|
|
16 Haziran 2008 Pazartesi 10:56
|
Yaşam
|
Birand'ın LİSE MEZUNU olduğunu biliyor muydunuz? Peki lise mezunu olup da hırs yapan, başarı merdivenlerini birer birer tırmanan diğer ünlüleri...
Kep fırlatamadılar ama zirvedeler…
Yeni Aktüel dergisi son sayısında ÖSS'ye girenlere moral vermek için bu haberi yaptı:
Mehmet Ali Birand'ın üniversite mezunu olmadığını İngiltere Middlesex Üniversitesi'nden "fahri doktora" unvanı alınca öğrendik. "Ailemin parası yoktu, okuyamadım" diyor Birand. Okuyamamıştı ama yıllardır mesleğinin zirvesindeydi. Dahası sayısız üniversite mezunu onun rahle-i tedrisinden geçmişti. Araştırdık; Birand ve Birand gibi diplomasız ünlülerin hikâyesini dinledik.
Kartvizitinde gazeteci-yazar-anchorman gibi birçok unvan barındıran Mehmet Ali Birand, geçen günlerde İngiltere Middlesex Üniversitesi'nden fahri doktora unvanı aldı. Unvanın veriliş nedeni, Avrupa Birliği konusunda yazdığı kitap, makale ve yaptığı televizyon programlarıydı. Ödül töreninde cübbe giydi, kürsüye çıkıp konuşma yaptı. Söze "Bugünün ve bu jestin benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin edemezsiniz" diyerek başladı: "Üniversite okuyamadım. Ailemin imkânı yoktu, bir an önce hayatımı kazanmak zorundaydım. Yaşamım boyunca yüksek tahsil yapamamaktan hep pişmanlık duydum. Üniversitelere gıptayla bakıyorum. Beni en çok rahatlatan nokta, Bülent Ecevit, İngiltere eski Başbakanı John Major, dünyanın en büyük mimarlarından Le Corbusier gibi nicelerinin de üniversite mezunu olmadan mesleklerinde ilerleyebilmeleridir."
Peki meslek hayatına eksik bir kâğıt parçasıyla başlamanın zorluklarıyla karşılaşmış mıydı? Ya Birand gibi üniversite mezunu olmayıp da bugün zirvede olan başka kimler vardı? Küçük bir araştırmanın sonunda uzun bir isim listesi oluştu! Konu hassastı belki ama konuşmayı kabul etmeleri için elimde Mehmet Ali Birand gibi bir referans vardı. Kimi, "Mehmet Ali Birand da" diye başladığım sözlerimin devamında kabul etti, kimi iş yoğunluğundan yakınıp telefonda da olsa beş dakika ayıramayacağını belirtti. Kimileri ise "Ben bitirdim ama üniversiteyi" dedi. Doğruyu söylemediğini ikimiz de biliyorduk
İlk görüşmemi, yoğunluktan asistanı Nilgün Özkaleli ile bile ancak mesajlaşarak iletişim kuran Mehmet Ali Birand'la yaptım.
"Üniversiteyi içim yanarak bıraktım"
Galatasaray Lisesi mezunu Mehmet Ali Birand. Lise bittikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi'ne girmiş. Çok istemiş bu bölümü ama ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için bir yandan da Milliyet Gazetesi'nde çalışmaya başlamış. İki yıl dayanabilmiş ve kendi deyimiyle "içi yanarak" bırakmış okulu.
Üniversite mezunu olmadığı için mesleğinde hiç zorlukla karşılaşmamış. Kimse ona "Diplomanı göster" dememiş. "Daha çok devlet dairelerinde terfi etmede çıkıyor bu sorun" diyor. "Milletvekili, başbakan oluyorsun mesela ama cumhurbaşkanı olamıyorsun."
Ama bazı şeylerin nedenini kendi kendine hep üniversiteyi bitirememesine bağlamış. Yani zorluğu kafasında kendi yaratmış. "Üniversite genel bir nosyon belirliyor, kültür veriyor, olaylara yaklaşımını belirliyor. Lisede bu yok. Bir yerde lisede aldığım eğitim sayesinde üniversite handikabını bir parça olsun kapattım. Ama tamamen kapatmak mümkün değil." "Ne eksik kaldı" diyorum, anlatıyor. "Bir üniversite mezununun iki kitap okuyup, bir çalışma yaparak çok çabuk kavrayabileceği bazı şeyleri dört, beş kitap okuyup, dört, beş kişiden fikir alıp algılayabiliyordum. Zamanla yerine oturtabildim. Üniversite mezunu olmak şart değil, ama gazetecilik okusaydım işime daha kolay adapte olurdum."
