|
|
01 Ekim 2007 Pazartesi 10:45
|
Yazarlar
|
100 Milyar Dolar
Pazartesi günü Ankara’da önemli bir etkinlik yapılacak: Yıllık dışsatım tutarı 100 milyar doları geçtiği için Türkiye İhracatçılar Meclisi (TIM), bu gelişmeyi bazı etkinliklerle kutlayacak.
Bu satırların yazarı on beş yıldan uzun bir süre dış ticaretin ve özellikle de dışsatımın içinde yer aldı.
Dışsatım serüvenimiz 1990’lı yılların başında en alt düzeyden başladığında İhracatçılar Birliğinde uzman yardımcısı olarak çalışıyorduk. 2006 yılında dışsatıma çalışan bir sanayi firmasının yöneticiliğinden ayrıldığımızda ise dışsatım adına yapılabilecek birçok şeyi yapmış bir kariyere sahip olmuştuk.
Yani 100 milyar dolarlık dışsatım başarısında emeği geçen binlerce kişiden biriyiz.
Buna karşın ben dışsatımı hiçbir zaman “bir amaç” olarak görmedim. Bir “yaşam biçimi” olabilir. Bir “varolma nedeni” olabilir. Ama “bir amaç” olamaz diye düşündüm hep.
Çünkü kimse, eğer iç pazar daha çok para kazandırsa, yeterince para kazandırsa, daha kolay olsa, daha avantajlı olsa, ... dışsatım yapmaya sıvanmaz. Çünkü işletme kurmanın asıl amacı ve tek amacı para kazanmaktır.
Bunun örneği 1970’li yıllardır. O yıllarda dış pazarlara mal satmaya oranla Türkiye iç pazarına mal satmak daha kolay, daha avantajlı, daha karlı, daha zahmetsiz, ... olduğu için Türkiye’nin toplam yıllık dışsatımı sadece 2,2 milyar dolar idi (1979) .
Ama Turgut Özal bu zihniyeti değiştirdi. Hala, “Türkiye’nin dışa açılmasında en çok payı olan kimdir ya da nedir” diye sorsanız, önce “Turgut Özal”, ardından da “Özal yönetiminin verdiği ihracat teşvikleri” diye yanıt veririz.
Evet, aslında Turgut Özal bir düşünce devrimi yapmadı. Sadece “gelir aktarımı devrimi” yaptı. Dışsatıma öyle teşvikler ve destekler verdi ki, bütün uyanık, yarı uyanık, az uyanık, ... işadamları ne yapıp edip dışsatım yapmaya sıvandılar.
Bu sıvanma sayesinde de bizce Türkiye “birinci dışsatım devrimini” 1980’lerde yaşadı. Dokuz yıl sonra, 1988’e gelindiğinde, Türkiye’nin toplam yıllık dışsatımı tam beş kat artarak 11,7 milyar dolara çıkmıştı. “İkinci dışsatım devrimi” için ise 2001’e kadar bekleyecektik.
1989’da Özal yerel seçimleri kaybedince tamamen ekonomik politikasını değiştirdi ve yurtiçi tüketime dayanan (yani seçmeni memnun eden) “sıcak para” politikasına döndü. Reel anlamda değerlenmeye başlayan YTL ve hızla azalan nakit dışsatım teşvikleri, Türk işadamlarının dışsatım iştahını köreltti. 1980’lerin ihracat yıldızı firmaları hızla ortadan kayboldu. Sanayiye dayanan ve uluslararası piyasalarda iş yapmaya çalışan firmalar ortaya çıkmaya başladı.
Dışsatım tarihimizdeki ikinci zıplama (ama bizce “devrim” değil), hemen 1994 ekonomik krizi ardından yaşanan artıştır. 1993’te 15,3 milyar dolar olan yıllık dışsatım, 1997’de 26,3 milyar dolara çıkmıştır. Çünkü 1994’deki ekonomik kriz, TL’yi ciddi anlamda devalüe etmiş ve iç talebi daraltmıştı. TL’nin eski reel anlamda değerli düzeye gelmesi ancak 1996’da olmuştur.
Sonra yine 2001’e kadar ayak sürüyen bir dışsatım becerisi görürüz. Çünkü 2000 yılında ancak 27,8 milyar dolarlık yıllık dışsatım gerçekleştirmiştik.
2001 ekonomik krizi ve ardından Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara gelmesi, Türkiye’de oyunun kurallarını tamamen değiştirdi. Bize göre ekonomide “yapısal bir dönüşüm” (transformasyon) başlattı.
Artık firmalar ya dünya ölçeğinde varolacaklardı ya da yok olacaklardı. Yani bir anlamda “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” olgusunu yaşadık. Bu gerçek bir devrimdi. Uluslararası risk alma iştahının artması bu süreci sadece hızlandırdı.
Bugün gelinen noktada eğer Türkiye yılda 100 milyar dolar dışsatım yapabiliyorsa, bunu 2001 sonrasında hızla yapısal dönüşümünü sağlamasına borçludur. 2023 yılı hedefi olan 500 milyar dolar yıllık dışsatım değerine ulaşmak da, ancak bu dönüşüm hızının sürmesi ile olasıdır.
Ertuğ Yaşar;
Kiev, Ukrayna 01.10.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|