|
|
01 Ekim 2007 Pazartesi 11:40
|
Yazarlar
|
Ankara’nın Sağır Kulakları
Türkiye bir dönüm noktasında olduğu için tartışıyoruz.
Dolar kuru tarihi düşük düzeylerine gerilediği için tartışıyoruz.
Uluslararası rekabete açık üreticilerin canı çok çok acıdığı için; hatta artık bir “ölüm kalım savaşı” verdikleri için tartışıyoruz.
Türkiye’de basında ekonomi köşelerini yazanların çoğu bankacı. Yani bankacılıktan para kazanıyorlar. O nedenle de para kazanmalarını engelleyecek ekonomik önlemlerin alınmasını, bu önlemler Türkiye’nin lehine olsa bile, desteklemekte zorlanıyorlar.
Reel faiz de işte tam öyle bir konu...
Türkiye Mayıs – Haziran çalkantısından beri çok yüksek bir reel faiz ödüyor. Artık bu tartışma o kadar ayan beyan yapılır oldu ki, gazetelerde hangi ülkenin ne kadar reel faiz ödediği verileri de açıkça yayımlandı. Yani artık kamuoyunun kafasını “nominal faiz, enflasyon etkisi ve ödenen reel faiz kavramları... ” ile karıştıracak bir durum da kalmadı.
Yazı ile birlikte gördüğünüz tabloyu RADİKAL yazarı Mahfi Eğilmez’den ödünç aldık. Önemli bir bankamızın yönetim kurulu başkanı olan Mahfi bey, Türkiye’de ve dünyadaki diğer bazı ülkelerde ödenen reel faizi hesaplamış.
Türkiye’nin durumu açık değil mi ?
Yani Brezilya bile %7,2 reel faiz öderken, Macaristan sadece %3,6 reel faiz öderken, Türkiye hem de nerede ise bir yıldır %10 reel faiz ödüyor.
Bunu biz ödüyoruz. Yani vergi verenler. Gelecekte de çocuklarımız ödeyecek. Eğer bu yüksek reel faizden yararlanan kesimden değilseniz, bu tablo karşısında ciddi anlamda endişelenmeniz gerekir.
...
Mutlaka ki bu noktada aklınıza gelecek soru “peki neden bu kadar yüksek faiz ödüyoruz ki ? ” olacaktır. Hemen arkasından da “kim bu faizi düşürebilir ? ” diye sormanızı bekleriz.
Yüksek reel faiz ödüyoruz, çünkü Mayıs – Haziran 2006 döviz kuru çalkantısı sırasında Merkez Bankamız çok korktu. Döviz kurunun başını alıp gideceğinden; döviz kuru nedeni ile de enflasyon artacağından çok korktu. O nedenle de talebi durdurmak için (hem dövize olan talebi, hem de tüketime olan talebi) faizleri artırdı.
Ama aradan o kadar uzun zaman geçti ki...
O zamanda da o kadar çok değişti ki...
Örneğin:
a) Türkiye’de Mayıs 2006’ya göre çok daha istikrarlı bir politik yönetim vardır.
b) Enflasyonun yükselmediği, hatta düştüğü görülmektedir.
c) Ekonomik büyümenin yavaşladığı birçok ekonomik veri ile kanıtlanmaktadır,
d) Dolar kuru 1,20 YTL’ye, euro kuru da 1,70 YTL’ye kadar düşmüştür.
Peki Merkez Bankası hala faiz düşürmek için ne bekliyor ?
Acaba ekonominin tamamen durmasını; uluslararası rekabete açık Türk sanayinin tamamen “gebermesini” (!); son beş yıldaki ekonomik büyümenin motoru olan iç talep ve tüketimin tamamen kurumasını mı bekliyorlar ?
Mahfi Eğilmez bile yazısını “eğer ikisi birden değilse, ya faiz politikamız ya da kur belirleme yöntemimiz yanlış” diye bitiriyorsa, sanırım Merkez Bankası’nın bundan alacağı dersler vardır.
Ankara’daki bazı “sağır kulaklara” duyurulur.
Ertuğ Yaşar;
Kiev, Ukrayna 01.10.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|