haber
Yaşam Haber
Spor Haber
Görüntülü Haber
Haber İndeksi
Haber Arama
Haber Arşiv
Hava Durumu
Yazarlar
Haber Başlıkları
Araştırma Dosyaları
Haber Yorumlar
Haber Üyelik Merkezi
Haber Üyelik Merkezi

Güncel Başlıklar
Rus Turistler
Hırsızlık Haberleri
Terör
İnternet Cafeler
İnternet Suçları
İnternet
Kate Moss
Intel
Bilgisayar Üreticileri
Kayseri Haberleri
Add to Google

22 Ağustos 2007 Çarşamba 15:51 Toplum

Aynı gün iki farklı yazar, aynı gerçeği buldu: Bugün TÜRBAN diye bildiğimiz şey, 1960'lı yıllarda bir yazar tarafından icat edilmiştir

Ne Hıncal Uluç'un Ahmet Hakan'a sempati duyduğunu söyleyebiliriz, ne de Ahmet Hakan'ın Hıncal Uluç'tan hazettiğini. Ama bu iki yazar bugün, türban denilen kılığın nasıl ortaya çıktığını yazdı. İŞTE İKİ FARKLI KALEMDEN AYNI ÖYKÜ:

BU HINCAL ULUÇ'UN YAZISI

Sıkmabaş nedir?.. Ne değildir?..

Bir defa adını doğru koyalım.. Türban değil.. Çünkü türban başka bir şey ve yüz yıllardır var.. Nedir türban?..

Bir Hint dini inanışı Sih (Sikh) erkeklerinin baş bağlama şekli.. Dikkat buyurun erkeklerinin. Kadınlarının değil. Sih kadınları, bizim sıkmabaşı andıran çift örtü ile kaparlar başlarını.. İçte saçlarını saran sıkı örtü, dışta, bizim Anadolu usulü bağlanmış ikinci örtü. Boyna dolanmış, sıkılmış değil, boyunda gevşek düğümlenmiş..

Yüzyılın başlarında, o zaman dünya modasını yöneten Paris, Sih erkeklerinin serpuşunu stilize ederek bir kadın başlığı yaptı, adına da "Tulip/ Lale"den türeyen Türban dediler. Paris sosyetesi türbanlandı.

Türkiye o zamanlar, Fransa'yı yakından izliyordu. Türban İstanbul sosyetesine de geldi. Ankara da sevdi. Üst düzey yönetici ve bürokrat hanımları kullanmaya başladılar.
Türban Köşk'e de çıktı. Mevhibe Hanımı zarif türbanı ile hatırlıyorum. Köşk davetlerine katılan türbanlı hanımları da..

O Paris modası türbanın herhangi bir dinle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Bir kadın başı olarak, Sih de değildi çünkü..

Bizde, yakında Köşk'e çıkması beklenen ve kim ne derse desin ülkeyi karıştıran siyasal İslam simgesi örtünün adı, sıkmabaş..

Mucidi Şule Yüksel Şenler adlı ünlü kadın yazar.. Çıkış noktası, Ege adalarındaki Ortodoks Yunan kadınlarının başlarından esinlenen, Lübnan kökenli küçük bir İslam tarikatının baş örtüsü.. Şule Yüksel görüşleriyle birlikte başlığını da yaydı. Giderek belirli bir tarikatın simgesi oldu. Siyasete girdi. Erbakan'ın Milli Görüşçü kadınlarının üniformasına dönüştü.. Sıkmabaş üzerine giydikleri yere kadar uzanan mantolar, ya da cübbeler, siz adını ne koyarsanız koyun, renkleri ile tarikat, cemaat farklarını belirlediler.. Yeşil, gri, pembe ve saire..
Sıkmabaş yayılırken, manto ve cübbeler önce kısalmaya, sonra tümden yok olmaya başladılar.. Çünkü artık sebep dini tarikat ve cemaat mensubiyeti değildi.
Sıkmabaşlıların yaş ortalaması düştü.. İyice gençleştiler.. Ve günün birinde sıkmabaş genç kızlar arasında, bir dini inancın ötesinde, bir moda, tam tersine, bir dikkat çekme, kendine baktırma yöntemi olarak kullanılmaya başlandı.

