türk net en son haber 7 Temmuz 2008Güncelleme: 07.07.2008 01:53 rss flas en son dakika haber arama son dakika net haber türk haberler
en net son haber
Ana sayfa haber
Politika Haber
Toplum Haber
Ekonomi Haber
Dünya Haber
Yaşam Haber
Spor Haber
Görüntülü Haber
Haber İndeksi
Haber Arama
Haber Arşiv
Hava Durumu
Yazarlar
Haber Başlıkları
Araştırma Dosyaları
Haber Yorumlar
Haber Üyelik Merkezi
Haber Üyelik Merkezi

Güncel Başlıklar
Çiftçi Dünyası
Tarım Sektörü
Tansel Çölaşan
Ekonomide Büyüme Rakamları
OECD
Türkiye Ekonomisi
Ergenekon Davası
Şener Eruygur
Hurşit Tolon
D8 Ülkeleri
Add to Google

07 Mayıs 2008 Çarşamba 21:52 Toplum

Üç kez başbakanlık TEKZİP'ine maruz kalan Hürriyet gazetesi yayın yönetmeni: 1 Mayıs gibi bana da ölçüsüz saldırı var

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök , Başbakan’ın bazı gazetecilerle yediği yemekte Sabah-ATV ihalesinin gündeme geliş şekliyle ilgili yazdığı yazıya meslektaşlarından gelen tepkileri değerlendirdi.

Özkök, “Yemeğe ben de çağrılsaydım, tıpkı Mesut Yılmaz’ın yandaş medya grubu yaratmak suçlamasıyla yüce Divan’a gönderilmesine yol açan süreçte olduğu gibi, bu kez de Başbakan’a Sabah-ATV ihalesi sürecindeki tartışmaları sorardım” dedi. Özkök kendisine yönelik tepkiler için de şu yorumu yaptı: “1 Mayıs’ta polisin ölçüsüz saldırısı gibi bana da burada ölçüsüz bir saldırı var.”

NTVMSNBC.COM'UN HABERİ


NTV’nin Yazı İşleri programına katılan Ertuğrul Özkök, Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladı.

Özkök’e, dünkü yazısında kaleme aldığı, Başbakan Erdoğan’ın gazetecilerle yediği yemek ve Sabah-ATV ihalesiyle ilgili sözlerine yönelik değerlendirmesine başta Taha Akyol olmak üzere gelen tepkiler soruldu. Ertuğrul Özkök, TESEV Başkanı Can Paker’in düzenlediği yemeğe katılan gazetecilere ‘Neden yemeğe gittiniz?’ diye sormadığını, tepki gösteren gazetecilerin gereksiz alınganlık gösterdiklerini söyledi.

KİMSEYE NİYE GİTTİNİZ DEMEDİM
Özkök şöyle konuştu: “Bir kere ben yazımda hiçkimseye niye oraya gittiniz gibi bir soru sormadım. Çünkü Türkiye’de bu soruyu sorma hakkı en son olacak insan benim. Geçmişte benim hakkımda, Özal’la gazetecilik yakınlığım dolayısıyla ‘Özköşk’ lakabı bile takıldı. Hiçbir zamanda gocunmadım bunlardan. Sona koyduğum cümleden dolayı, Taha Bey’i okuduktan sonra ‘Acaba ben de haksızlık ettim mi?’ diye sormadım da değil. Çünkü kastım oradaki insanlara ‘Siz bunu sordunuz mu sormadınız mı?’ demek değildi. Ayrıca Başbakan beni oraya çağırsa ben de giderdim. Çünkü gazeteciyim ben, giderim.

