|
|
06 Nisan 2007 Cuma 10:34
|
Yazarlar
|
Nerede bu ODTÜ’lüler?
Biz 1980’lerde “depolitize edilmiş kuşak” olarak üniversitede okurken, hem abilerimiz hem de öğretmenlerimiz 1970’leri özlemle anardı
1970’lerin devrim konusunda bilgili ve isyancı kuşağını görmüş Profesörlerimiz, bizim gibi “yumuşak ve depolitize öğrencilerden” pek hoşlanmazlardı.
Boğaziçi Üniversite’sinde okumanın bu yönden zorluğu (!) daha fazlaydı.
O yıllarda üniversitede bir Deniz Gezmiş söylentisi dolaşırdı. Şöyle ki, 1970’leri idol devrimcisi Deniz Gezmiş, bir gün devrimci öğrencilerin ısrarı ile Boğaziçi’ne gelmiş. Okulu, manzarayı (boğaziçini), kantinleri, tek kişilik yurt odalarını ... görünce dayanamayıp, “bırakın siz devrimci olmayı falan. Okulunuzda okuyun gidin ! ” diye sitemde bulunmuş...
Böyle bir kuşaktan geldiğim için, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “nerede bu ODTÜ’lüler ? ” serzenişine hiç şaşırmadım. Hatta kendi açımdan Demirel’i haklı bile buldum.
Nerede bu ODTÜ’lüler...
1970’lerden sonra Türkiye’nin hemen her önemli sorununa taraf olan ODTÜ öğrencileri, ilk kez bu cumhurbaşkanlığı seçiminde seslerini çıkarmamışlardı. Buna Demirel gibi ben de şaşırıyordum ?
...
Ama ODTÜ’lülerin içleri ferah olsun. Onların suskunluğu ya da en azından kamuoyuna yansımayan tepkileri, başka odaklarca fazlası ile dengelendi. Artık Türkiye’de ciddi ve keskin bir cumhurbaşkanlığı savaşı başladı.
Bu “...”, gerçekten de bir savaş...
Öyle “mücadele” ya da “çekişme” düzeyinde olmayan bir savaş. İki taraf da istediğini yaptırmak; ya da en azından karşı tarafın istediğinin yapılmamasını sağlamak için her yola başvuruyor.
Başvurulan yollar çok “kirli” olsa bile !
İşte Çarşamba günü büyük bir olasılıkla size de gelen bir e-posta ortalıkta dolaştı. Soyadları verilmemiş; ama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in oğullarının yaptıkları karşılaştırılmış.
Tayyip beyin oğlu Burak, bazı kanıtlanmamış iddialarla yerden yere vurulmuş; Sezer’in oğlu Levent ise o kadar da kesin olmayan bilgilerle nerede ise peygamber katına çıkarılmış.
Tüm bunlar, “darbe içerikli günlük” olayından birkaç gün sonra oluyor. Hani iddiaya göre, Cumhurbaşkanı Sezer ile yüksek rütbeli komutanların üç yıl önce yediği bir yemekte darbe konuşulmuş ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı da bu konuşulanları günlüğüne yazmış ya !
Aradan onca yıl geçmiş, ama günlük şimdi ortaya çıkıyor. Hem de söylenenlere bakılırsa Amerika’da yerleşik bir noktadan Türkiye’ye sunuluyor.
İşte “kirli savaş”, ya da “psikolojik savaş” budur.
Bir taraf, ne olursa olsun Recep Tayyip Erdoğan’ı ya da hanımı başörtüsü takan fanatik bir AKP’liyi Çankaya’ya çıkarmamaya ant içmiş.
Diğer taraf, bütün bu oyunları alt ederek, “alışırlar, alışırlar; buna da alışırlar” diyen Turgut Özal taktiği ile Çankaya’yı ele geçirmeye karar vermiş.
Önümüzdeki günlerde daha ne akıl almaz iddialarla ve bilgi kirliliği ile karşılaşacağız düşünebiliyor musunuz ?
Ayak oyunları olacak, suçlamalar olacak, gerginlikler olacak, ... bir çok şey olacak.
Umarız gerginlik buradan ileri gitmez ve Türkiye demokrasisi bir zarar almadan bu seçimleri atlatır. Ama eğer AKP, tam bir yıl önce yaşadığımız Merkez Bankası başkanı atamasında sergilediği amatör tutumu cumhurbaşkanlığı seçiminde de sergilerse işimiz çok zor olur.
Demokrasiye inanmak ve nimetlerine sarılmak tek dayanağımız olmalıdır. Yoksa bizim, yanı başımızda hiç demokrasi kültürü olmayan Ukrayna’dan ne farkımız kalır ki ?
Ukrayna’da Siyasi Kriz
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 06.04.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|