|
|
08 Ekim 2008 Çarşamba 11:42
|
Toplum
|
Hıncal Uluç, iki gündür askeri çok sert eleştiriyor... Uluç, bugün de 'Çözüm umudumuz var mı?' diye sordu
Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç, dün 'Bu savaşın komutanı kim?' diye sorduğu Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'a bugün de yüklendi:
İşte Sabah yazarı Hıncal Uluç'un bugünkü yazısı:
Çözüm umudunuz var mı?..
Kendinizi 70 yaşındaki Zülfü Çelebi'nin yerine koyar mısınız bir.. Diyarbakır'ın Dicle ilçesinde yaşayan Zülfü Çelebi'nin.. İkiz oğulları var.. Aslanlar gibi büyütmüş onları.. Birisi şimdi, Türk Silahlı Kuvvetlerinde vatan görevini yapıyor.. Öteki.. Öteki Kandil'de.. 3 yıldır PKK militanı.. Elinde silah emir bekliyor, kardeşinin ordusuna saldırmak için.. Aktütün'ü basanlardan biri de oydu kim bilir.. Aktütün'de şehit olanlardan birinin kardeşi olabileceği gibi.. "Allah çocuklarımı karşı karşıya getirmesin.. Allah oğullarımı birbirinin katili yapmasın" diye sabah akşam dua eden Zülfü Baba'nın yerine koyun bir an kendinizi.. Koyun ve düşünün.. Olaydaki dramı değil, lütfen gerçeği düşünün.. Ayni aile, ayni çevre içinde büyüyen, ayni çevrede, ayni dost ve arkadaşlarla yetişen, ayni eğitimi alan iki kardeşten birini Türk Silahlı Kuvvetlerine, ötekini bir terör örgütüne götüren ince çizgi nedir?. Güneydoğu sorununun çözümü bu sorunun yanıtını verebilmemizden geçiyor.. Silahtan, askerden falan değil.. Şimdi, yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un karargâhının ve yeni iletişim bürosunun yanıtlamasını istediğim bir sorum var.. PKK ile otuz yıldan beri süren savaşın bilançosunu öğrenmek istiyorum.. 1-Bu savaş için bugüne dek harcanan para nedir?. 2-Bu savaşta bugüne dek verilen zayiat nedir?. Kaç şehit?. Kaç gazi?..Kaç gencimiz, kolunu, bacağını, gözünü kaybetti ve çalışamaz hale geldi?. Kaç yaralımız oldu?. İstediğim kesin rakamlar gelene dek beklememe gerek yok aslında.. Çünkü her iki sorunun yanıtının da çok ama çok büyük sayılar olduğunu herkes tahmin edebiliyor.. Ki bu bilançonun içinde boşaltılan köyler ve batıya göçlerin yarattığı sosyal maliyet yok.. Peki, bunca büyük maliyetin karşılığında bugün gelinen yer neresidir?. Çözüme ne kadar mesafedeyiz?. Söyleyeyim. Başladığımız noktada.. Ufukta çözüm mözüm de görülmüyor.. "Görülüyor" diyen var mı?. Olayın askeri tarafını yöneten Genelkurmay'ın yaptığı açıklamalar sizi tatmin ediyor, umut veriyor mu?. Siyasal ve sosyal yönünden sorumlu sivillerin dedikleri içinize bir damla su serpiyor mu?. Zerre umutlanıyor musunuz?. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu imiş (TMYK).. Yayınladıkları bildiriye bakar mısınız?. "Terörle mücadelemiz bütün mülahazaların üstünde devletimizin tüm kurumlarının etkin işbirliği ile her koşulda sürdürülecek ve alınan bütün tedbirlerin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir.." Vay anasını Sayın Seyirciler.. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orta Asya gezisini apar topar kesti. TMYK'yı topladı ve bu bildiriyi yayınladılar.. Dinleyince ne kadar rahatladınız, başınızı yastığa ne kadar rahat koydunuz değil mi?.. Hele bir de üstüne Devletin Başkanı Abdullah Gül'ün "Sözüm ona terör örgütü ayakta olduğunu göstermek için bu saldırıyı yapmıştır. Bedeli ne olursa olsun bu mücadeleye devam edilecektir. Bu saldırının hesabı sorulacaktır" dediğini duyunca içiniz nasıl buz gibi olmuş, nasıl derin bir "Ohh!.." çekmişsinizdir. Geçiniz beyler.. Geçiniz ağalar.. Geçiniz paşalar!.. 