|
|
13 Ağustos 2007 Pazartesi 14:31
|
Yaşam
|
Fotoğraftaki iki genç kız, Aktüel dergisinin muhabirleri...
PEKİ NEDEN TÜRBANLANMIŞLAR? İşte muhabirlerin türbana girme gerekçeleri ve işte Ahmet Hakan'ın onlara fırça attığı yazısı:
AKTÜEL'in iki muhabiri yaptıklarını son sayıda şöyle yazdılar:
İlki 1996'da Didim'de açıldıktan sonra sessiz sedasız çoğalmaya başladılar. Son dört yılda sayıları dört kat artınca, kendilerini hemen yanlarındaki diğer otellerden ayırmak için kullandıkları tel örgü ve brandaların arkasında nasıl bir dünya olduğu daha çok merak edilmeye başladı. Meraktan biz de payımıza düşeni aldık ve bu dünyanın kapısını aralamak için yola koyulduk…
İlk iş, internetten "tesettür otel" diye arama yapmak ve çıkan sonuçlardan gözümüze kestirdiklerimize telefon açıp "Biz iki bayan geleceğiz, rezervasyon yaptırmak istiyoruz" diyerek yerimizi ayırtmak. Malum gideceğimiz yer kadınların türbanlı, havuzların haremlik selamlık olduğu bir otelDolayısıyla bu kurallara ayak uydurmak, ortamı en iyi şekilde gözlemlemek için birinci şart. Bu aşamada devreye giren eş dost sayesinde türbana girmek için gerekli kıyafet ve aksesuarları temin etmekse işin en empatik tarafı. Evde birkaç denemeyle türban bağlama konusunda deneyim kazanıyoruz. Artık brandanın diğer tarafına geçebiliriz...
1.GÜN "Bunları bombalar diye uçağa almazlar" Havaalanına adım atar atmaz artık başka dünyanın insanları olduğumuzu anlamakta gecikmedik. Zira açık saçlı hallerimizin fotoğraflandığı kimliklerimizle check-in yaptırırken ilk tepkiyi de görmüş olduk. Fotoğraflarımızı çaktırmadan arkadaşına gösteren hostes "Şunlara bak, ne alâka" diye fısıldarken kendini çok da saklama ihtiyacı hissetmiyordu. Ya da uçağa binmek için sıra beklerken arkamızda duran adam, karısına, duyulacak şekilde "Bunları uçağı bombalar diye almazlar şimdi" derken Antalya'ya indiğimizde alanda bizi oldukça lüks bir araç bekliyordu. Yol boyunca aklımızdan geçen tek şeyse kimliklerimizdeki fotoğrafların otele kayıt sırasında fark edileceği oldu. Ama otelde bizi bambaşka bir manzara bekliyordu. İlk etapta türbanlıların yoğun olduğu dikkat çekse de arada sırada yanımızdan başı açık, hatta epey açık denebilecek giysilerle geçenler vardı. Kayıt formunu doldurmak için oldukça yoğun olan lobide orta yaşlı, tesettürlü bir kadının yanına oturduk. Sıcaklardan açtığımız sohbetin sonunda bize nerelerde daha rahat havuza girebileceğimiz, nerelerde haşema (tesettür mayosu) giymemiz gerektiğiyle ilgili kısa bir ön bilgi verdi. Burada havanın Arabistan gibi olduğunu, ama orada bu kadar nem olmadığını da sözlerine eklemeyi ihmal etmedi.
