|
|
19 Temmuz 2007 Perşembe 10:18
|
Yazarlar
|
Tayyip'in Karnesi II: Reel Faiz
Bir önceki yazımızda, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) gazeteye verdiği ilanlardan esinlenerek, "Tayyip'in ekonomik Karnesini" incelemiştik. Bugün ekonomik karneyi incelemeyi sürdüreceğiz.
Ben AKŞAM gazetesi yazarı Deniz Gökçe'den duydum, "Türkiye, uzmanlığı olmadan her konuda görüşü olan insanların ülkesidir" diye yazmıştı Deniz Hoca. Tamamen katılıyorum. Ben dahil hepimiz, bir çok alanda uzmanlığımız olmamasına karşın, görüş üretebiliyoruz...
Hele konu seçimler ve ekonomi olunca (bir de futbol) ! Sanırsın ki herkes uzman...
Seçimlere dört gün kala, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) karşıtı cephe iyice keskinleşti. Bilginin doğru olmasına bakmadan AKP'ye saldırmaya başladılar. Konu sadece laiklik ve terör olsa ağzımı açmayacağım. Çünkü o konuları bilmiyorum ve ben de herkes kadar AKP'nin olası bir "gizli (şeriat) gündeminden" korkuyorum. Üstelik hiçbir zaman da ne AKP'ye, ne de başka bir sağ partiye de oy vermeyeceğim.
Ama ekonomik alana da taşan "yalanlar" ortaya atılınca kendimi tutamadım. Çünkü yurtsever bir liberal demokrat olarak birinci ödevim, sadece "bizden olanlara"; "bizim gibi düşünenlere" değil, herkese karşı demokrat olmaktır. Zaten sadece ve sadece böylece gerçek demokrat olabiliriz. Ekonomik alanda AKP aleyhine söylenen ilk yalan, AKP iktidarının Türkiye'nin toplam borcunu 222 milyar dolardan 407 milyar dolara çıkarmadığıdır.
Birincisi, yükselen Türkiye Cumhuriyetinin kamu borcu değildir. Türkiye'nin özel sektör dahil dış borcudur. Bir vergi veren olarak beni asıl kamu borcu ilgilendirir.
Çünkü kamu borcunun ödenmesinden, vergi veren olarak uzun dönemde ben de sorumluyumdur. Ama örneğin Türkiye İŞ Bankası'nın yurtdışından aldığı borç beni hiç mi hiç ilgilendirmez ! Yurtdışından borç alan özel sektör kuruluşu borcunu ödeyemezse bu borç benim vergilerimden kesilmez.
İkincisi, borç gibi kavramların sayısal olarak değil de oransal olarak değerlendirilmesi gereğidir. Örneğin kamu borcu, genelde gayrı safi milli hasıla (GSMH) denen toplam ekonomi büyüklüğüne oranlanır. Çünkü 100 birimlik bir ekonomide 50 birim borç çok büyükken (%50), 1.000 birimlik bir ekonomide 100 birim borç hemen hemen hiçbir şeydir (sadece %10).
Türkiye'de AKP döneminde kamu borcunun GSMH'ye oranının 2002 yılında %78'den, 2006 yılında %45'e düştüğünü gördü. Bu önemli bir başarıdır.
Ha bu başarıyı elde ederken %6,5 faiz öncesi fazla vermek için Maliye nerede ise ümüğümüzü bile sıktı, orası başka... Başarı başarıdır, yadsımayacaksın. Nasıl yaptıklarını onlar bilirler ve eğer halk bu "nasıldan" memnun değilse, gereğini 22 Temmuzda zaten yapar !
AKP aleyhine söylenen ikinci yalan, AKP iktidarının dünyanın en yüksek reel faizini ödediğidir.
Şurası doğrudur, Türkiye şu anda bize göre de çok, çok, ve yine çok yüksek bir reel faiz ödemektedir. Bugün itibarı ile piyasa yıllık faizi %18; yıllık beklenen enflasyon oranı ise %7-%8 dolayındadır. Yani, eğer önümüzdeki on iki ayda enflasyonda bir artış (patlama) olmazsa, gerçekleşen reel faiz %10'un üzerinde olacaktır.
Ama iki noktaya bakalım:
a) Türkiye'de faizi belirleyen Hükümet falan değil, BAĞIMSIZ Merkez Bankası'dır....
Unutmadık değil mi ? Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2002 yılından bu yana tam bağımsızdır. Yine altını çizelim, tam bağımsızdır. Yani Hükümetin doğrudan karar vererek faizleri düşürme şansı, olanağı, aracı yoktur. Hükümet, sadece yaptığı icraatlarla eğer enflasyonu düşürür ve genel ekonomik güven / istikrar ortamını sağlarsa Merkez Bankası faizi düşürecektir;
b) Şu anda %10-%11 aralığında olan reel faiz AKP iktidarı öncesinde kaçtı ? Siz zahmet etmeyin, ben söyleyeyim (Kaynak: ANKA):
1999'da %35,2; 2001'de %35,5; 2002'de %30,8 2003'te %30,9 2004'de %17,0
2000 yılında enflasyon bir anda patladığı için eksi reel faiz (-%10,6) gerçekleşmiş. Onun dışında hep %30'un üzerinde... Şimdi ise %10 !
Evet, hala çok yüksek. Mutlaka da daha düşmesi gerekli. Ama gelinen başarılı noktayı da görmemezlikten gelmek nasıl bir partizanlıktır ki !
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 16.07.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
|
Yorumlar |
|
Levent Göktem
-
19.07.2007 11:31
|
|
"Tayyip" ne demek? Bir ülkede demokratik yollarla seçilmiş, milletini uluslararası arenada temsil eden, milletin yönetim gücünü kendisine emanet ettiği birinden söz ederken, biraz saygılı olun ya. Sevmek zorunda değilsin. Ama, o kişinin temsil ettiği Türk milletine saygı duyman gerekir. Babanın oğlundan mı bahsediyoruz burada? "Tayyip Bey", "Sayın Erdoğan", "Sayın Başbakan" deseniz dilinizi eşek arısı mı sokar.
|
İnanmayın, polisten kimliğini isteyin diye de ekliyor. Cerrah, hiç SİVİL OLMAMIŞ, belli...
Ben, Galatasaray taraftarıyım. Ama böyle bir Galatasaray'ın değil.
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
|