30 yıldır bu edebiyatı her şehidin ardından duya duya ezberledik.. Ama dönüp arkamıza baktığımızda durum masal.. Bir arpa boyu yol gitmemişiz.. Palavraya, edebiyata, hamasete karnımız tok.. Asker, sivil bir araya gelip, kamuoyunu tatmin edecek bir çözüm planını ortaya koymanız gerek.. Tutarlı ve hepsinden önemlisi inandırıcı.. Asker yıllardır "Ben savaşıyorum, ama dağa çıkış engellenmediği sürece bu savaş bitmez" diyor. Haklı olduklarını herkes kabul ediyor.. Peki dağa çıkış nasıl önlenecek?.. Zülfü Baba'nın bir oğlu bu vatan için silaha sarılırken, ötekinin Kandil'de kardeşine karşı silah kuşanmasının önüne nasıl geçilecek?. Çözüm için savaşan asker de sözünü açıkça söylemeli.. Şehitleri verenler onlar. Onlara rağmen çözüm üretilemez, kendimizi kandırmayalım. Bu yüzden asker çözüm için neler düşündüğünü açıkça ifade etmelidir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ "Bu benim işim değil. Ben savaşırım. Ötesini siviller bilir" demesin sakın.. Göreve geldiği hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yetki ve sorumluluğu altındaki bir konuda asker adına kırmızı çizgiyi çeken "Genel af, menel af olmaz" diyen o değil mi, hem de savaşı kazanmanın yolunun PKK'ya katılımı önlemekten geçtiğini anlatırken.. O zaman, içinde af olmayan bir çözüm yolunu biliyor ve düşünüyor demektir.. Bize de açıklasın, biz de bilelim.. Tüm siviller bilsin bakalım, PKK'ya katılımın en kısa yolla önlenmesinin yolu askere göre nedir?. Şimdi bakın!.. TMYK falan değil, içinde Cumhurbaşkanının, başbakan ve ilgili bakanların ve de tüm komutanların yer aldığı Milli Güvenlik Kurulu, DTP dahil, Meclis'teki muhalefet liderlerinin de davet edildiği tek gündemli bir toplantıda çözümün temel ilkelerini belirlemeli ve açıklamalıdır. Kamuoyu artık, inanılır ve güvenilir bir çözüm planı bekliyor.. Yeni şehit listeleri ve dizi dizi cenaze törenleri değil.. Lütfen kendinizin bile inanmadığınız klişe nutukları ve bildirileri unutun. Millet 30 yıl ve bunca kayıptan sonra gerçekçi bir çözüm planı ve nihai çözüm istiyor.. Tamam mı?.
İşte Sabah yazarı Hıncal Uluç'un dünkü yazısı:
Bu savaşın komutanı kim?..
Türk ordusu bu ulusun en güvendiği kurumdur, bu ülkede anketler yapılmaya başlandığından beri hep açık ara öndedir. İsterdim ki, bu hafta içinde yeni bir anket yapılsın ve Aktütün baskınının bu güven duyusuna nasıl bir etki yaptığı ortaya konsun. Cumartesi gününden beri halkın içindeyim.. Hemen bütün gazeteleri okuyorum, tv yorumlarını dinliyorum.. Aktütün'de verilen 17 şehitte bir PKK başarısından çok, bir askeri hata olduğuna inananların sayısı fazla.. Asker kanadından, hatta Genelkurmay İkinci Başkanı düzeyinde yapılan açıklamalar, kafalarda beliren sorulara yanıt vermekten, kamuoyunu tatminden uzak.. Hatta tersine şüpheleri destekler düzeyinde.. Bir ihmal, bir gaflet olduğu nerdeyse açık.. Şimdi bakın.. 