|
|
31 Ağustos 2007 Cuma 11:57
|
Yaşam
|
Pakize Suda, 'Ahmet Hakancım seni severim, okurum, ama anlaşılan o ki kadın konusunda GÖRMEMİŞİN TEKİYMİŞSİN' diye yazmıştı
AHMET HAKAN BUGÜN BU İDDİAYA YANIT VERDİ
Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı:
Sonradan görmelik sorunsalına dairdir
HÜRRİYET’te yazmaya başladığım ilk günlerdi...
Bilmiyorum neden, bazı köşe yazarları, "Ey Ahmet Hakan! Hürriyet’e geçtin, sınıf atladın, Nişantaşılı oldun" falan diye laf atmaya başladılar. Dalgacı bir kişiliğe sahibimdir, gündelik konforumu asla bozmak istemem.
Bundan dolayı bu tür çemkirmeler karşısında savunmacı bir tutum almamış, "Evet ulan! Hürriyet’e geçtim, böyle oldum, var mı diyeceğiniz?" diyerek meydan okumayı tercih etmiştim.
Fakat! Heyhat!
Bu da sahi sanıldı...
Ve iki buçuk yılını dolduran şu "sonradan görme edebiyatı" hız kesmeden devam etti.
Mesela kolejli kızımız Perihan, sırası geldikçe ya da gelmedikçe, "Sonradan Nişantaşılı", "Çok kavga etmek istiyorsan Dolapdere’ye git" falan diyerek çemkirdi.
Mesela promosyon seyahatlerinde görgü ve bilgisini artırmakla maruf Nur Çintay bacımız, bana geçmişte yol yordam dersleri verdiğini falan bile iddia etti.
Baktım, en son Pakize "Abla" da dayanamayıp, bu edebiyata sardırmış. O da sonradan görmeliğimin kadınlara ilişkin kısmıyla ilgili bir yazı döşenmiş.
Meğer etrafta ne kadar da çok burjuva ve asalet polisi varmış. Meğer ne kadar da ciddiye alırlarmış burjuva hayatının dinamiklerini? Fırsatını buldukları ilk anda nasıl da burjuvalık ve asalet taslarlarmış?
Aslında benim için kimsenin soyu sopu, hayat tarzı hiç ama hiç önemli değildir."Önceden gören" ile "Sonradan gören" arasında ayrım yapmam ve bu tür ayrımları ciddiye almam.
Ancak... Bu burjuva polislerine şunu hatırlatmak isterim:
Siz böyle yaptıkça, birileri de çıkıp, "Madem bu işlere meraklısınız, söyleyin bakalım siz nereden geliyorsunuz bacılar? Mesela sen Gürcü prensesi misin arkadaş? Ya sen? Göztepe kontesi falansın da biz mi atladık? Peki ya sen? İzmir düşesiydin de bizim mi haberimiz olmadı?" diye sorular sorar, zor durumda kalırsınız vallahi.
PEKİ PAKİZE SUDA NE YAZMIŞTI?
psuda@hurriyet.com.tr
Ahmet Hakan'a...
ÖNCE şunu söyleyeyim, ben Ahmet Hakan'ı sevenlerdenim.
Ta İskele Sancak'tan beri.
Hiçbir döneminde kendisinden gıcık kapmışlığım yoktur.
Köşesini de "iş icabı" değil, "Ahmet Hakan'ın okuru" olma sıfatıyla okurum.
Yazılarındaki akıcılığı ve akılcılığı beğenirim.
Açık ve net oluşunu severim.
Gözlemlerine ve tespitlerine güvenirim.
Ama bunları "'geçirme' öncesi gönül alma" maksadıyla söylemiyorum. Hepsi gerçek, samimi düşüncelerim.
Zaten yapacağım şey de "geçirme" değil.
"Abla nasihati" desem çok mu laubali olur, bilmiyorum ama...