Bakınız, dini örtünmenin sebebi belli.. Erkeğin dikkatini çekmemek, onu tahrikten kaçınmak, kadınlığını mümkün olduğu kadar saklamak için örtüneceksin.. Kadın saçı bile cinsel öge kabul edildiğinden, onun da örtülmesi gerek..

Şimdi soruyorum..

Ayakta Gucci papuçlar, elde Ralph Loren çanta, daracık belde markası 40 metreden okunan Dona Caran kemerli bir genç kızın kafasındaki parlak, ışıltılı Hermes eşarp nasıl bir örtünme, dikkatten kaçma olur söyler misiniz?..

Buna bir de yüzdeki pahalı ve abartılı makyajı, alttaki daracık pantolon ve üstündeki rengârenk bluz veya ceketi ekleyin..

Hemen her gün Ortaköy'de Ertekin'de oturuyoruz.. Önümüzden yüzlerce, hele tatil günüyse binlerce insan geçiyor..

Minilisi var.. Beli bir karış çıplak olanı var. Pantolon diye tayt giymiş, nerdeyse çıplak havasında dolaşanı var.. Ama millet bunlara alıştı. Bakmıyor bile.. En çok dikkat çekenler, bu üzerinde her parlak rengi taşıyan Hermes eşarplı teenagerlar.. Yani lise üniversite çağındaki kızlar.. Onlara bakılıyor, onlar yanlardakine işaret ediliyor..

Neden?..

Çünkü bugün için onlar farklı ve yeni!..

Moda da bu değil mi zaten.. Farklı ve yeni olarak dikkati çekmek..

Okuyoruz.. Hayrünnisa Hanım'ın başlıklarını modacı Atıl Kutoğlu hazırlayacakmış. Sebep dinsel inançsa, modacı elinin ne işi var, First Lady'nin başında?.. Çünkü, kadın ve moda at başı gitmiş, tarih boyu..

Amacı fark yaratmak ve dikkat çekmek olan bir genç kızın, kadının dini sebeplerle örtündüğüne inanabilir misiniz?..

Bugün Hermes eşarplarını takıp, Bağdat Caddesi, Ortaköy, Bebek, Nişantaşı'nda piyasaya koşan genç kızların durumu bu..

Peki ya, eşler?..

Üst düzey siyasetçiler, yöneticiler ve bürokrat eşleri neden sıkmabaşlı?..

Çünkü gerçek.. Eşi sıkmabaşlı olmak, günümüzde yükselmenin önemli sebeplerinden biri.. Meclis'e girmenin de hatta.. AKP'de en önemli tercih sebebi, kimse inkâr etmesin. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı'nı eşinin sıkmabaşına borçlu.. Köksal Toptan Meclis Başkanı olunca, "Artık Köşk'e de sıkmabaşlı çıksın" denmedi mi?.. Söyleyin denmedi mi?..
Peki ama "Sıkmabaş bir siyasal simgedir. Gamalı haç gibidir. Sorun örtünmekse bin yıllık Anadolu kadını gibi baş örtüsü kullansana" kıyametlerine rağmen, Emine ve Hayrünnisa hanımlardan da işte bu teenagerlara kadar niye ısrarla Hermes markalı sıkmabaşta direniliyor?.
İşte en önemli noktaya geldik..
Çünkü klasik baş örtüsü, köylü kadınların, kenar mahallelilerin, eve ve işe gelen hizmetçi sınıfının başlığı kabul ediliyor... Onlardan ayrılmak, farklı olmak gerek ki, gören karıştırmasın..
Hele de markalı sıkmabaş, kentli, üst sosyal sınıf, sosyetik kadın başlığı.. Farkı hemen ortaya koyuyor ve "Ben kent soylu, okumuş ve ekonomik üst sınıftanım. Beni köylüler, kenar mahalleliler ve domestiklerle karıştırmayın" anlamına geliyor.
Yani sıkmabaş, baş örtülülerle sınıf farkının simgesi aslında, Siyasal İslamın sembolü olmanın da ötesinde..
Anlatabildim mi?..

