|
|
11 Mayıs 2007 Cuma 09:37
|
Yazarlar
|
Politik Kriz Ortamında İş Adamı Ne Yapmalı?
Seviyorum "yahu" (!) ben bu ülkeyi...
İyi ki önüme son on beş yılda çıkan üç olanağın hiçbirini değerlendirip yurtdışında çalışmaya gitmemişim ! Nerede bulacaktım ben bu kadar devinimli, bereketli, ve heyecanlı bir ülkeyi; ekonomiyi...
Daha otuz gün öncesine kadar Türkiye'de ciddi bir politik ya da ekonomik bir sorun yokken, şu anda tam bir politik krizin üzerinde oturmaktayız.
Şükür edelim mi bu politik kriz (henüz) bir ekonomik krize yol açmamıştır. Hal bu ki son ciddi politik krizi yaşadığımız 19 Şubat 2001'de hemen ekonomik kriz de patlamıştı. Çünkü o zaman Türkiye'nin temel göstergeleri (İngilizce tanımlama ile "Fundamentals" diyoruz) çok kötü idi. Şimdi ise durum demek ki farklı imiş. Yani Türkiye'de temel göstergeler yeterince sağlammış.
Ya da en azından ekonominin duvarları, bugüne kadar yaşanan politik kriz dalgalarını tutacak kadar dayanıklı imiş. Belki politik krizler önlenemez; ama inanınız ki ekonomik krizler zamanında alınan önlemler ile rahatlıkla önlenebilir.
...
Olayı doğru saptayalım: Türkiye'de bugün (politik) bir kriz vardır. Bu politik krizin, az ya da çok, ekonomik krize dönüşme olasılığı vardır. Biz iş adamları ve profesyonel yöneticiler olarak, bu riski hemen değerlendirmeli ve kararlarımızı buna göre almalıyız. Bizim politikacılar gibi yanılma şansımız ya da lüksümüz yoktur. Yanılmamız, firmamızın batması ya da zor durumda kalması anlamına gelir. Buna katlanamayız.
...
Peki iş adamları ve yöneticiler olarak bugünlerde ne yapmalıyız ? Önce bir kriz ortamında olduğumuzu unutmayarak tatil, yolculuk, dinlenme, ... gibi bizi işyerimizden uzak tutacak; bilgi kaynaklarına hızla ulaşmamızı sağlayacak etkinliklere gitmemeliyiz.
Olası olduğu kadar uzun zaman işimizin başında olmalıyız.
Her zamankinden çok daha fazla bilgi kaynaklarına açık olmalıyız. Gün içinde de politik gelişmeleri izlemeliyiz. Akşamları mutlaka en son Türkiye'de ne olmuş bilerek dinlenmeye çekilmeliyiz. Hafta sonları da gündemi izlemeliyiz. Daha çok gazete ve dergi okumalıyız; TV izlemeliyiz.
Yeni projelere girerken, yeni anlaşmalar yaparken, yeni girişimlerde bulunurken biraz daha çekingen; ya da tam tersine çok daha agresif (saldırgan) olmalıyız. Unutmayalım ki doğru kararları veren firmalar asıl kriz anlarında büyürler !
Ama karar yanlış olursa da "batarlar"...
Risk anlayışımıza göre hangi uçta olacağımıza karar vermeliyiz. Daha çok nakit olmaya çalışmalıyız. Gereksiz harcamaları ertelemeliyiz. Şirket kaynaklarımızı uzun süre donuk kalacak araçlara yatırmamalıyız. Gerektiğinde hızla nakit olabilecek araçlarda kalmalıyız.
Ne türünde olursa olsun ticarette itibarın ve müşteri / iş ortağı güveninin yıllar içinde kazanıldığını; ama korkarak alınan bir karar ile beş dakika içinde yitirilebileceğini unutmamalıyız. Bu dalgalı günlerde üç kuruş daha fazla kazanç sağlamak uğruna ticari ahlak kurallarımızı kesinkes esnetmemeliyiz. Hepimiz için zor geçecek günlere giriyoruz. Ön yargısız gelişmeleri izlemek ve o gelişmelere göre karar vermek en önemli yöneticilik becerisi olacaktır. Unutmayın ki her türlü karar, verilemeyen bir karardan daha iyidir !
Ertuğ Yaşar;
İstanbul, 11.05.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|