|
|
29 Mart 2007 Perşembe 14:23
|
Yazarlar
|
Çin Malı Uçağa Biner misiniz?
Sanırım bundan dört beş yıl önce idi; güneydeki tatil kentlerimizden birinde düzenlenen bir konferansa katılmıştım.
Konferansın konusu tekstil ve konfeksiyon sektörü idi. Daha Çin bugün olduğu kadar dünya tekstil ve konfeksiyon piyasasını tekeline almamıştı. Ama alacağı yolunda endişeler vardı. O nedenle de üç günlük konferansın büyük bir bölümü Çin tehdidine ve Çin'den gelen ürünlere ayrılmıştı.
O günlerde Çin rekabeti ve Çin'den gelen mallar konusunda herkesin değişik görüşü vardı. Bir kesim, üç - beş yıl içinde Çin'in bütün dünya tekstil ve konfeksiyon piyasasını ele geçireceğini düşünüyordu. Başka bir kesim, sadece Çin'in değil, ama Hindistan, Pakistan ve Bengaldeş gibi ülkelerin de çok ciddi uluslararası rekabet yaratacağını söylüyordu.
Daha iyimser olanlar, Çin'in düşük katma değerli mallarda etkin olacağını; ama Türkiye gibi orta katmana mal satan ülkeleri pek rahatsız etmeyeceğini öne sürüyorlardı.
Bir de en uç görüş vardı ki, bu görüşü savunanlar Çin'den hiç korkmuyorlardı. Onlara göre Çin o kadar kalitesiz mal üretiyordu ki, bu mallar ile bırakın Avrupa pazarına gelmesi, kendi pazarında bile başarılı olması olası değildi. Tam bu konular konuşulurken kürsüye konuşma yapması için çağırılan bir politikacıya üzerinde adı yazılı olan yakalık takılması gerekti. Tam hazırlanan yakalık takılacakken, yakalığın arkasında bulunan kopça ya da çengel kırıldı ! İkinci gelen yakalığın çengeli de kırılınca konferansı yöneten tekstil sektörü duayeni sanayici espriyi patlattı: Bu yakalık mutlaka Çin'den ithal edilmiştir !
...
Çin mallarının kalitesi gündeme gelince hep bu kısa, ama ders verici öyküyü anımsarım. Gerçekten de bugüne kadar hangi Çin malını kullandıysam; ya da hangi Çin malını kullananı gördüysem, %80 oranında kalitesizlikten yakınıldığını bilirim.
Kamuoyundaki genel kanı, Çin mallarının çok ucuz, ama aynı zamanda da çok kalitesiz olduğudur.
Bu kanı genel olarak da doğrudur.
Zaten Çinliler de uzun yıllar sadece ve sadece "ucuz fiyat" politikası ile mallarını satabildikleri için bu imajdan hiç de rahatsız olmadılar. Çünkü dünya pazarlarına (özellikle de ABD ve A.B pazarına) girmeleri gerekiyordu. Bir pazara girmenin en kolay yolu da, ne olursa olsun, çok ucuz fiyata (var olan seçeneklerin kimi zaman yarısına, kimi zaman da dörtte birine; hatta bazen hammadde fiyatına) ürün satmaktı. ... Bundan birkaç yıl önce Çinli bir bilgisayar firması (LENOVO) Amerikan IBM firmasının bilgisayar bölümünü 1 milyar dolara satın alınca çok şaşırmıştım. "Nasıl olur da kişisel bilgisayar (PC - personal computer) mucidi IBM, buluşundan otuz yıl sonra bu bölümünü hem de Çinli bir firmaya satar ? " diye düşünmüştüm. Konuyu araştırınca şu şaşırtıcı gerçek ile karşılaştım: IBM zaten yıllardır birçok bilgisayarı bu firmaya yaptırtıyor; kendisi sadece kaliteyi denetliyor ve makineler üzerine markasını koyuyordu.
Çinli yapacağını yapmış, kaleyi çoktan içerden fethetmişti !
...
Bu olay bana ders oldu.
Uzun dönemli Çin sanayi politikasını anladığımı düşündüm. Çinliler, tam bir Çin sabrı ile, sanayi politikalarını ilmek ilmek işliyorlardı. Önce ucuz ve kalitesiz mallarla dünyada her eve girmek; hemen her üreticiyi canından bezdirip sanayi ürünlerinde dünya tekeli olmak. Daha sonra da, alt katman ürünleri bırakmadan, hızla kaliteyi artırarak üst katman ürünlere geçmek.
Bu politikayı bildiğim için, bu hafta Çinlilerin kendi jumbo jet uçaklarını imal etme planlarını duyunca hiç şaşırmadım. Çin'i sadece tekstil ve konfeksiyon, oyuncak, Noel süsü ya da ne alırsan 1 YTL mağazası malları ... üreticisi sananlar çok yanılıyorlardı.
Çin belki yirmi, belki de elli yıllık bir sanayi planını adım adım uyguluyor ve dünya imalat sanayini tamamen ele geçiriyordu. Bu düşünceye alışmalıyız.
Eğer dünya konjonktüründe çok önemli bir değişiklik olmazsa, on yıl içinde dünyadaki sanayi mallarının en az %70'inin Çin'de üretileceğine; bizim gibi ülkelerde de ancak küçük atölyelerin yaşayabileceği ya da çok yenilikçi (inovatif) ürünlerin imal edilebileceği düşüncesine kendimizi hazırlamalıyız.
Yine de ben kendimi uzun süre Çin malı bir uçağa binme düşüncesine alıştırabileceğimi sanmıyorum !
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 29.03.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|