|
|
11 Nisan 2007 Çarşamba 09:49
|
Yazarlar
|
Siz de Cumartesi Ankara'ya Gidecek misiniz?
Cumartesi günü Ankara'ya gidecekmiş Cengiz. Çocuklarını İstanbul'da bırakacak, eşi ve yakın bir arkadaşı ile birlikte 14 Nisan yürüyüşüne katılmak için yollara düşecekmiş.
Cengiz öyle sıradan biri değil. Türkiye ölçeğinde büyük sayılabilecek bir firmanın başarılı genel müdürü. Yani kimine göre "tuzu kuru" takımından ! Ama tuzunun kuruluğu onun ülkesine olan sorumluluk bilincini etkilememiş.
"Gideceğim ve yürüyeceğim. Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasını istemediğimi kelle sayısının ölçüleceği bu yürüyüşte ile göstereceğim" diyor.
"Ya çocuklar ?" dedim. Çünkü Cengiz'in dokuz yaşında bir kızı, iki yaşında da bir oğlu var. "Onlar evde bakıcıları ile kalacaklar. Zaten onlar için yürüyorum. Onlar daha aydınlık bir Türkiye'de büyüsünler diye Ankara'ya gidiyorum" diyor.
Memur Yürüyüşü ADEM
...
Cengiz ile yediğimiz yemekte konuştuk bunları. Benimse Ankara'ya gidip yürüyüşe katılmak hiç aklıma gelmemişti. Belki zamansızlığımdan aklıma gelmemişti. Çünkü ben Cumartesi günleri de çalışıyorum. Yani Cumartesi günü serbest değilim. Öyle her istediğim yere gidemem. Belki Cumartesi günleri özgür olmama durumu, düşüncelerime de sansür koymuştur; bilemedim.
Ama gençliğimde böyle değildim.
Örneğin üniversitede iken Behice Boran'ın cenazesine gitmiştim. Yıl 1987 falan olmalı. Soğuk bir Pazar sabahı idi sanırım. Şişli Camiinde başlayan bir törendi. Öyle Behice Boran'ı ya da düşüncelerini çok beğendiğimden değil, genç bir üniversite öğrencisi olarak, 1980'lerdeki anti demokratik Türkiye'yi protesto etmek için o cenazeye katılmıştım.
...
Ya şimdi ?
Bugünkü Türkiye, 1987 Türkiye'sinden özgürlükler ve demokrasi olarak çok daha mı iyi ?
Mutlaka ki artık ülkede bir askeri yönetim yok. Baskı rejimi (en azından Batı Türkiye'de) yok. Birçok serbestlik geldi. Özellikle Avrupa Birliği (A.B) açılımı sayesinde bireysel özgürlüklerde ciddi artışlar oldu.
Ama...
Bir kere daha düşündüm.
Ben Tayyip Erdoğan'ı Çankaya'da görmek istiyor muyum ? Ama asıl sorun Tayyip Erdoğan değil ki ! Yani Çankaya'ya Tayyip Erdoğan değil de Abdullah Gül çıksa, ya da Vecdi Gönül çıksa, daha mı az sorun olacak benim için ? Sorun, benim dünya görüşümü temsil etmeyen birisinin Devletin başına geçmesi değil mi ? Yok o kadar bencil değilim; zaten hiçbirimiz de olmamalıyız. Yani devletin başına her zaman bizimle aynı görüşleri paylaşan biri geçemez. Demokratik düzenlerde zaten bu olası değildir.
Ama Türkiye'nin bir de "vazgeçemeyecekleri" yok mu ? Yani aşılmaması gereken kırmızı çizgileri ?
Açıkça söyleyeyim, Ahmet Necdet Sezer, benim beğendiğim bir cumhurbaşkanı değildi. Çünkü o makamda önemli bir iş yapmadan yedi yıl oturmuştur.
Mütevazi olması beni hiç mi hiç ilgilendirmez ! Hatta belki de mütevazi olmamalıydı. Çünkü kendisi Türkiye'yi temsil etmektedir. Güçlü bir Türkiye'nin temsili, bana göre, mütevazilikle yapılacak bir iş değildir.
Ama Sezer'den sonra eğer Çankaya'ya hanımının başı örtülü bir AKP'li çıkarsa benim mutsuzluğum bir kat daha artacak. Çünkü bu kişi, toplumsal uzlaşmayla değil bir AKP dayatması ile Çankaya'ya çıkmış olacak.
Demokrasilerde dayatma yoktur.
Uzlaşma vardır.
Ama görülen o ki, AKP uzlaşma aramak yerine kendi bildiğini okumakta ısrarlıdır.
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 11.04.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
|
Yorumlar |
|
SERKANi
-
11.04.2007 10:28
|
|
ertuğ bey yüreğinize sağlık.ama birileri son cumleleri anlamamakta ısrarcı olabilir.
|
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|