|
|
29 Mart 2007 Perşembe 10:40
|
Yazarlar
|
O Furyaya Biz de Katılabilir miyiz?
Gece eve dönerken radyodan BBC Dünya Servisi yayımlarını dinliyordum. Ama aklım dinlediğim haberlerde değil de aslında başka şeylerdeydi.
Sonra bir anda dört milyar dolarlık bir yatırımdan söz edildiğini duyunca kulak kabarttım. Bilgisayar işlemcisi üreticisi INTEL firması yetkilisi konuşuyordu. INTEL Çin'de 2 milyar dolarlık yeni bir fabrika kuracakmış. Bu yatırım ile birlikte INTEL'in Çin yatırımları toplamı 4 milyar doları aşacakmış.
target="_blank"> INTEL'in Çin Atağı
BBC spikeri, INTEL sözcüsüne soruyor: "Çin'e işgücü ucuz olduğu için mi gittiniz ? " "Hayır" diye yanıtladı INTEL sözcüsü. "Zaten Çin'de üretilen bir kısım bilgisayarın ABD'de kamu kesimine satılması yasak. Ama bizim gibi küresel bir oyuncu da Çin pazarını görmemezlikten gelemez".
Yolum sona erdiğin için arabadan indim.
Aklım 2 milyar dolarlık yatırımda kaldı. Kim bilir bu yeni yatırım Çin'de kaç kişiye yeni iş olanağı sağlayacaktı ?
...
Salı günkü Financial Times gazetesinin ilk sayfasında bana çok ilginç gelen bir haber vardı. Avrupalı gelişmiş ülkeler, perakende ve tüketici malları tedarik zincirindeki bazı işleri de artık Çin'e kaydırmaya başlamışlar.
target="_blank"> F.T
"Sanayide delokalizasyon", ya da fabrikaların işgücünün pahalı olduğu ülkelerden ucuz olduğu ülkelere taşınması, en azından yirmi yıldır yaşanan bir durum. Fransa'da kapanan bir fabrika, birkaç gün sonra Uzak Doğunun bir ülkesinde üretime geçiyor.
Ama bu eğilim bugüne kadar hep sanayide yaşanmıştı. Zaten o nedenle de gelişmiş ülke ekonomilerinin yarattığı katma değerin çoğu hizmetler sektöründen geliyordu.
Gelişmiş ülkelerde (şimdi Türkiye'de söylendiği gibi) gelecekteki ekonomik büyüme ve istihdam motorunun hizmetler sektöründe olduğu söylenmişti. Bu hizmetler arasında da ilk öne çıkan, lojistik, dağıtım ve tedarik zinciri yönetimi idi. Ama işte şimdi Financial Times'da yayımlanan bu haber, delokalizasyon eğiliminin, maliyet avantajı nedeni ile, hizmetler sektöründe de yaşandığını bize aktarıyor.
Düşünsenize...
Avrupa ülkelerinde çok yaygın olan posta siparişi (mail order) yöntemi ile satın alınan mallar, eğer Uzak Doğudan gelecekse (ki zaten çoğu oradan geliyor), artık paketlemesi ve etiketlenmesi bile Çin'de yapılarak yola çıkıyormuş !
Bu demektir ki Avrupa ülkesine yerel olarak kurulu bulunan dağıtım merkezi gereksiz kalıyor; orada çalışanlar da işsiz...
...
Yine Salı sabahı, profesyonel işim gereği toplantı yaptığım bir İngiliz pazarlama uzmanı (ki kendisi on dört yıldır Rusya'da çalışıyormuş), bana çok değişik bir pencere açtı. İngiliz dostumuz, lüks mallar konusunda uzmanlaşmış. O nedenle de son yıllarda Rus Oligarkların rahatlıkla harcadıkları milyonlarca dolardan çok hoşnut. "Ruslar dünyada satın alınabilecek ne kadar lüks mal ve marka varsa satın almak istiyorlar ve alıyorlar da. Paralarının sınırı yok" diye özetledi deneyimlerini.
Zaten hepimiz iyi kötü Rusların (kusura bakmayın) bu "aç gözlü" satın alma davranışını biliyorduk. Ama İngiliz dostumuz bize fark edemediğimiz bir noktayı daha gösterdi: "Ruslar gibi Çinliler ve Hintliler de dünyanın önde gelen markalarını (markanın kendisini) satın alıyorlar. Üç - beş yıl içinde dünyada bir çok belli başlı markanın Rus, Çin ve Hintli, girişimcilere ait olduğunu göreceğiz". Bizim gazetelerde aynı gün, Eczacıbaşı'nın dünyaca ünlü Villeroy & Boch markasının karo bölümünün çoğunluk hissesini satın aldığı haberi vardı.
href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6207393&tarih=2007-03-27" target="_blank"> Eczacıbaşı
Ne dersiniz ?
Acaba biz Türkler de hızla yayılmaya başlayan uluslararası marka satın alma furyasına kıyısından köşesinden de olsa bulaşabilir miyiz ?
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 29.03.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|