"Hayırlı kısmetler" Otele tam yemek vaktinde geldiğimiz için kendimizi restorana attık. Burada deneyimsizliğimizin neden olduğu ilk şaşkınlığı da yaşayacaktık. Zira kalabalık yemek sırasında arkamızı döner dönmez birbirimizi kaybediyor ve rengârenk türbanlar arasında kendimizi "Acaba hangi renk türban takmıştı" diye dövünürken buluyorduk! İlk gün heyecanıyla bir yandan yemeğimizi yer bir yandan etrafı gözlerken, hiçbir kadının bizim kadar sesli gülmediğini fark etmek çok zamanımızı almadı! Erkek komi odaya kadar eşlik ederek ihtiyacımız olan şeylerin yerlerini gösterdi: Yedek yorganlar, yastıklar, havlular ve tabii ki seccade ve üzerinde bir Kuran-ı Kerim. Komi "Hayırlı kısmetler" diyerek odadan çıktığında, bizi şaşırtan cümleyi anlamamamızı cehaletimize vererek başka detayları incelemeye koyulduk. Örneğin mini barın üzerine yapıştırılmış kıbleyi gösteren işareti! Üstelik her neresinden tutsanız içkiyi çağrıştıran "bar" kelimesinin bu kadar rahat kullanılışı da ilginç geldi. Komi gider gitmez yaptığımız ilk şey başımızı açmak ve daha rahat bir şeyler giymek oldu. Klimalı odada kendimize geldikten sonra sıra keşfe geldi! Tesettürlerimizin içine mayolarımızı giyerek önce otelin içinde kısa bir tur attık. Örtüleri bağlayış şekillerimizin ve giyim tarzımızın sırıtmasından şüphe ederken kendimizi hem bir cümbüşün hem de umursamazlığın içinde bulmuştuk. Türlü türlü bağlama şekilleri ve farklı kıyafet tarzlarıyla tesettürlüler ve askılı bluzlular biraradaFakat bütün bu farklılıklara rağmen; aynı oteli tanıtan bir yazıda söylendiği gibi "Size tepeden bakan sizi aşağılayan gözler yok"tu.
Bronz Müslümanlar Çantalarımızda cep telefonlarımız olduğu halde "Fotoğraf makinesi, cep telefonu ve kamera ile girmek yasaktır" yazısının yanındaki merdivenlerden teras katında etrafı tentelerle çevrili havuza geldik. Bizi karşılayan kadın güvenlik görevlisi, telefonlarımızı bırakıp gelmemiz konusunda uyardı. Dediğini yapıp havuza geri geldiğimizde neredeyse tamamı bikinili ve öteki bölümlerdekiyle alâkası olmayan bir toplulukla karşılaştık: Bronz Müslümanlar'la! Bikini ve mayolarıyla rahatça güneşlenmenin keyfini süren kadınlar aşağıda bizi hiç umursamazken şimdi delici bakışlar atıyor ve saçımızdan bikinimize kadar her detayı inceliyorlardı, tabii birbirlerini de. Henüz üzerimizi çıkarmıştık ki genç bir hanımefendi havuzun içinden seslendi: "Sen nerede yandın bakayım böyle?" Yanıt: "Evimin terasında güneşlendim." Tahminimizin tersine inanmamazlıktan çok, kıskanç bir ifadeyle süzüldük bir kez daha Havuzun bir tarafında kaydırak bulunduğu için çocukları olanlar daha çok orayı tercih ederken, diğer tarafta genç kızlar güneşleniyor sere serpe. Güvenlik ara sıra ortalıkta dolaşarak telefonla konuşanları kesin bir dille uyarıyor Saatlerimiz 18.45'i gösterdiğindeyse bir anons duyuldu: "Hanımlar, 15 dakika sonra havuzumuz kapanacak ve erkek temizlik görevlileri gelecek". "Kapanacak" kısmını pek umursamayan ahali, "erkek temizlik görevlisi" cümlesini duyunca şezlonglarının baş taraflarına yaydıkları tesettürlerini hızlıca giymeye başladı. Bu sırada onların telaşını anlamaya çalışan biz, üzerinde bikini ve kafasında türban olan kadınların oluşturduğu ilginç manzarayla kalakaldık