4 Ekim cumartesi günkü Vatan gazetesinin 18'inci sayfasında tek sütun bir haber var. Başlığını ve girişini aynen alıyorum.. "Aktütün Karakoluna taciz ateşi.." "Şemdinli ilçesinde Irak sınırına 4 kilometre uzaklıktaki Aktütün Karakoluna bir gurup PKK'lı terörist taciz ateşi açtı." Korkunç olan şeye bakar mısınız.. PKK, Aktütün karakolunu, bu haberin çıktığı gün basıyor.. 17 ölü, 20 yaralı.. Olacak şey mi?. Olacak şey mi, söyler misiniz?. Adamlar gazetelere haber vere vere geliyorlar nerdeyse ve siz gafil avlanıyorsunuz.. Er Ramazan baskından bir gün evvel, Cuma günü evine telefon açıp veda ediyor.. "PKK'lılar bizi bu hafta içinde üç kez bastılar, ben artık zor dönerim anne.." Ve dördüncü baskında, er Ramazan şehit.. Er Ramazan biliyor da, onun üzerindeki tek yıldızlıdan başlayıp, silsile-i meratip bol yıldızlıya bir yığın komutan nasıl bilmiyor acaba?. Genelkurmay İkinci Başkanı ""15 şehitten 13'ü uzaktan atılan bomba ile öldü" diyor. Savunma mı, itiraf mı?. Sınıra mesafe 4 kilometre.. PKK ile savaşın başladığı 30 yıl içinde 40 bilmem kaç kez baskına uğramış, son şehitler hariç, 28 gencimiz keklik gibi avlanmasına sebep olmuş bir karakol Aktütün. Karakol mu, elimizle kurduğumuz tuzak mı yoksa?.. Koskoca orduda, bu durumu değerlendirecek, önlem düşünecek bir kurmay çıkmaz mı?. Harp Okullarında Taktik, Strateji dersleri niye okutulur?. İsrail, Suriye'nin Golan Tepelerini niye işgal etti?. Eşek yükü Birleşmiş Milletler kararına rağmen niye hala ve hala elinde tutuyor?. Çünkü bu tepelere yerleşen terör güçleri, sınırdaki İsrail karakollarını şakır şakır vuruyorlardı. Gittiler, onları kovdular, kendileri yerleştiler. Bitti. Sen bu stratejik hamleyi yapamıyorsun, o zaman taktik bir karar alır o karakolu ordan çekersin.. İlle de orda asker şartsa, o zaman, o gecekonduya değil, havan atışlarına dayanıklı, daha ağır bombalara karşı da sığınaklı bir bina inşa edersin.. Bunların hiç birini yapma.. Çocukları oraya gönder ve de ki, "Dua edin de adamlar Irak tarafından bomba atmasın?.." Şimdi çekiyorlarmış.. 45 şehit mi gerekiyordu, yanlışı görmek için?. Bu mudur durum muhakemesi?.. 17 Aralık 2007.. Zamanın Genelkurmay Başkanı konuşuyor.. "PKK unutmasın ki artık bizim için oradaki kamplar BBG (Biri Bizi Gözetliyor) evi gibidir.." Allahtan öyle?.. Ya maazallah olmasaydı, kaç şehit verirdik?.. 150 mi?.. 1500 mü?. Bugünkü Genelkurmay açıklıyor ki, BBG falan hikâye.. Aktütün karakolundan gözetleme mesafemiz 150 metre.. Eee. Adamın elinde sınır ötesinden, 5 kilometreden bomba atan silahlar var, ne olacak şimdi?. Bugünkü Genelkurmay açıklıyor.. İstihbarat sorunu yok.. Amerikalılarla yapılan işbirliğiyle her şey haber alınıyor. Aktütün baskını biliniyor yani.. Bilindiği açık zaten.. Vatan gazetesi biliyor, er Ramazan biliyor, Genelkurmay bilmez mi?. Ne yapıyor peki?.. Sınır dışı uzun mesafeli bomba atışına karşı tümüyle korumasız araziye takviye diye kara askeri gönderiliyor.. Sanki hedef büyüsün, PKK daha kolay, daha bol vursun diye?. Bu nasıl bir askeri düşüncedir?.. Aktütün'e baskın istihbaratını alan komutan sınırötesi bombalamaya açık araziye yeni asker mi yollar, yoksa ordaki korumasız askeri, güvenlik sağlanana kadar geri mi çeker?. İstihbarat gelince, oraya bir bölük yollanmış.. Bölüğün komutanı nerde, kim?. Şehit