|
|
03 Haziran 2009 Çarşamba 08:34
|
Yazarlar
|
Erkek arkadaşının cinsel performansını, üniversite kantininde tüm arkadaşlarına anlatan bir kız çocuğunun normalliğine inananlar...
VE İNANMAYANLAR:
Bazen bazı konulara takılır, günlerce aklımda gezdiririm onları; atamam.
Bu konulardan kimileri, cinsellikle ilgilidir.
Örneğin Ken Loach'un İŞTE ÖZGÜR DÜNYA (It is a free world) filminin bir sahnesinde, filmin kadın başrol oyuncusunun iki kız arkadaş olarak gittikleri barda söyledikleri, zihnimde uzun süre gezinip durmuştur.
Genç kız, bar'a o gece bir erkek bulup eve atmak için gittiğini söyler ve ÇOK STRESLİYİM; UZERİMDEN ATMAK İÇİN SEKS YAPMAM LAZIM der. (Mealen böyle.)
Kadın - erkek ilişkilerini böyle tarif etmeye yatkın değilim.
Böylesi bir kadın erkek ilişkisi tarifini yakın çevremde (ailemde) hiç duymadığım gibi, hiç tanışıklığım da (yani böylesi ilişkilerin içerisinde bulunmuşluğum anlamında) yok.
Ancak işin 'söylence' kısmında, başkalarının yaptıklarına dair duymadığımız şey kalmadı.
Doğrusu, bir filmin içerisinde bile, yukarıda alıntıladığım konuşmanın bir günlük rutin biçiminde yapılıyor olması, en azından İngilizlerin ortak algısında, konunun nasıl tarif edildiğine dair önemli bir işaret taşıyor.
Peki ben neden zihnime takıyorum bunları ve döndürüp duruyorum?
İki kız babası olduğumu söylemem belki, kafaya takmamın nedeni konusunda önemli bir gerekçe olabilir...
Bir de benim mesleğimi icra eden arkadaşlarımın uzun süreli evliliklerden uzak duran yoğun bir meslektaş kitlesi oluşturduğunu söylemem...
Gazetecilik çevrelerinde kısa süreli, günübirlik ve performansa dayalı ilişkiler giderek yaygınlaşıyor.
Ben evliliğimde 15 yılı bitirdim; meslekte bu süreye ulaşmış arkadaş sayım oldukça az...
Bizim çevrenin insanları, Batılı dünya ile etkileşimi ve onların değerleriyle buluşmayı, diğer meslek gruplarına göre daha erkenci yapıyorlar.
Acaba anormal olan ben miyim?
Evlilikte sadakate inanan...
Aşk denilen şey her neyse, devamını sevgiyle ve ömür boyu getirmek gerektiğine inanan...
Şimdi bu konu tekrar neden aklıma geldi?
Şu haberi okuduktan sonra:
Didem Erol, Tarantino ile 'nasıl yattığını' anlattı 2 yıldır yönetmen Quentin Tarantino aşk yaşadığını söyleyen Didem Erol: 1 sene ayrı kaldık. İlk buluşmada birlikte olduk. Ateşli yanımız her zaman doruktaydı Habertürk ekranlarındaki 'Saba Tümer ile Bu Gece' programına katılan Didem Erol'den çarpıcı açıklamalar... Hollywood'un ünlü yönetmeni Quentin Tarantino ile birlikte olduğunu ve aralarındaki ilişkinin 'cinsel bir uyumdan' kaynaklandığını belirten Erol, ünlü yönetmenle yaşadığı aşkı 'sansürsüz' anlattı.
- SEVGİLİMİN kulağına Türkiye'de benim yalan söylediğim ile ilgili bu kadar polemik olduğu gitse ülkece rencide oluruz. 'Sizin insanınız bu kadar kompleksli mi ki bir Türk kızıyla birlikte olduğuma inanmıyorlar?' der.
Haber linki: http://www.nethaber.com/Yasam/103880/PESSSS-Didem-Erol-Tarantino-ile-nasil-yattigini
Bu durumu kınıyor muyum?
- HAYIR...
Yadırgıyor muyum?
- BELKİ...
Ama asıl önemlisi anlamaya çalışıyorum...
Özellikle İngilizlerin cinselliği hayatın merkezine oturtmaları ve cinsel hazzı çok önemselerini uzaktan (onların gazetelerini okuyarak) yıllardır izlerim...
