|
|
19 Şubat 2007 Pazartesi 17:47
|
Yazarlar
|
Buzda dans, neden bir 'eğlence' olamıyor?
Popüler kültüre kayıtsız kalanlardan değilim: Bir gazetecinin popüler kültüre kayıtsız kalması, kendi bindiği dalı kesmesinden farksız...
Bu yüzden, popüler kültür karşısında kabızlaşan, kendini kasan, aptal bir entelektüellik taslayanlara gıcık olurum...
(Vardır böyleleri bilirsiniz... İzlemezler; burun bükerler...)
Televizyonda, herkesin çok izlediği çok konuştuğu dizileri, programları mutlaka izlerim...
'Buzda dans' bizim evde, başından beri eşim tarafından izlenen bir program...
Ben ilk günden bu yana nedense programın jüri üyelerinden rahatsızlık duydum. Bir gariplik vardı ama, ne?
Dün, oyuncu Bülent yana yakıla derdini anlatmaya çalışırken birden bir aydınlanma durumu yaşadım... Neden rahatsız olduğumu anladım: Bu jüri üyeleri işlerini fazlasıyla ciddiye alıyorlar...
İlk bakışta iyi bir şey gibi görünebilir, ciddiye almak; ama bir teleöizyon eğlenceliği için iyi değil...
Ne diyordu, neden yakınıyordu Bülent?
Eleştirilerden, jüri üyelerinin dudak bükmelerinden, yapılanları küçümsemelerinden öyle canı yanmış ki çocuğun, 'yahu ben buraya eğlenmeye geliyorum; buzun üzerinde 1,5 dakika kayabilmek için de bir hafta çalışıyorum; düşüp kalkıyorum; yoruluyorum... Siz burada çalışmamızın sadece 1,5 dakikalık bölümünü görüyorsunuz... Bizi neden geriyorsunuz...' diyor...
Hiç buzda kaymamış birilerinin, buzda kayma ve buz üstünde kalma çabaları, her şeyden önce komiktir...
Buzda kalmak ve kaymak için çaba göstermek, işi bu olmadığı halde bunu başarmaya çalışmak da, eğlenceli...
Peki başından itibaren bu programda ne oldu?
Jüri üyeleri o kadar asık suratlı, o kadar ağır eleştirmen, o kadar hoşgörüsüzler ki, eğlenmeye, espri yapmaya, hoş zaman geçirmeye, hatta bazen kafa bulmaya izin vermediler...
Israrlı bir ciddiyetle bize verdikleri puanların mantıklı gerekçelerini sıralamaya çalıştılar...
Dün, jürinin bu tavrına öylesine fıtık oldum ki, uzaktan kumandayı eşimin elinden alıp programı zapladım...
Bir televizyon eğlenceliği izlemek isterken, sinirlerimizi bozmanın alemi yok...
NEVZAT BASIM
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|