|
|
04 Ekim 2007 Perşembe 11:17
|
Yazarlar
|
Kişisel gündem: Doktorlar
Böyle giderse, doktorlarla doktor olmayanlar arasında ciddi bir 'nefret ilişkisi' oluşacak ve sonra bu küslüğün arasına hiç kimse giremeyecek...
Bizim önemsediğimiz konularla, Türkiye'nin konuştuğu konular hiçbir zaman aynı olmuyor.
Kişisel gündemlerimizin, ülke genelinde ilgi gösterilip konuşulanlara göre çok farklı olması, doğal olmalı.
Benim şu günlerdeki gündemim, doktorlar.
Evet bir sosyal güvenlik sistemine bağlıyım.
Evet yüzlerce lira prim ödüyorum.
Ama hiç bir zaman bana devletin verdiğini iddia ettiği sosyal güvenlik hizmetini kullanmadım.
Daha hiç devlet hastanelerinin kapısını çalmışlığım yok; ömrüm ve gücüm el verirse kapılarını çalmayı da hiç düşünmüyorum.
Bir özel sağlık sigortası yaptırıyorum her yıl; son 4 yılda ise sadece yatarak tedavi kapsamında bir sigorta bu.
Hesabını yaptım: Her tür ayakta tedaviyi de kapsayan sağlık sigortasının prim tutarı, benim bir yıl süresince en uç durumda bile sağlık için harcadığım paranın çok üzerinde kalıyor. Neden harcadığımdan ya da harcayacağımdan fazlasını vereyim ki.
Önemli olan ve insan bütçesini sarsan, yatarak tedaviye neden olacak hastalıklar.
Eğer sadece yatarak tedavi kapsamına giren sağlık harcamalarınızı sigorta ettirmek isterseniz, 4'te 1'i prim bedeline bunu yapabiliyorsunuz.
Üstelik benim kullandığım sigorta şirketi gibi pek çok şirket, belli bir sürenin sonunda ömür boyu yenileme garintisi de veriyor. Örneğin benim sigortamda 4 yılı sağlıklı bir şekilde doldurmuşsanız o ömür boyu garantisini de alıyorsunuz.
Eğe böyle bir garantiniz yoksa, sigorta şirketleri sizi, Allah korusun, ilk yıl kanser vakasının tüm bedellerini karşılayıp ikinci yıl yalnız bırakabiliyor.
Sigorta şirketi halkla ilişkileri yapmak için yazmıyorum bunları.
Birlikte çalıştığım arkadaşlarım için ödenen SSK kesintilerini de biliyorum. Benim yatarak tedavi için 4 kişi (eşim ve çocuklarım dahil) adına ödediğim paranın çok üstünde bir rakamı, devlet onların adına tahsil ediyor. Ben de aynı durumdayım, hiç kullanmadığım devlet sağlık güvencesi için paramdan para kesiliyor; üstelik Acıbadem'inden Alman'ına pek çok 'iyi' kategorisinde hastanenin tedavi güvencesini sunan özel sağlık sigortasından çok çok daha fazla prim miktarlarıyla.
Gelelim benim kişisel sorunuma:
Doktorlar...
Hani Tayyip Erdoğan'ın zaman zaman su yüzüne çıkan doktor antipatisine ve doktorlara gösterdiği 'öfkeli tavra' sempati duymuyor da değilim; bunu da açıkça itiraf edeyim.
Doktorları gördükçe, gözlerinde dolar işareti parlayan, paragöz insanlar görmüş gibi oluyorum.
Tabii ki sözüm bu kategorinin dışında kalanlar için değil.
Ancak neredeyse ben hiç bu kategorinin dışında bir doktorla karşılaşmadım.
Tavsiye üzerine, özel bir sorununuzu göstermek üzere gidiyorsunuz; her gidiş sonrası rutin deneyim şu oluyor: Niye gittim ki...
Çünkü karşılaştığım doktorların hiç birisi, hastaya yeterince bilgi vermiyor.
Bir kere dünyanın parasını ödeyip tedavi oluyorsunuz; bilgisini ve teşhis kırıntılarını sizinle asla paylaşmıyor.
Envai çeşit test yazarak sizi gönderiyor. O testlerin ne amaçla istendiği belli deği; ne işe yarayacakları, doktorun hangi tanısını kolaylaştıracakları belli değil.
Doktor dediğiniz, bana sorarsanız, biraz retoriği - belagatı da olan bir insan olmalı.
Yani doktorluk aynı zamanda biraz KONUŞMAK demek. Hastayla konuşmak, onun psikolojisinden anlamak, onun ihtiyaç duyduğu bilgiyi sunmak...
Hakkaten merak ediyorum...
Benim gibi onlarca, binlerce doktor tavrından şikayetçi insan var...
Bu mesleğin meslek örgütleri, doktorlardan 'sıtkı sıyrılmış' halkımızı doktorlarla barıştıracak girişimlerin öncüsü olmak istemezler mi acaba...
Böyle giderse, doktorlarla doktor olmayanlar arasında ciddi bir 'nefret ilişkisi' oluşacak ve sonra bu küslüğün arasına hiç kimse giremeyecek...
NEVZAT BASIM
NOT:
Doktorlara saygıda kusur etmiyoruz genellikle ve diğer 'alışveriş ilişkisinde bulunduğumuz insanlara göre' daha fazla hoşgörü gösteriyoruz onlara... Ancak, sağlık sigortası kısmını yukarıda özellikle yazdım: Ben, PARAMI VEREREK TEDAVİ oluyorum... (Pek çok kişi gibi) Bu durumda doktorla aramda bir 'müşteri' ilişkisi de kurulmuş oluyor. Pardon ama, paramı vermişsem, adam gibi de ilgi isterim. Bizim ülkemizde doktorların çoğunluğu, yalnız sosyal güvenlik kapsamında kendi kapılarını çalanlara değil, parasını 'bastırıp' gelmiş olan hastalara' da aynı muameleyi yapıyorlar. Bu kadar AÇIK yazmış olmam, pek çok kişiye sevimsiz gelebilir. Ancak bu yazıyı doktorlarla bir KAVGA GÜDÜLENMESİ içerisinde yazıyorum; o kadar irrite olmuş durumdayım.
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|