NİYE ALINIYORLAR ANLAMIYORUM
Ama orada benim sorguladığım başka bir şey var. Türkiye’de bütün kamuoyunu yakından ilgilendiren bir medya grubunun satışıyla ilgili bir konu gündeme gelmiş. Şimdi o konuyla ilgili ben de etrafta soruşturdum, aldığım bilgiler bu yöndeydi. Ve direkt yemeğe katılan iki kişiyle konuştum; bu sözleri de onlara teyit ettirdim. Onların teyidini alarak yazdım bu yazıları. Niye alınıyorlar anlamıyorum, alınacak bir şey yok. Ben soruları soruyorum çünkü geçmişte Mesut Yılmaz’ın, Yüce Divan’a gönderilirkenki gerekçe ortada. Bu cümleyi çeşitli defalar yazdım. Ne deniyordu: ‘Kendine yandaş medya yaratmak amacıyla ihalelere fesat sokmak.’ Mesut Yılmaz bundan dolayı Yüce Divan’a gönderildi ve Yüce Divan’a gönderen önergeyi veren AKP içerisinden 54 tane imza var. Bu imzalar içerisinde birçoğu hala AK Parti’nin milletvekili olarak Meclis sıralarına da oturuyorlar.

MESUT YILMAZ İÇİN YAPTIĞIMIZ GAZETECİLİĞİ YAPIYORUM
Şimdi Mesut Yılmaz için yaptığımız gazeteciliği, başka bir grup satışı söz konusu olduğu zaman niye yapmayacağız. Burada kimse alınmasın, ben kimseye hakaret filan etmedim. Yani bugün başka bazı yerlerde benim hakkımda yazılanlara baktığım zaman, alay etme, hakaret etme filan var. Gereksiz üsluplar bunlar. Ama Mehmet Ali Birand bugün bir şey yazmış diyor ki; ‘Biz içerde konuşulanları yazdık, niye bu tepki? Herhalde birilerinin nasırına bastık.’ Ben bu kadar iddialı değilim. Ben sadece kamuoyunu yakından ilgilendiren bir olayda, bir satışla ilgili böyle bir konu gündeme geldi mi gelmedi mi bunu sorgulamak istedim.

DOLMABAHÇE TOPLANTISI GİBİ Mİ BU TOPLANTI
Şimdi sonuçta orada toplanan arkadaşlarımız Genelkurmay Başkanı’yla Başbakan arasında Dolmabahçe’de yapılan bir mutabakat gibi bir şey mi yaptılar ki, hiçkimse bir şey söylemiyor. Efendim neymiş; konuşmama kararı almışlar... Onlar konuşmuyorlar ama anlattıkları insanlardan yansıyanlar konuşuluyor. O zaman kendi aralarında anlaşsınlar ne konuşulduğunu bize anlatsınlar, biz de bilelim. Bunlarda alınacak, böyle hakaret edilecek, alay edilecek bir şey yok.

1 MAYIS GİBİ BANA DA ÖLÇÜSÜZ SALDIRI YAPILIYOR
Hakikaten, sonunda koyduğum cümlede arkadaşlarımızın alınmasına yol açacak bir şey söylediysem ondan dolayı özür dilerim. Çünkü kastım o değildi. Oraya katılan gazetecilerin hepsi benim iyi arkadaşım. Onların birçoğuyla ben Başbakan’ın uçak gezilerinde beraber de oldum ama orada konuştuklarımızı yazdık. 1 Mayıs’ta polisin ölçüsüz saldırısı gibi bana da burada ölçüsüz bir saldırı var. Ne demişim ben yani, sonunda çıkarsınız gelirsiniz, dersiniz ki; ‘Hayır öyle değil böyle değil.’ Ayrıca ısrar da ediyorum söylediklerimin doğru olduğunda.

CENGİZ ÇANDAR DA YAZDI
Şimdi işin şu tarafı da var: Oraya gittiğiniz zaman daha çok Başbakan’ı dinlersiniz, sorular sorarsınız. Yani ben oraya Başbakan’la münakaşa etmeye gitmezdim. Ama bu yazdığım şeyi dün Cengiz Çandar da köşesinde yazdı. Çok da güzel bir yazıydı. O da orada gazetecilerin bu önümüzdeki dönemdeki stratejiler konusunda ikiye bölündüğünü biraz üstü kapalı biçimde yazmıştı.