İyi ama zaten Fransız Filolojisi okumuş Birand. Mezun olsaydı bile gazeteciliğine nasıl bir katkısı olacaktı ki? "O öylece kalacaktı ama o zaman yabancı dilim çok daha iyi olacaktı. Daha sonra bu açığı 20 yıl Avrupa'da yaşayarak kapadım. Yabancı dili mesleğinizde kullandığınızda daha çabuk öğreniyorsunuz. Ama üniversitenin başka yeri var."
Birand üniversite mezunu değil ama sayısız üniversite mezunu onun rahle-i tedrisinden geçti. "Onlardan yararlandım. Açığım olduğu zaman onlardan öğrenme yoluna gittim" diyor. Bilgisinden yararlandığı bir diğer üniversite mezunuysa eşi Cemre Hanım. "Bilgisi o kadar derin ki, zaman zaman 'Görüyor musun, ben de üniversiteden mezun olsaydım bu konularda bilgili olurdum' dediğim çok oldu." Ama şu farkın altını da özellikle çiziyor. "Tın tın mezun olmakla, mezun olmanın hakkını verip çıkmak arasında çok büyük fark var. Hep söylüyorum; 'Tın tın çıkacaksanız gitmeyin. Ne o yeri işgal edin, ne zaman kaybedin. Diplomam olsun diye yapmak büyük vakit kaybı. Çok gereksiz. Ne yapmak istediğinizi biliyorsanız meslek okuluna gidin' diyorum."
Birand beraber çalışacağı elemanlara iş görüşmesinde ilk olarak, yabancı dil bilip bilmediklerini soruyor. "Türkiye koşullarında yabancı dil bilmediğiniz takdirde tepeye çıkmanın imkânı yok."
Üniversite mezunu olmadığını sorun yapıp saklayanlardan değil Birand. "Ne var bunda?" diyor. "Ayıp bir şey yok ki, yaptığınız işe bakın. İşinizi iyi yapıyorsanız, üniversite mezunu olsanız ne olacak, olmasanız ne olacak."
"Keşke bırakmasaydım ama kendimi eğittim"
Borusan Otomotiv'in marka elçisi ve başarılı televizyon programcısı Yonca Ebuzziya da üniversiteyi yarıda bırakanlardan. 51 yaşındaki Ebuzziya, ilkokulla birlikte aynı zamanda İstanbul Devlet Konservatuvarı'na başlamış. Konservatuvarın ilk, orta ve lise bölümlerinden mezun olmuş. "Hayatımı konservatuvar şekillendirdi. Sahne yönetmek ve dekor kostümcü olmak istedim hep" diyor. Mezun olduktan sonra Devlet Opera ve Balesi'nde çalışmak istemiş. Ama bunun için diplomasına ek olarak bir fark sınavına girmesi gerekmiş. Sınavı kazanmış, çalışmaya başlamış. Çok kısa süre çalışmış ama. Evliymiş ve hamile kalmış çünkü. Bu arada Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde bir yıl misafir, iki yıl hazırlık olmak üzere ikinci sınıfa kadar okumuş. "Ama sahne sanatları ve dekor kostüm yok. İstediğim bu değildi. İç mimari okumam gerekiyordu. Ertesi sene tekrar sınava girip yeterli sosyal puanı tutturmam şarttı. Hiç unutmuyorum, beş puanla kaçırdım. Ressam olamıyordum, resim hocası da olmak istemiyordum. İkinci sınıfta terk ettim" diyor.
Birand gibi o da üniversite mezunu olmadığı için zorluk yaşamamış meslek hayatında. "Şanslıydım. İlk Vakko'nun defilesine çıktım. Koreografi eğitimi görmüş bir dansçı olarak defile koreografilerinin benim için kolay olabileceğini gördüm. Tiyatro ve operada yapmak istediğimi defilelerde yaptım. Konservatuvar okumayıp düz liseden sonra Akademi'ye girip bıraksam belki daha çok üzülürdüm. Keşke bırakmasaydım, ama kendimi çok eğittim."
