|
|
07 Şubat 2007 Çarşamba 18:38
|
Yazarlar
|
'Made in ...'
“Biliyor musun üzerindeki KAPPA markalı sweat shirt’ü Türkiye’de benim bir arkadaşım üretiyor” dedim.
Önce anlamadı Roma’daki mağazanın İtalyan tezgahtarı. Yanındaki daha iyi İngilizce konuşan diğer tezgahtar arkadaşına baktı. Söylediklerimizin İtalyancasını duyunca hemen kazağının orasını burasını çekiştirerek “Made in” yazısını aramak istedi.
Ama kolayca bulamadı.
Yine de yüzünün “darmadağın” olduğunu rahatlıkla görebiliyorduk.
Bir parça gülüştük ve mağazadan ayrıldık.
...
Yıllardır Türk sanayiinin içinde olan ve uluslararası rekabeti de bilen bir kişi olarak bir savımız var:
Bir an Türkiye’nin merkez olduğu ve üç saatlik uçma uzaklığı içinde kalan bir çember düşünün. Yani batıda İngiltere, kuzeyde Rusya, doğuda İran, güneyde de bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın içinde olduğu bir çember.
Bu çembere yaklaşık elli – altmış ülke girecektir.
Banim savım çok yalın: Eğer bu çemberin bir an için dünyanın geri kalan diğer kısmından soyutlandığını (hiçbir ilişkisinin olmadığını) varsayabilirsek, bence Türkiye bu çemberin Çin’idir….
Ne demek Çin olmak ?
O bölgenin tartışmasız en gelişmeye açık ve en düşük maliyetli ülkesi olmak; çalışmaya hazır bir işgücü barındırmak; yatırım yapmaya ve iş yapmaya elverişli bir “iklim” taşımak (hem gerçek anlamda, hem de mecazi anlamda).
…
Ne yazık ki ne Türkiye, ne de Türkiye’nin çevresindeki ülkeler bu tür bir “fanus” içinde değiller. Eğer olsalardı, nerede ise her gün Türkiye’ye değişik amaçlarla gelen İtalyan firmaları ciddi biçimde Türkiye’de yatırım yapmayı düşünürlerdi…
Batı Avrupa’da son yıllarda üretim maliyetleri hızla artıyor.
Artan maliyetler küreselleşme ile de birleşince, özellikle el emeğine dayanan üretim süreçleri hızlı bir biçimde karsızlaşıyor (buna bir de “çevre sınırlamaları” nedeni ile maliyetleri yükselen sanayileri de ekleyin).
Önceleri bu eğilimi konfeksiyon sektöründe, ardından da tekstil sektöründe gördük. Ama şimdilerde çimento, bazı temel kimya ürünleri, demir çelik, seramik ve hatta otomobilde bile bu eğilimi görebiliyoruz.
Eski günlerde olsaydı, kapalı pazarlar sayesinde, bu tür üretimler daha uzun yıllar sürebilirdi. Ama küreselleşme hızlandıkça, verimli olmayan ve kazanç üretemeyen üretimlerin sürme olasılığı hızla azalıyor.
Peki o zaman bütün 1960 ve 1970’lerde Avrupa’nın görece ucuz sanayi üretim merkezi olmuş; şimdilerde de hem büyük ve görece kapalı iç pazarı, hem de tasarım gücü ile ayakta kalan İtalyan sanayi ne yapacak ?
İş yaşamında biz uyanıklık konusunda bir Hollandalıları biliriz bir de İtalyanları…
Hollandalılar hem dil bilgileri, hem de uzun yıllardır denizci ve tüccar olmalarının etkisi ile, bir çok alanda Avrupa’da ticareti ellerinde tutarlar. Ama Hollandalılar dürüsttür: Yani bir Hollandalı, Türkiye’den ya da Çin’den aldığı mala “made in Netherlands” etiketini koymaz.
Ama bizim tanıdığımız İtalyanların çoğu bunu yapar…
Hadi bunu yapmasa da “made in Turkey” etiketini mal İtalya’ya varınca bir biçimde söker ve menşe bilgisinin tüketiciye ulaşmasını engeller !
Böylece de bir malın İtalya’da üretilmesinden kaynaklanan “artı değeri” güzelce cebine indirir…
İşte bütün bu nedenlerle biz İtalyan sanayici ve iş adamlarının Türkiye ile olan ilişkilerine büyük önem veren kesimdeniz.
Çünkü İtalyanlar pazarlamanın ne demek olduğunu biliyorlar; bizim gibi Akdenizli oldukları için bizim bazı sosyal, yapısal ve kişisel sorunlarımızı (örneğin Almanlara göre) çok daha iyi anlıyorlar.
Üstelik de sanki doğuştan gelen bir tasarım ve sanat becerileri var: Elleri neye deyse hemen ya yeni bir tasarım ya da yeni bir sanat değeri katıyorlar.
Ki bizce Türkiye gibi “iki arada bir derede kalmış” (yani gelişmiş Batı Avrupa ile hızla gelişmekte olan Uzak Doğu arasında kalmış) bir ülke için en önemli sanayi kozu da budur…
Ertuğ Yaşar;
İstanbul, 08.02.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|