BEN İHALEYİ SORARDIM
Yani bu soru belki sorulmuştur bilmiyorum. Ama şu medya grubunun ihale sürecinde kamuoyunun dikkatini çeken, Başbakan’ın kendi yandaşlarının bile dikkatini çeken mesele orada. Mesela Hasan Cemal var, o da o sürecin yönetilme biçimini eleştiren bir yazı yazdı. Bunları açardım ben yani, en azından sorardım. Bakın Mesut Yılmaz’a bunları yaptık diye, şimdi ben Mesut Yılmaz için sorduğum soruları, buna çok benzer başka bir süreç için sormazsam, o zaman bana sormazlar mı kamuoyunda ‘Kardeşim niye Mesut Bey’e yaptınız bunu da başkaları için yapmıyorsunuz?’ diye.”

ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN DÜNKÜ YAZISI
Ertuğrul Özkök dünkü yazısında da Başbakan Erdoğan ile gazetecilerin geçen hafta Can Paker’in evindeki buluşmasını konu almıştı. Özkök yemekte Sabah ve ATV’nin satışının sözkonusu olduğunu duyduğunu belirterek Başbakan’ın bu konudaki değerlendirmesini eleştirmişti.
Özkök’ün dünkü yazısındaki görüşleri şöyleydi:
“Anlatanın yalancısıyım, yemekte bir ara, Sabah-ATV Grubu’nun satışı konusu açılmış ve Başbakan şunları söylemiş: “Benim müdahale ettiğimi söylüyorlar, etmedim. Zaten şirket çok pahalıya satıldı. Ben müdahale etsem, daha ucuza sattırırdım.”
Demek ki Başbakan, başında damadı bulunan şirketin ihalesine isterse müdahale edebileceğini düşünüyor.

MESUT YILMAZ’A GENSORU
Ben olsam şunu hatırlatırdım. Kendisine en yakın isimlerden biri olan AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli, eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında 27 Nisan 2004 günü verdikleri gensoru önergesinde ne demişti?
“Eski Başbakan Mesut Yılmaz, komisyon önündeki beyanlarında, ihaleyi yapanların ve ihaleye katılanların kendisi tarafından yönlendirildiğini kabul etmiştir.
Oysa, ihale komisyonunun görev ve yetkisindeki işleri bir başka organ, kişi ve yürütme organı üyelerinin üstlenmesi mümkün değildir. Dönemin başbakanı ve ilgili bakanın komisyonu aşarak ihaleye katılacak olanlarla görüşmeleri ve fiyat konuşmaları, ihalenin amacı ve usulü ne olursa olsun hukuk dışıdır.”
Küçük bir hatırlatma daha yapayım. Mesut Yılmaz, ihaleye niçin müdahale ettiğini söylemişti: “Düşük olan bedelini yükseltmek için.” Yüce Divan, devletin kazançlı çıkacağı bu gerekçeyi kabul etmemişti.
Soruyorum, ihale bedelini düşürmek için yapılacak bir müdahaleyi etik olarak ve hukuken kabul etmek sizce mümkün müdür?
İşte bu yüzden böyle yemeklere, geçmişi hatırlatacak bazı gazetecileri davet etmek yararlı olur. Yüzde 60’la iktidara gelen siyasetçilerin buna ihtiyacı olmuştu. Yüzde 47 ile gelenlerin de olur.”

TAHA AKYOL: SUSMUŞ GAZETECİLER OLUYORUZ!
Ertuğrul Özkök’ün bu değerlerdirmesine Milliyet yazarı Taha Akyol’un gazetesindeki köşesinden yanıt geldi. Akyol, Özkök’ün, meslektaşlarını kamuoyu önünde, amacını aşan bir tarzda rencide ettiğini düşündüğünü yazdı:
“Can Paker’in verdiği özel (kamusal değil!) davetteki sohbette Başbakan, Sabah-ATV ihalesi konusunda, “Ben müdahale etmedim, zaten çok pahalıya satıldı, müdahale etseydim daha ucuza sattırırdım” demiş...
Bundan, ihalelere “isterse müdahale edeceği” anlamı çıkıyormuş, Mesut Yılmaz da ihale fiyatını hem de kamu yararına yükseltmek amacıyla müdahale ettiği için Yüce Divan’a gönderilmiş... Başbakan bundan sonra görüşmelerine kendisine bunları hatırlatacak gazetecileri de çağırmalıymış!..