Yatsı namazına 10 kala evlilik konferansı Akşam yemeği yine yoğun bir kalabalıkla geçti. Bu sefer tedbirimizi almış ve birbirimizin başörtüsünün rengini iyice zihnimize kazımıştık. Fasıl müziği eşliğinde yenen yemeğin ardından, Pamuk Prenses kılığındaki animatörün çocuklar için gösteri başlayacağını duyurması üzerine restorandan çıkarken yan tarafa kurulmuş stant görevlisi seslendi: "Yarın rafting turumuz var; katılmak ister misiniz?" Alternatiflerse tekne, atv ve kültür turlarıyla tekne gezileriBroşürde de otelin konseptine uygun olarak rafting yapan tesettürlü kadınlar ve atv kullanan takkeli adamlar bulunuyordu. Animatörler eşliğinde eğlenen çocuklar ve onları kameraya çeken aileleriyle biraz zaman geçirdikten sonra asansörde gördüğümüz ilan üzerine "Mutlu Evlilik Konferansı"na katılmaya karar verdik. Konferans saat 21.30'da başlıyordu, yani yatsı namazından 10 dakika önce. Ama aşağıya indiğimizde gördük ki konferansa katılım tahminimizden fazlaydı. Salonu dolduran kalabalık, evlilik uzmanının esprili anlatımıyla eğleniyor, bir yandan da çaylarını yudumluyordu. Eğlence salonundaysa başka bir hava vardı. Bir bowling salonu, birkaç atari, air hokey ailelerin ilk tercihlerinden. Bunların yanı sıra otelde belki sıcaktan, belki de yapacak pek bir şey olmamasından dolayı en çok kalabalık lobide bulunuyordu. Oradaki eğlenceyse okey, tavla ve epey rağbet gören satrançla dama. Konuşmalardan anladığımız üzere kadınlar haremlik bir diskoda kurtlarını dökmek derdindeler. Lobi muhabbetleri geç saatlere kadar sürüyor. Self servis olup olmadığını sorduğumuz garsonsa, herhangi bir otelde olmaması gereken samimiyette bir tavırla: "Siz de alabilirsiniz, ben de getirebilirim" diyor. Ama biz artık şaşırmamayı öğrendik, daha doğrusu şaşırmaya alıştık!
2. GÜN Haşemalı kadınlar ve bikinili turistler İkinci gün kahvaltı ettikten sonra kahvelerimizi içmek için otelin erkekler havuzuna bakan terasına kurulduk. Erkekler havuzu kadınlar havuzu ile karşılaştırıldığında insana "Ama bu haksızlık" dedirtecek kadar büyüktü. Erkekler önce bu devasa havuzun kenarında, animatörün hoparlörden verdiği direktifler doğrultusunda "Yaylalar yaylalar" şarkısı eşliğinde sabah sporunu tamamladı. Ardından da havuzun iki yanına kurulmuş kalelerin arasında takımlara ayrılıp su topu oynamaya başlandı. Aile babası bazı erkeklerse su topu oynamak yerine çocuklarına yüzme öğretiyordu. Derken havuz başında haşemalı bir kadın belirdi. (Erkekler havuzuna kadınların haşemayla girmesi yasak değil). Ancak bir süre sonra anladık ki, kadının derdi havuzda yüzmek değil kocası ve çocuklarıyla ilgilenmekti. 40 derece sıcaklıkta, havuz başında, haşemayla... Biz gölgede bile türbanın içinde yaşamakta zorlanırken, kavurucu güneşin altında haşemayla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu birbirimize sorup durduk. Peki ama plajdaki vaziyet ne durumda? Merak edip kumsalın yolunu tuttuk Hemen yanımızda bulunan ve müşterilerinin büyük çoğunluğu Rus olan otelle bizimkini bir tel örgü ayırıyor. Ancak bu tel örgü plaja kadar uzanmadığından zaman zaman ortaya ilginç manzaralar çıkabiliyor. Mesela üç haşemalı kadın deniz kenarında oturmuş ayaklarını ıslatırken, biraz ilerdeki eşleri de bikinili turistlerin tam önünden denize giriyorlar!