Yonca Ebuzziya'nın bir diğer ilgi alanı da arkeoloji. Koleksiyoner eşi ve kayınpederi sayesinde arkeolojiyi evde yaşamış. "Sanat tarihi de okudum konservatuvarda. Sanat tarihi mezunu olsaydım iyi olurdu ama bütün o kitapları okudum, açığı kapattım. Ama diplomanız var mı diye sorarsanız, yok."
Yarıda bıraktığı eğitimine daha sonraki yıllarda da devam etmek istememiş Ebuzziya. "Kitaplar edindim. Altı yıldır Borusan Otomotiv'in marka elçisiyim. Bunun ne anlama geldiğini, neler yapılabileceğini internetteki bilgiler ve reklamcılık kitapları sayesinde öğrendim."
Hakan Akpınar'ın "Nasıl Gazeteci Oldular" kitabında yazanlara göre Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, 14 yaşında Yeşilköy 50. Yıl Lisesi öğrencisiyken Milliyet Gazetesi'nin fotoğraf laboratuvarında staja başlamış. Ardından Cumhuriyet Gazetesi'nde çeşitli servislerde çalışmış. Körfez Savaşı'nın çıktığı gün "Gazetecilikten başka bir iş yapamayacak mıyım? Doğdum büyüdüm bu işi yaptım. Belki başka imkânlar da vardır. Doğru dürüst bir eğitim görmedim. Bu işi bırakıyorum" diyerek istifa etmek istemiş ama Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin kabul etmemiş. Kısa süre sonra tekrar sıkılıp istifa etmiş ve reklam dünyasına girmiş. Arkadaşı Sinan Çetin'den gelen teklifle siyasi parti liderlerine danışmanlık yapmış, film senaryosu yazmış. Gel zaman git zaman gazeteci ağabeylerinin ısrarıyla tekrar medyaya dönmüş. Sabah Dergiler Grubu'nda ve Yeni Yüzyıl Gazetesi'nde çalışmış. Ardından Doğan Grubu'ndan gelen teklifle Radikal Gazetesi'ne geçmiş.
"Bedelli çıkınca okulu bıraktım"
Lise diploması taşıyanlardan biri de, Hürriyet gazetesinin sevilen çizgi kahramanı "Press Bey"in yaratıcısı, Türk mizahının ustalarından Latif Demirci: "Üniversiteye gitmekle bir derdim yoktu aslında. Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü'nde okuyordum. Ama sadece askere gitmemek için."
16 yaşından beri karikatür ile ilgilenmekte, dönemin efsane mizah dergisi Gırgır'da çizmektedir Demirci. Seramiğe ne özel bir ilgisi, ne de yeteneği vardır. Sadece seramik, sınavla öğrenci alan okulun en kolay bölümüdür. Çamurla uğraşmak mı? Hiç hoşuna giden bir durum değildir ama el mecbur!
1987 yılında; yüzüp yüzüp de üç buçuk yılı tamamladığında, bedelli askerlik çıkmış. Hiç düşünmeden, yarıda bırakmış okulu. Üç ay bedelli yapıp döndüğünde tekrar Gırgır'daki işine başlamış: "Mesleğimi 16 yaşındayken seçmiştim zaten. Üniversite mezunu olsaydım da hiçbir şey değişmeyecekti hayatımda. Yine karikatür yapacaktım."
Türkiye’nin ilk internet dizisi “Proje 13”, 9.Bölümü ile gizem, macera ve eğlence dolu hikayesine son hız devam ediyor.
Yasemin Allen, İngiltere'de en çok satan saç tasarım dergisi "Hair'in yenilenen sayısına kapak oldu.
Özcan Deniz, Ece Sükan'la olan öpüşme sahnesi yüzünden sevgilisi Fahriye Evcen ile arasının bozulduğu iddiası için 'ÖYLE BİRŞEY YOK' dedi.
İngiliz The Times gazetesi, 2008 yılının en iyi 100 filmini seçti. Listenin 5’inci sırasında Reha Erdem’in ‘Beş Vakit’ filmi yer aldı.
Bergüzar Korel'in görüntülerinden oluşan videonun sonunda ‘Türban sana çok yakışıyor Bergüzar’ yazısı görülüyor.
Tatlıses, şov programında konuğu Ersin Korkut'la birdirbir oynamasını eleştiren Bayülgen'i yanlış buldu.
|