Örneğin yine bir gazeteci bayan arkadaşımızın, çıkmakta olduğu erkek arkadaşının cinsel performansını, ulu orta bir kantin muhabbetinde anlatmış olmasını, İngilizler'de bu iş 'normal' olduğu için çok şaşırmadan izleyebilmiştim...
Ancak, anlayabilmiş değilim...
Bu cinsellik ve cinsel haz işiyle birlikte, insanoğlunun kendi kendisini bir tür 'deney aracı' haline getirdiğini düşünüyorum.
Sınırları fazlasıyla zorluyorlar.
Bu işin ruh sağlığı açısından iyi olduğunu düşününler var; ama ben tersini düşünenlerdenim...
Tek eşlilik...
Tek sevgililik...
Uzun süreli ilişki arayışı...
Ben bunları aramaya ve çocuklarımdan da 'bunları aramalarını istemeye' devam edeceğim...
NEVZAT BASIM
NOTLAR:
Daha önce bir kez daha yazdım sanırım.
Değerler arasında bir hiyerarşi yok.
Hiçbirimizin bir matematik problemi kesinliğinde, savunduğumuz değerlerin doğruluğunu kanıtlama şansı yok.
Ancak ben, Batılı arkadaşlarımızın özellikle bu cinsellik konusundaki gidişlerini 'iyiye gidiş' görmüyorum.
Tutumumu fazlasıyla ahlakçı bulanlar olabilir. Ahlakçı tanımı, hayatı katı kurallara hapsedenleri tanımlamak için kullanılıyor son zamanlarda. Ancak benim karşımdaki tutumu benimseyenlerin de benzer bir ahlakçılık yaptıklarını düşünüyorum. Yani söz konusu olan ahlakçılık ise, onlarla benim aramda bir fark yok.
Ben, kendini kontrolün erdemine inanıyorum; kendini 'koyuvermenin' değil.
Eğer içimizdeki sesin bizi götürdüğü yere gideceksek hep, içimizdeki ses'in ehlileşmemiş olduğunu, uygar olmadığını, götürdüğü yerlerin de iyi yerler olmadığını görüyorum.
Bazı tanıdığım insanların, (bizde yaş 45'i buldu), çok genç kızlarla birlikteliklerini de ŞAŞKINLIKLA izlemişimdir hep.
Şaşkınlığım şundan: O genç kızın kendilerine İLGİ GÖSTERDİĞİNİ söylerler... Ancak o yaş grubu genç kızları, herkese ilgi gösterirler. O ilgiyi cinsellikle istismar etmeye gerekçe olmamalı bu durum. Ergen genç kızların kendilerini 'arayışları', hayatı anlama çabaları; çevrelerindeki insanları tanıma ihtiyaçları... Tümünün bileşkesinden bir cinsel istismar çıkartan (bana göre istismar tabii ki) arkadaşlarımı, kınamak zorundayım....
İşkence görmüşler: Allah belasını versin miş o 12 Eylül yönetiminin... Eyvallah! Peki ama sizin hiç mi hatanız yoktu:
12 Eylül Anayasası olmasaydı, bugün İstanbul Boğazı'ndaki kıyı şeridini de, Caddebostan sahilini de, Bakırköy - Yeşilköy - Florya kıyılarını da RÜYAMIZDA BİLE göremezdik.
Kemal Kılıçdaroğlu çoktandır, Deniz Baykal'ın onaylamayacağı şeyleri söyleyip, geri adım atmak zorunda kalıyor.
Yabancı bir dille ibadet eden biz Türklerin en önemli sorunlarından biri de bu: Dualar...
BELÇİKA PKK YÖNETİCİLERİNİ GÖZALTINA ALIP 'MEMNUNİYET' YARATIYOR Kİ, AMERİKA, 'FAZLA ACITMADAN' ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINI KOMİTEDEN GEÇİREBİLSİN: SİZİN AKLINIZ BUNA EVET DER Mİ?
BAŞBAKANI ÇOK SEVEN, ONU 'ZOR BULUNUR BİR İNSAN OLARAK' DEĞERLENDİRENLERE SESLENMEK İSTİYORUM: ELBETTE, HEPİMİZ İÇİN ÇOK DEĞERLİ İNSANLAR VARDIR. ANCAK BAŞBAKANIN 'GERÇEĞİNİ DE GÖRMEK ZORUNDASINIZ'
|