* * *
Sevgili Ahmet Hakan,
Bir süredir gönül ilişkilerin konusunda basında yer alan haberler üzerine, biraz da bu piyasanın "kadın-erkek ilişkilerinden sorumlu kalemlerinden biri" olarak, iki çift laf da ben edeyim dedim.
Aslında hiçbirimizin üstüne vazife değil.
Fakat kadınların hepsi ünlü olunca, üstelik hepsi bir seneye sıkışınca, insan haddi olsun olmasın "Yoksa ortada bir 'sonradan görme' durumu mu var?" diye düşünmeden edemiyor.
Öyle ya... "Sonradan görülen şeyler"in illa parayla pulla alınır satılır olması şart değil. Aşk, özgürlük, kadın, erkek... Bir sürü şey listeye dahil edilebilir.
Şu sonuncusunu en yakın arkadaşın ifşa etmiş olmasaydı ben hiçbirine inanmıyordum aslında.
Çünkü adının beraber anıldığı kadınların en çılgınının bile hep uzun ilişkilerini duymuştuk bugüne kadar. Hani öyle "ateş almaya uğranacak kadın" intibaı vermiş değildi hiçbiri. Gerçi kimseyi kefil olacak kadar tanımıyoruz ya...
Fakat sonuncusunun "emin bir yerden" duyulması, ötekilerin de gerçek olduğunu düşündürüyor şimdi.
Ve bir köşe yazarı olarak sen de takdir edersin ki yorum yapmadan durulmuyor Ahmet'cim.
* * *
Ortada üç ihtimal var bana göre.
Birincisi, ilişki, iki tarafın iyi niyetiyle başlıyor...
"Hah! Budur!" deniyor.
Sonra... Sonra hevesler kursaklarda kalıyor.
Bu durumda, inşallah, hani aradığımız bir şeyi her zaman baktığımız en son yerde bulmamız gibi, Türkiye'deki bütün ünlü kadınlara "bakmak" durumunda kalmazsın.
İkincisi, kendi kendinle iddiaya girdin, eline de bir "zor" listesi aldın, başardığının üstünü çizip devam ediyorsun.
Üçüncüsü, kadınları yanlış tanımışız, sana atfedilen şeyi onlar yapıyorlar aslında. Yani "öteki taraftan gelen erkek nasıl oluyor" diye bir merak var, hepsi sırada...
Birinci ihtimal için diyeceğimi dedim. Ötekiler içinse "ayıptır" desem... Şöyle söyleyeyim, Abidin'in mutluluğun resmini çizemediği gibi biz de "ayıp"ın tarifini yapamayız. Hele bu devirde...
Ve kimbilir ne zevklidir "merakları gidermek", listelerle gezmek.
Dünyanın sonuna doğru yol alırken "Vazgeçin arkadaşlar!" desem, kim takar?
Bana ne üstelik!
"Dar vakitlerde ünlü kadınlar" bahis konusu olmasaydı bu kadar da bulaşmazdım vallahi.
Fakat madem bir işe soyundum, bir de "abla nasihati" dedim, şu kadarını söyleyeyim bari...
Ahmet'cim,
Reha Muhtar'dan izin aldın mı sen?
Bu piyasada "ünlü kadınlarla yüzeysel ilişki"nin patenti ona aittir biliyorsun.
İLİŞKİLER ANSİKLOPEDİSİNDE YENİ BİR KAVRAM:
'Avrupa Yakası'nın senaristi Vural Çelik tartışmalarına ve ahlaka aykırı karakter Makbule suçlamasına köşesinden yanıt verdi...
Google'ın müzik versiyonu: Line.fm
BİR 'EFSANE DAHA' KENDİSİNİ YENİDEN TEST EDECEK
ZENGİNLİĞİ, bilgisayar oyun tasarımcılığından...
Emre Aydın, 6 Kasım akşamı Liverpool’da düzenlenecek olan gecede, diğer ülke birincileri ile “Avrupa’nın En İyi Sanatçısı” olmak için yarışacak.
|