BU DA AHMET HAKAN'IN

Şule Abla’dan Sophia’ya türbanın yazılmamış tarihi


1964 yılındayız...

"Fundamentalizm", "kökten dincilik", "varoşlardaki dinci potansiyel", "radikal İslamcılık", "Milli Görüş" gibi kavramlardan kimsenin haberi yok.

Henüz Atıl Kutoğlu biraderimiz, dünyaya teşrif bile etmemiş...

Daha köylüler kalkıp göç eylemeye başlamamış şehirlere doğru...

Bırakın devlet katlarını, büyük kentlerin ana caddeleri bile acayip steril! Yani türbanın esamisi bile okunmuyor! Dinselliği bir parça abartan herkese "Nurcu" yaftasının yapıştırıldığı günler...

Matbuat alemi, henüz "İslamcı" sıfatını kullanmaya başlamamış, onun yerine "mürteci" ya da "ticani" sıfatları yeğleniyor.

İşte böyle bir dönemde...

"Biraz mürekkep yalamış bir kadın", birden başını örtmeye karar vermesin mi? Bu kadının adı Şule Yüksel Şenler’dir.

Şule Yüksel, "Eğitim gördükçe modernleşme kaçınılmaz olur" şeklindeki yaygın inanışa esaslı bir darbe vuran ilk türbanlımızdır.

* * *

Evet, Şule Abla örtünmüştür.

Ama gelin görün ki "yeni Şule’ler" ortaya çıkmamaktadır.

Çünkü Şule Abla, bir "örneklik" teşkil edememektedir.

Aslında, "Bak ben örtündüm, güzel kızım sen de örtünsene" diye "emri bil maruf" yaparak yoğun çaba harcamaktadır.

Ancak...

"Güzel kızlarımız" Şule ablalarına, "Aman Şule Abla! Örtüneyim de babaanneme mi benzeyeyim?" diye şiddetle itiraz etmektedirler.

Kısacası: Şule Abla örtünmüştür örtünmesine ama başka kızları kendi gibi örtünmeye ikna edememektedir.

"Tanrım! Bu kızları nasıl ikna edeceğim. Nasıl olacak da başlarını örtenlerin sayısı çoğalacak" diye karalar bağlayan Şule Abla’nın aklına bir gece şahane bir fikir gelir...

Fikir şudur: Monaco Prensesi Grace Kelly, üstü açık kırmızı arabasıyla gezerken rüzgarda saçları uçuşmasın diye başına örtü alıp o soğuk güzelliğine biraz daha güzellik katmayı becermiyor mu?

İşte hem "baş örtme", hem de "soylu bir güzelliği yansıtma" imkanı...

Audry Hepburn, güneş gözlüğü, uzun ağızlığı ve ille de eşarbıyla yürekleri titretmiyor mu? "Babaanneye benzemek istemeyen" genç kızlara "Hepiniz birer Hepburn olacaksınız" vaadi, müthiş bir gönül çelen vazifesi görmez mi?

Kısacası hem başlar örtülecek, hem afeti devran olunacak ve hem de köylü geçmişten uzak acayip modern bir hava kazanılacak.

Bir taşla vurulacak üç kuşun farkına varan Şule Abla, hemen Avrupa’dan cicili bicili mecmualar getirtir...

Holywood ünlülerinin başlarını örtme biçimlerinden yola çıkarak harika çizimler yapar... Böylece...

Şule Abla, bugün adına "türban" denilen ve Çankaya Köşkü’nde hangi muameleye tabi tutulacağı bir muamma haline gelen baş örtme formunun anası olur...

Bu "modern başörtüsü" fikri, babaannelerine benzemek istemeyen "güzel kızlarımızın" bazılarını ikna etmiştir etmesine ama her gece "karşı devrim" kabusu ile uyanan egemenlerimiz feci rahatsız olmuşlardır bu yeni akımdan...

