|
|
15 Haziran 2007 Cuma 11:24
|
Yazarlar
|
Beleşe Olmaz...
İngilizlerin çok beğendiğim ve sıkça da kullandığım bir sözü vardır: “There is no free lunch” (bedavaya / beleşe öğle yemeği olmaz).
Sanırım bu sözün anlamını hemen kavradınız: “Eğer sana birisi beleşe bir şey veriyorsa, mutlaka bunun karşılığını alacaktır”. Ya da “dünyada masraf karşılığı elde edilen hiçbir şey, bedavaya başkasına verilemez”.
Benim iş yaşamımda ve dünya anlayışımda çok etkili olmuş bir düşüncedir bu. Aslında genel Türk düşünce tarzının da ciddi anlamda tersine bir yaklaşımdır.
Çünkü biz Türklerde hemşericilik, akrabacılık, bizdencilik, kıyakçılık, delikanlılık ... ile birilerine iyilik yapmak esastır. Ama genelde insanlarımız bu iyiliği kendi ceplerinden değil de “el ya da kamu kesesinden” (!) yaparlar.
...
Yıllar önce öğrenmiştim hiçbir ekonomik değerin bedelsiz el değiştiremeyeceğini. 1990 yılında Belçika’da yirmi iki ülkeden öğrencisi olan çok uluslu bir okulda yüksek lisans yapıyordum.
Türkiye’nin tersine, Belçika’da üniversitelerde yönetim demokrasisi vardı. Her ay öğrenci temsilcilerinin de katıldığı üniversite konseyi toplanır ve özellikle öğrenci yaşamını etkileyecek konularda kararlar alırdı.
Üniversite konseyinde üniversitenin her üç bölümünden birer profesör ve birer öğrenci; Rektör ve mezunlar derneği başkanı yer alırdı. Evet, çoğunluk yetişkinlerdeydi, ama mezunlar derneği başkanı bizi (yani öğrencileri) tutarsa bizim istemediğimiz kararlar alınamazdı.
Ben de bir dönem ekonomi bölümünü temsilen Üniversite Konseyinde görev yaptım. İşte yaşamımın en önemli ekonomik derslerinden birini o dönemde aldım. Hem de Yunanlı bir ekonomi profesöründen.
Öğrenci olarak o yıllardaki en büyük sorunumuz fotokopi idi. Çünkü sürekli okumak zorundaydık ve üniversite kütüphanesinde de sadece iki fotokopi makinesi vardı. Elli kişilik sınıftan herkes bir anda okunacak makale ya da kitaba hücum edince fotokopi tam bir işkenceye dönüyordu.
Biz de öğrenciler olarak Üniversite Konseyinde, üniversite kütüphanesinde fotokopi çekmenin bedava olmasını istedik (zaten fiyatı da çok düşüktü, örneğin 10 yeni kuruş falan gibi). Hocalarımız da bu önerimize sıcak baktılar.
Ama o da ne ? Ekonomi bölümünü temsilen Üniversite Konseyine katılan Yunanlı Profesör karara karşı çıktı:
“Ekonomi bilimi, kıt kaynakların en etkin biçimde dağıtılmasını sağlamaktır. Bunu yapan da fiyat mekanizmasıdır. Ne kadar fiyat mekanizması ile oynarsanız (yani fiyatı sıfırlar ya da sübvanse ederseniz), ekonomideki verimsizlikleri o kadar artırırsınız. Verimsizlik artışı da sonunda mutlaka yoksulluk getirir. Bu öneri ekonomik olarak yanlıştır... ” dedi.
Karar geçmedi. Ama ben de çok önemli bir ekonomi dersi aldım.
...
İşte bu geçmişten gelen bir kişi olarak, şimdilerde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) bir kararının tamamen yanlış olduğunu savunuyorum. İBB, İstanbul’daki alışveriş merkezleri (AVM) otoparklarında üç saate kadar olan duruşların ücretlendirilmemesi gerektiğini savunuyormuş. İBB, AVM otoparklarının “ticarethaneleştirilmesine” karşı imiş.
Mayo yasağı konusunda hakkını savunduğumuz İstanbul Belediyesini bu kere eleştireceğiz. Hatta Belediyenin bu kararı, biz işadamları ve tüccarların işine yarayacak olsa da savunamayacağız. Çünkü dünyada seçilmiş kişilere sunulan hiç bir ekonomik etkinlik (faaliyet, çalışma) beleşe oluşamaz. Mutlaka ücretlendirilmelidir.
Yani herkese eşit sunulan eğitim ya da sağlık bedava olabilir. Ama canı istediği için AVM otoparkına giden bir kişi, otopark hizmetini bedavaya almamalıdır. Bu piyasa ekonomisi ve fiyat mekanizması anlayışına terstir. Sınırlı kaynakların verimsiz ve kötü kullanılmasına neden olur.
“Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır” argo sözüne çok inanırım. Eğer bugün İstanbul Belediyesi AVM otoparklarından ücret alınmasını engellerse, yarın inşa edilecek AVM’lerin hiçbirinde yeterli otopark alanı planlanmaz. Çünkü hiçbir girişimci uzun dönemde kar getirmeyen, bedavaya bir hizmet sunamaz.
Eksik otoparklı AVM’lerin uzun dönemde kimin sorunu olacağını da sanırım kent plancıları benden daha iyi bileceklerdir...
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 15.05.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|