"Nefsimi cezalandırıyorum" Plajdan sonra havuza çıkıp üstümüzdekilerden kurtulunca rahat bir nefes alarak şezlonglarımıza yerleştik. Aslında burası bizim de en rahat ettiğimiz yer, çünkü burada tebdil-i kıyafete gerek yok. Aşağıda karşılaştığımız kadınları bikiniyle tanımak mümkün değil. Sadece birkaçı burada da haşema giyiyor. Yanımızda oturan haşemalı bir hanımla biraz muhabbet kurup neden diğerleri gibi bikini giymediğini sorunca "Bence böylesi daha iyi" diyerek ekliyor: "Kim bilir belki de nefsimi cezalandırıyorumdur." O hayatında sadece bir kere dizinin altında bir pantolon giymiş. Fakat ilk ve son giyişi olmuş. Kendini eşine ve dört çocuğuna adamış hanımefendi nedenini şöyle anlatıyor: "Bir keresinde çok uzun olmayan bir pantolon giydim. Sonra bütün gece rüyamda yengeçlerin bacaklarımı kemirdiğini gördüm." Bir ara yan tarafta oturan biri: "Sizi bir yerden tanıyorum sanki" diye araya giriyor. Kadının cevabı gecikmiyor: "Bilmem, ben sizi tanımıyorum; ama belki ruhlar âleminden tanışıyoruzdur." Önceki gün havuzda tanıştığımız hanımlardan biri sohbeti görünce yanımıza geliyor. Oldukça genç görünmesine karşın "İki çocuğum var" deyince ufak bir şok geçiriyoruz. 21 yaşında olduğunu ve 17 yaşındayken görücü usulüyle evlendiğini anlatıyor. Bekâr olduğumuzu söylediğimizde şaşırma sırası ona geliyor: "Sizi bu yaşa kadar nasıl bırakmışlar?" O aslında 20 gün önce kapanmış. Babasının kapanması için birçok şey teklif ettiğini, ama o zamanlar istemediğini söylüyor. Şimdiyse vicdanı rahat etmediği için kapanmış. Ortaokul mezunu olduğunu belirttikten sonra gözleri parlayarak devam ediyor: "Okula devam etmedim ama kitap okumayı hiç bırakmadım. İpek Ongun'un bütün kitaplarını bilirim." Sohbet dönüp dolaşıp otele geliyor. Genç kız daha önce normal otellerde kaldığını, oralardaki Rus turistlerin neredeyse çıplak dolaşmasından midesinin bulandığını anlatıyor ve ekliyor: "Onların çıplak vücudunu görmekten göz kanseri olacaktım!" "Kocanı kıskanmıyor musun, yandaki otelde de Ruslar var" deyince: "Kıskanmaz mıyım? Ben bile bakıyorum, o nasıl bakmasın!"diyor. Anlattığına göre birçok kadın bu nedenle gözünü kocalarından ayırmıyor.
VE AHMET HAKAN'IN BUGÜN HÜRRİYET GAZETESİNDEKİ KÖŞESİNDE YAZDIKLARI
ahmethakan@hurriyet.com.tr
İki ’Mata Hari’ tesettür otelinde
AKTÜEL dergisinin iki kadın muhabiri, "Uzaydan az önce gelen türbanlı kadınlar, acaba tatilde nasıl bir tutum geliştiriyorlar? Tesettür otellerinde neler dönüyor? Brandaların arkasında nasıl bir hayat var?" sorularına yanıt bulmak gibi çok zorlu bir işe girişmişler.
Önce kılık değiştirip türban takmışlar.
Ardından...
Çantalarına biraz gül suyu, bir adet seccade, bir adet tesettür mayosu koyup, "Hanımlar için özel havuzumuz mevcuttur" ya da "Her perşembe Nihat Hoca’dan din ve ahlak sohbetleri" gibi reklam cümleleriyle tanıtımı yapılan "tesettür otelleri"nden birinin kapısına dayanmışlar.
Allah’tan oteldeki resepsiyon görevlileri, Aktüel dergisi muhabiri iki kadının, "sahte türbanlı" birer "Mata Hari" olduğuna uyanamamışlar da, bu mühim memleket hizmeti akim kalmamış.
Kısacası...
Bizim iki "casus", kalpleri pır pır ederek dalabilmiş otele...
* * *
Kendilerine "türbanlı müşteri" süsü veren muhabirlerimiz, otelden içeri girer girmez vazife şuuruyla etrafı incelemeye koyulmuşlar.
Tıpkı laboratuvarda "deney fareleri"ni inceleyen bilim adamı titizliğiyle...
Merak ettikleri hususları şöyle sıralayabiliriz:
- Bunlar (yani türbanlılar) havuzda ne yapar?
- Erkeklerle kadınlar tesisin hangi alanlarında buluşuyorlar?
- Güncel bir tartışmaya kıyısından köşesinden dalabilmek maksadıyla, "türban" ile "g-string"i yan yana getirmeye yarar bir fırsat çıkar mı acaba?