Karşı devrim korkusu yaşayanlar, Şule Abla’nın Hollywood starlarından aparma formuna önce "Şulebaş" demişler, ardından da "Sıkmabaş"ta karar kılmışlardır.

* * *

İşte tarih bir kez daha tekerrür ediyor:

Şule Abla’nın vaktiyle genç kızları özendirmek için yaptığı girişimin bir benzerini, Avrupa sosyetesinin gözbebeği haline gelen ünlü modacımız ve de harika çocuğumuz Atıl Kutoğlu biraderimiz yapıyor.

Şule Abla genç kızları "özendirmek" için yapmıştı, Atıl biraderimiz ise "rahatsızlığı törpülemek" adına "atıl kurt" emrini üstüne almış durumda...

Ama enteresan olan şu ki:

Şule Abla’nın özendirmek için beslendiği kaynak ile Atıl biraderimizin rahatsızlığı törpülemek için beslendiği kaynak aynı...

Her ikisi de 60’larda başlarına aldıkları eşarplarla güzelliklerine güzellik katan Hollywood starlarını örnek alıyorlar.

* * *

Benimse kafam karışmış durumda... Şunları diyorum:

BİR: Madem baş örtme formunu modernleştirme çabası, bu kadim sorunu çözecekti, Şule Abla’nın girişimi neden tutmadı?

İKİ: Madem Çankaya’ya çıkınca Sophia Loren tarzı gündeme gelecek ve sorun çözülecekti, bu zamana kadar neredeydiniz Abdullah Bey?

ÜÇ: Madem Sophia Loren tarzı olayı bitirecekti, neden mekteplere alınmayan genç kızlara "Hadi hepiniz birer Sophia olun" denmedi?

DÖRT: Madem bu form değişikliği sorunu çözecekti neden başına taktığı korkunç şapkalarla olaya farklı bir yaklaşım getiren Reyhan Gürtuna’yı hep birlikte aşağıladık?

Belki de en iyisi bütün bunları boş verip, Puşkin’in, Gogol’ün "Ölü Canlar" kitabını bitirdiğinde söylediği cümleyi Türkiye’ye uyarlamak...

"Tanrım! Türkiye ne komik ve ne hazin bir ülke."

İlgili Başlıklar:
Türban Sorunu (381 haber)
Ahmet Hakan (32 haber)
Hıncal Uluç (41 haber)






İzmir Konak'ta meydana gelen patlamada 1'i albay 3 asker ve 7'si polis olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı. İŞTE YARALILARIN İSİMLERİ:

Mersin'i kana bulamaya hazırlanan canlı bombanın uydudan takip edildiği ortaya çıktı. Emniyet, 4 canlı bombanın K. Irak'tan yurda sızdığını tespit etti.

Altaylı, 'günün egemenlerinin isteği doğrultusunda' yazmakla suçladı; Ilıcak karşıladı: ''Veli Küçük ve Teoman Koman'a dikkat çekiyordum, hani sizin talimat aldığınız kişiler!'

1.5 yaşındaki oğlunu boğazını ekmek bıçağıyla keserek öldürdüğü iddiasıyla yargılanan 34 yaşındaki anne, oğlunu sürekli ağladığı için öldürdüğü söyledi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi bir grup, İspanya ve Almanya'ya ait olduğu belirtilen 2 askeri geminin İstanbul Boğazı'ndan geçişini protesto etti.

Mahalle baskısı, zabıta marifetiyle ÇİVİLİ SOPA dayağına dönüştü. Zabıtalar, Keçiören'de alkollü içki satan büfeciyi çivili sopalarla tekme tokat dövdü.

Anadolu Ajansi net haber son dakika flas haber IHA ihlas haber ajansi net haber son dakika flas haber
NET Haber
Anadolu Ajansı ve İhlas Haber Ajansı
resmi abonesidir.
NetHaber Künye: Genel Yayın Yönetmeni: Nevzat BASIM
Yayın Koordinatörü: Emre KULCANAY