|
|
15 Haziran 2007 Cuma 09:27
|
Yazarlar
|
El Parası ile Hovardalık
Geçenlerde sevdiğim bir arkadaşım bana hoşuma giden bir övgüde bulundu.
Üçüncü bir tanıdığımızdan, örneğin Ahmet’ten söz ediyorduk. “Ahmet ekonomik konularda senin gibi tam bir liberal değil. Burada konuşurken Ahmet de liberal duruyor. Ama buradan ayrılıp şuradaki konuşmaya gitse yine o Ahmet hemen ulusalcı olabiliyor... ”
Gerçekten hoşuma gitti bu tanımlama ve övgü. Çünkü her ne kadar Türkiye’de herkes “tabi ki biz liberaliz ve pazar ekonomisinden yanayız” dese de, aslında hiç de öyle değiller.
...
Bu satırların yazarı hiçbir zaman sağ bir partiye ve adaya; dolaysı ile de Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) de oy vermeyecektir. Ama bu kişisel politik dogmamız, ekonomide yapılan doğru işleri görmemizi engellemiyor.
İşte o doğrulardan biri de AKP’nin iktidarı boyunca ekonomide popülist olmamasıdır.
Tayyip beyin o çok eleştirilen “al ananı da git” tümcesi, tarım kesimine popülist yardım isteyen ve “anasının bellendiğini” (!) öne süren bir protestocu vatandaşa karşı edilmiştir. Tarzı aynı olmasa da o tümce benim de kişisel görüşümdür.
Çünkü bana göre (liberal ekonomik görüşte olduğum için), Hükümetin Ankara’da belirlediği destekleme fiyatları ile, fiyat mekanizmasına müdahale etmesi doğru değildir.
Son aylara kadar AKP, oy yitireceğini bilse bile ekonominin aleyhine olacak popülist kararları almamıştı.
Son aylara kadar...
Meğerse onların ömrü de seçimlere kadarmış. Yani seçimlerde “sıkıyı görünce” hemen onlar da eski popülist politikacılar gibi davranmaya başladılar...
Ne yazık !
...
AKP’nin popülizm örneği, İmar Bankasından bono alan kişilere yapılacak ödemelerdir. Kendilerini “İmarzede” olarak tanımlayan bu 22.728 kişi, sonunda muradına erdi. Seçim öncesinde kendilerine ödeme yapılacak.
Üniversitede okurken bir Hocamız, “bakmayın siz demokrasinin çoğunluk rejimi olduğunu söyleyenlere. Aslında demokrasi azınlıkların rejimidir. Bir toplumda çıkarı zedelenen azınlık o kadar çok ses çıkarır, o kadar gürültü yapar ki, sonunda birileri bu sese kulak vermek zorunda kalır. Çıkarı zedelenenlerin kazanacakları çoktur; bu kazancın ödenmesi için genel toplum bireylerinin ödeyeceği maliyet ise kişi başına çok düşüktür. Bu nedenle sürekli çıkarı zedelenen küçük çıkar gruplarının bağırmaları sonuç verir” diye anlatmıştı.
Ne kadar da haklı imiş...
İmarzede’lerin durumu bu tanımlamaya uymaktadır. Bundan yıllar önce yüksek faiz kazancına tamah ederek; risk etmenini hiç göze almadan; “nasılsa her bankanın arkasında Devlet güvencesi var” diye İmar Bankasının yüksek faizine kananlar, bu hatalarının cezasını çekmeden kalmışlardır. Temmuz ayında “İmarzede’lere” 726 milyon YTL’lik ödemeler başlayacaktır.
Biliyorum ki bu yazıyı okuyan “İmarzede’ler” bana çok kızacaklar. “Biz devlet güvencesine inandık ve o nedenle paramızı yatırdık. O para bizim alın terimizle bin bir güçlükle kazandığımız para idi. Zaten yıllardır faiz gelirinden mahrum olduk, ... ” gibi bir sürü mavra yapacaklar.
Hiç yapmasınlar.
Getiri varsa risk vardır.
Kazanç varsa zarar da vardır.
AKP iktidarı bugün 22.728 kişiye seçim kıyağı yapmaktadır. Hem de bu para, benim ve sizin ödediğiniz vergilerle yapılmaktadır. Buna karşı çıkmak, “yanlıştır; yapılmamalıydı” demek, bir vergi veren olarak benim en doğal hakkımdır.
“Zede’leri” “Zade” yapan ekonomik ve politik anlayışa hep karşı çıktım ve karşı da çıkacağım. Kimsenin el parası ile (yani benim param ile) hovardalık yapma hakkı olmamalıdır !
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 15.05.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|