|
|
31 Temmuz 2007 Salı 00:15
|
Yazarlar
|
Göbeğini Kaşıyan Adam
Seçimler piyasaların en hoşuna gidecek biçimde, yani Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) iktidarı yeniden kazanması; ama Anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşamaması ile sonuçlandı.
Ama piyasalar bir anda hiç de istemedikleri ve beklemedikleri bir istek ile karşılaştılar: Türkiye'de reel faizler çok yüksektir; hemen düşürülmesi gerekir.
Hepimiz işin geçmişini biliyoruz. Mayıs - Haziran 2006 döneminde yaşanan çalkantıda faizler 4 puan yukarı gitmişti. Anımsayalım, euro kuru 2,12 YTL'ye; dolar kuru 1,70 YTL'ye dayanmıştı. O gün için faiz artışı gerekli idi. Bu faiz artışı sayesinde piyasadaki döviz kuru çalkantısı durdurulabilmişti.
Risk vardı, riskin getirdiği prim ödenmeli idi. Ödendi de... Ama aradan geçen zamanda köprünün altından çok sular aktı... Türkiye'de durum değişti; kaldı ki dünyada da durum değişti. Bence iki tarafta da durum, Türkiye'de faizin düşürülmesi yönünde iyileşti. Örneğin uluslararası piyasalarda risk alma iştahı daha da arttı. İlk önceleri gelişmekte olan piyasalara sadece ABD ve Avrupa'dan sınırlı sayıda fonlar geliyordu, Elde edilen kazancın yüksekliğinin çekiciliği, diğer ülke fonlarının, örneğin Rusya, Çin ve Orta Doğu ülkeleri fonlarının da hızla gelişmekte olan ülkelere akmasına neden oldu.
Yani talep arttı, arz ise aynı kaldı.
Diğer taraftan carry trade işini yapan kurum sayısı çoğaldı. Herkes carry trade gibi olanakları çözdü ve fırsatı kaçırmamak için piyasaya girdi. Yine talep arttı, arz aynı kaldı.
Türkiye'ye bakarsak da "durum değişti". Türkiye'nin istikrarlı bir ekonomik büyüme içinde olduğu; ekonominin dışsal şoklara karşı direncinin arttığı görüldü. Ayrıca Türkiye iyice uluslararası piyasalar ile bütünleşmişti. Uluslararası piyasalar ile bütünleşen bir piyasa için ek bir risk primi istenmesi çok da mantıklı değildi.
***
Seçimler sonrasında ise riskler iyice bir azaldı.
AKP tek başına ve çok rahat bir Meclis çoğunluğu ile iktidar oldu. Ama öte yandan Anayasayı değiştirmek için gerekli çoğunluğa da ulaşamadı. Yani AKP "uzlaşmacı" olmak zorundadır. Kaldı ki Türkiye'de oy atmaya giden her iki kişiden biri AKP'ye oy verdi ise, AKP merkez sağın tam ortasında yer almaktadır ve merkez sağ partiler istikrarın en önemli güvenceleridir. İstikrar.
Faizin baş düşmanı...
Nerede istikrar varsa orada paraya ödenen bedel (faiz) düşer. Nerede istikrar yoksa, orada paraya ödenen bedel artar.
Türkiye artık dört yıl bir istikrar ülkesi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Cumhurbaşkanının seçilememesi çok düşük bir olasılık olarak görülmektedir. Bu nedenle artık Türkiye'nin en az bir yıldır ödediği yüksek faizin düşmesi zamanı gelmiştir.
Belki bir anda ya da bir kerede dört puan birden faiz indirimi gerçekçi olmayabilir. Çünkü Türkiye'de Eylül ayında geleneksel olarak fiyatlar artış eğilimine girer. Ayrıca bu yıl Eylül ayında (13 Eylülde) Ramazan da başlayacak. Sanırız her yıl yaşanan "Ramazan geldi, fiyatlar arttı" sendromu bu yıl da yaşanacaktır.
Yani Merkez Bankası'nın enflasyon korkusu Eylül ayında ciddi anlamda sürecektir.
Ama AKP'nin ekonomik başarı karnesinde hala eksiye çok yakın duran yüksek reel faiz sorunun çözümü de sadece Merkez Bankası'nın elindedir. Hemen hiçbir bankacı ve piyasa oyuncusu, reel faizin düşmesini (cebine dokunacağı ve kişisel karını azaltacağı için) istemeyecektir. Yine de unutmayalım ki "göbeğini kaşıyan adamlar" artık her gün seslerini daha da yüksek çıkaracaklardır.
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 30.07.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|