MESLEKTAŞLARINI TÖHMET ALTINDA BIRAKMAMALIYDI
Yani bizler yolsuzluk iması olan bir konuda susmuş gazeteciler oluyoruz! Özkök’ün yazısında, amacı bu olmasa da yarattığı izlenim bu. Mesnetsiz suçlamaların ne kadar rencide edici olduğunu bilen Özkök, kişilik olarak da tanıdığı meslektaşlarını böyle bir etik töhmet altında bırakmamalıydı.
Başbakan’ın sözleri aynen böyle miydi, değil miydi? Tutanak yok ki bakalım. Ama şu kesindir ki, Başbakan, bu ihalede hiçbir kayırma olmadığını anlatmak için buna benzer sözler söyledi, fiyatın iyi olduğunu, “Başbakan olarak kendisinin, devlet kasasına ne kadar çok para gireceğine baktığını” ifade etti. Hem cümlelerinde hem bağlamında hiçbir şekilde “İhaleye istersem müdahale edebilirim” gibi bir anlam da yoktu, bir eda da yoktu. Olsaydı onu da sorardık.

SORULAN SORULAR
Nitekim, yemekteki gazetecilerden Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve ben Başbakan’a bu ihaleyle ilgili sorular sorduk: İhaleden iki firmanın çekilip tek Çalık grubunun kalması normal mi?! Kredilerin iki kamu bankasından alınması normal mi?!.
İşte bizim bu tür sorularımız üzerinedir ki, Başbakan ihalenin ve kredilendirmenin dürüst olduğuna dair kendi görüşlerini anlattı; kayırma ve müdahale olmadığını, zaten iyi fiyatla satıldığını, kredi şartlarının piyasadan daha iyi olduğunu falan savundu.
Başbakan’ın ihaleye müdahale etme düşüncesi varsa ve ihalelere çaktırmadan müdahale ediyorsa bile, orada, bu bağlamdaki sözlerinden böyle bir anlam çıkmaz. Davette piyasa işlemlerinden iyi anlayan ve Özkök’ün de güvendiğini zannettiğim isimler de vardı; onlar da böyle bir anlam çıkarmadı; ‘mefhum-u muhalif’inden de bu anlam çıkmaz.
‘Mefhum-u muhalif’ten mana çıkarmak zaten her zaman doğru sonuç vermez, bağlam önemlidir çünkü.”

İlgili Başlıklar:
Ertuğrul Özkök (22 haber)
Hürriyet Gazetesi (48 haber)






Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan, ''Biz siyaset yapmıyoruz, yargı kuruluşları kendi varlıklarının savunmasına geçtiler. Kendi kurumumuzu, yargı bağımsızlığını savunma noktasına geldik. Yargı, kendi

Eruygur ve Tolon'un, savcılıkça, TCK'nın 312 ve 314/1. maddeleri kapsamında tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edildikleri belirtildi.

Tüp tünelin batırılma işlemi 8 saatte tamamlandı. Üç tüp daha batırılınca İstanbul Boğazı’na 11 tüp tünelin yerleştirilmesi tamamlanmış olacak

Soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen işadamı Kuddusi Okkır, tedavi gördüğü Edirne'de öldü.

Ergenekon operasyonunda görev alan terör ekipleri, Tuncay Özkan’ın liderliğini yaptığı, Kadıköy’de bugün yapılacak olan “Hukuka Saygı” mitingi için dün tam gün izin yaptı.

Anadolu Ajansi net haber son dakika flas haber IHA ihlas haber ajansi net haber son dakika flas haber
NET Haber
Anadolu Ajansı ve İhlas Haber Ajansı
resmi abonesidir.
NetHaber Künye: Genel Yayın Yönetmeni: Nevzat BASIM
Yayın Koordinatörü: Emre KULCANAY