- "Tesettür mayosuyla rahat yüzme teknikleri" diye bir liste çıkarılabilir mi?
- "Midye" ve "karides" için neden harama yakın mekruh diyorlar.
- Kulağına "i-pod" takmış şu türbanlı ama blucinli genç kız, acaba "Sordum Sarı Çiçeğe" ilahisi mi dinliyor?
- Havuzda yüzerken su şakaları yapıyorlar mı?
- Bunların da "Günde 10 çeşit giyer" bir Eda Taşpınar’ı var mı? Varsa "güneşleme olayı"nı nasıl halletmektedir?
Evet...
"Mission to Mars" ekibi iş başındadır ve hedefleri bellidir.
* * *
Önce havuz suyu kontrolü...
"Aman Tanrım! Bunların havuz suyu sıcaklığıyla bizim havuz suyu sıcaklığı aynı" tepkisi...
Ardından bowling salonu...
Gördükleri şudur: Türbanlı kadınlar top yuvarlıyor! Tabii bizimkilerde bir telaş! Casus kamerasıyla gizli çekim görüntüleme telaşı... Bu iş başarıyla tamamlanıyor.
Ve bir masa tenisi...
İlginç... Başı bağlı genç bir kız, "haşema"lı ve üstü çıplak bir genç erkekle masa tenisi oynuyor. "Ne kadar da bize benziyorlar" diyerek olayı "casus kamerası"yla görüntüleme azmi... Bu görev de başarıyla tamamlanıyor.
Ve işte "mini bar"...
"Allah, Allah... Mini bara bunlar da bizim gibi mini bar diyorlar..." tepkisi...
Daha da önemlisi...
"Mini bar" gibi sonuna kadar alkol çağrışımı yapan aletin üzerinde kıbleyi gösteren bir ok...
Hemen görüntüleyelim... Ve işlem tamam...
* * *
Kıssadan çıkan soru şudur:
Memleketin ekseriyetine hitap eden bir derginin, memleketin önemli bir bölümünün "yaşam tarzı"na, bu derece dışarıdan, bu derece yabancı bir gözle bakması...
"Yüzde 47"nin tam olarak anlaşılmamasının nereden kaynaklandığıyla ilgili bir fikir vermiyor mu?
Abdullah Gül AmerİkancI mI?
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Bryza, Yunanistan’daki haftalık ekonomi gazetesi Ependitis’e verdiği bir demeçte, "Erdoğan tartışmalı bir ismi cumhurbaşkanlığına aday gösterirse gerilim oluşur, uzlaşıcı aday gösterirse gerilime neden olmaz" demiş.
Gazete bu açıklamayı "ABD: Erdoğan Gül’ü aday göstermemeli" başlığıyla yayınlamış...
Benim sorum ise şu:
Bundan bir süre önce meydanlarda Abdullah Gül’ün adını "ABDullah Gül" diye yazanlar, Amerikan resmi yetkilisinin açıklaması hakkında ne buyururlar acaba?
|
Yorumlar |
|
semih koral
-
14.08.2007 04:13
|
|
bu muhabirlere yazıklar olsun..
sayın ahmet hakanı yazısından ötürü kutluyorum..
|
|
Akif Akyel
-
13.08.2007 22:15
|
|
İşte %47 buradan çıktı :) Onlar fildişi kulelerinden halkı seyretmeye ve yabancılamaya devam etsinler.Halk iktidarını kendisi seçti.Ayrıca da Abdullah Gül konusunda da Ahmet Hakan'a kesinlikle katılıyorum.
|
VE BU İCADIN BAŞINDA DA GOOGLE'IN PATRONUNUN KARISI VAR
Google geçtiğimiz günlerde yaptığı bir yenilikle, kullanıcıların arama sonuçlarını istedikleri gibi düzenleyebilmesini sağlayan bir sistem geliştirdi.
Time’ın yılın buluşları listesinde asıl yıldız, 4 numaradaki Hulu.com. NBC ve Murdoch ortaklığıyla bu yıl kurulan bir internet sitesi.
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünce düzenlenen Sayısal Loto'nun bu haftaki çekilişi yapıldı. Kazandıran numaralar; 3, 10, 26, 28, 39 ve 47 olarak belirlendi.
|