olan astsubay mı?. O da ayrı bir soru!. Şimdi asıl soruma geliyorum.. Yıllardan beri beynimi kurcalayan bir soruya.. Türk ordusu PKK ile 30 yıldan beri savaşıyor. Düşük Yoğunluklu Savaş.. Ama savaş.. Peki bu savaşın komutanı kim?.. Duydunuz mu böyle bir birlik.. Böyle bir komutan.. Tarih boyu bir daha Anadolu'ya saldırmaya kalkışmayacak Yunanistan için "Ya gelirse" diye Ege Ordusu kuruyoruz da, 30 yıldır Cumhuriyetle savaşan PKK'ya karşı bir niçin bir Ordu, Kolordu, tümen, her neyse bir birlik oluşturmuyor, bir sorumlu komutan atamıyoruz.. Komutansız savaş olur mu?. Olursa kazanılır mı?. Savaş, Ankara'da toplanan kurmaylarla mı, harekat alanında fiilen çatışan komutanlarla mı yönetilir ve kazanılır?. Diyelim Aktütün baskını haber alındı.. Ankara'ya Genelkurmay'a haber.. Genelkurmay Hava Kuvvetleri Komutanlığına haber.. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yöreye en yakın taktik kuvvete görev.. Sizin bu satırları okumanız için geçen zamanda uzun mesafeli toplar patladı ve 17 er şehit oldu bile.. Yörede, bu savaş için gerekli, hava ve kara tüm unsurları emir ve komutası altında bulunduran bir komutan, bu savaşın Ankara'dan yönetilmesinden daha etkili olmaz mı?. Güney Doğu Anadolu Düşük Yoğunluklu Savaş Komutanlığı mesela.. Olmazsa niye, Birinci, İkinci, Üçüncü ordular var.. Ege Ordusu var?. Hayali düşmana Ordu.. Gerçek düşmanı boş ver!.. Bugün Güney Doğu Anadolu Düşük Yoğunluklu Savaş Komutanlığı olsaydı, ben onun başındaki subaydan Aktütün Baskınının hesabını sorardım. Bugün kime soracağımı bilmiyorum.
Üç ay evvel, Fransa'da bir askeri manevra sırasında, erin plastik mermi olması gereken silahında, gerçek mermi çıktı ve oluşan kazada 17 er yaralandı. Sadece ya-ra-lan-dı.. Sonuç.. Fransa Genelkurmay Başkanı istifa etti.
Sayın General Başbuğ!.. Millet sizden bu 17 şehidin ölümünden sorumlu olanları bulmanız ve açıklamanızı bekliyor. O zaman gelecekte böylesi ihmal ve gafletlerin tekrarlanması ihtimali azalır. O zaman Ordu'ya güven sarsılmaz.. Türk Ordusunun hiçbir kusuru yokken düşmanın, ilan ederek, elini kolunu sallayarak bir karakolumuzu basabileceğini, 17 şehit ve 20 yaralı verdirebileceğini kabullenmek, PKK'ya fena halde itibar sağlar ve Türkiye'ye en büyük darbeyi vurur. Psikolojik savaşı yitiririz. Hiçbir asker bir daha o bölgeye inanarak, güvenerek gitmez.. O şehitlerin ana ve babaları bir daha "Vatan sağ olsun" demezler.
Şişli’de eski ortağını öldürtmek istediği iddia edilen karikatürist Galip Tekin ile tetikçi olduğu öne sürülen Maksut Adıyaman gözaltına alındı
Adalet eski Bakanı Hikmet Sami Türk’e göre terörist başına Galatasaray maçlarını izlemesi için televizyon verilmeli. Öcalan’ı idama mahkûm eden Hâkim Eken ise tüm ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerini
SİLİVRİ CEZAEVİNDEN HABERLER
Antakya'da yıldırım düşmesi sonucu çöken biodizel madeni yağ tesis binasının enkazında kalan 3 kişinin cesedine ulaşıldı.
İstanbul Meteoroloji Bölge Müdürü Mustafa Yıldırım, yaptığı yazılı açıklamada, dün öğle saatlerinden itibaren akşama kadar gerçekleşen yağış miktarına ilişkin bilgi verdi.
ANKARA’da Halkevleri üyeleri, doğalgaz zamlarını protesto için Başkent Doğalgaz Dağıtım A.Ş. önüne yürüdü.
|