|
|
16 Nisan 2007 Pazartesi 12:55
|
Yazarlar
|
Keşke...
Türkiye’nin yaşadığı en büyük halk mitinginin ardından ne yazacaksınız ? Tamam, Türk halkının bir kısmı tepkisini demokratik bir biçimde göstermiştir.
Ama bu tepki acaba bir işe yarayacak mı ?
Seçim konusu o kadar gerildi ki, bu saatten sonra istemese bile Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmak zorundadır. Yoksa “bak gördün mü ? Halk tepkisinden korktu da cumhurbaşkanı olamadı” denir.
Hiçbir politikacı da bu sözü kaldıramaz.
...
Türkiye muhafazakar bir toplumdur. Yani Türk halkının genel eğilimi, politik yelpazenin sağında yer alan partilere oy vermektir.
Bu eğilimin istisnası 1970’li yıllarda Bülent Ecevit ile olmuştur. Onun dışında Türkiye’de sol hep muhalefette ve azınlıkta kalmıştır. Ecevit de dahil iktidara gelmesi, ancak sağ partilerle koalisyon yaparak gerçekleşmiştir.
Şu anda da iktidarda muhafazakar bir parti var. İlk başlarda AKP kendine “demokratik muhafazakar” diyordu. Sonraları bu söylemi unuttular. Şimdilerde kendilerini tanımlama gereksinimi pek duymuyorlar. Keşke duysalardı ve demokratik muhafazakar tanımlamasına sarılsalardı.
Ama bu muhafazakar parti, ekonomide bir çok partiden daha devrimci ve reformcu çıkmıştır. Ankara mitingi ile ilgili okuduğum birçok yorum içinde benim en beğendiğim, HÜRRİYET Genel Yayım Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün yorumu idi. Özkök, birçok konuda (Avrupa Birliği, küreselleşme, özelleştirme, ABD ile ilişkiler, ...) göstericilerle aynı görüş olmadığını; ama yine de göstericilerin tepkisini desteklediğini yazmış.
Benim durumum da tamamen budur.
Bu ülkede solcu olmak, sosyal demokrat olmak ya da en azından politik yelpazenin sağında yer almak, Avrupa Birliği’ne karşı olmayı; kürselleşmeyi kötülemeyi; özelleştirmeyi reddetmeyi; ... gerektirmektedir.
Bir zamanlar solcuların dinsiz olduğuna inanılırdı. Yani hem sosyal demokrat ve hem de iyi bir Müslüman olamayacağın düşünülürdü.
Bu düşünce ne kadar yanlışsa, sosyal demokrat düşüncenin ilke olarak Avrupa Birliği’ne, küreselleşmeye ve özelleştirmeye karşı olması gerektiği de yanlıştır.
Açıkçası beni “liberal demokrat” bir kişi olarak, Çankaya köşkünde Avrupa Birliği’ne, küreselleşmeye ve özelleştirmeye karşı bir kişinin oturması (ki bence Ahmet Necdet Sezer böyle bir kişi idi), hanımının başı bağlı bir kişinin oturmasından daha çok rahatsız ediyor !
“Rejim tehlikeye girer diyorlar”; haksızlar diyemiyorum.
“Bizi yavaş yavaş alıştırıp ülkeyi ele geçirecekler, laikliğin bütün kalelerini yıkacaklar” diyorlar; “hayır yapmazlar” diyemiyorum.
“Türkiye’ye İran’a çevirecekler, karanlığı getirecekler, mollalara özeniyorlar, şeriat istiyorlar” diyorlar; “hadi oradan siz de ! Yok öyle bir şey” diye karşı çıkamıyorum.
Ama Çankaya’ya Tayyip Erdoğan’ın çıkmasını engellemek için orduyu göreve çağırmayı; hatta daha ileri giderek Türk Silahlı Kuvvetlerinin darbe yapması gerektiğini söylemeyi de çok yadırgıyorum.
Velhasıl Türkiye çok zor bir coğrafyada, anlaşılması, yönetilmesi, yaşanması çok zor bir ülkedir (ama sevilmesi çok kolaydır).
Aşağısı sakaldır, yukarısı bıyık. Hem davalı haklıdır, hem de davacı.
Bütün bunları bilerek iki “keşkemiz” var:
1) Keşke AKP, adının üzerinde geniş kamuoyunun uzlaşacağı bir cumhurbaşkanı adayını bulup çok önceden açıklayabilseydi;
2) Keşke bütün bunlardan ders alıp cumhurbaşkanını, yani halkın başkanını, halk doğrudan kendisi seçseydi.
Aslında her iki keşke için de geç kalınmamıştır.
Yeter ki istek olsun.
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 16.04.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|