|
|
15 Ocak 2008 Salı 00:12
|
Yazarlar
|
Faiz Lobisi
Bundan birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’de bir enflasyon lobisi olduğuna inanılırdı.
Yani çıkarı, enflasyonun yüksek olmasını gerektiren bir kısım insanlar, iş adamlarının varlığı öngörülürdü.
Enflasyon tek rakamlı sayılara indiğinden bu yana bu sav ortadan kalktı. Onun yerine, sanırım biraz da yüksek reel faizden ve düşük kurdan canı yanan sanayici ve işadamlarının ön ayak olması ile, bir “yüksek faiz lobisi” söylemi başladı.
Kimse kendini kandırmasın, Türkiye’de reel faizler çok yüksektir. %8 - %9 enflasyon olan (ve yıllık enflasyon hedefi %4 olan) bir ülkede banka kredi faizlerinin %18’den başlaması, kim ne derse desin yüksektir.
Peki yüksek reel faiz Türkiye’de neden çok tartışılıyor ?
Yüksek reel faizin Türkiye’ye ve bazı Türklere yararı oluyor.
a) Türkiye’ye ciddi anlamda kısa dönemli portföy yatırımı girişi oluyor; bu sayede ülkede kaynak bulmak kolaylaşıyor; ekonomi daha hızlı büyüyor;
b) Portföy girişi ekonomiyi hızlandırdığı ve büyüttüğü için varlıklar değerleniyor; tüketim artıyor. Bunu gören kalıcı yabancı sermaye de ülkeye her alanda iş yapmak için gelmeye başlıyor. Örneğin dört yıl önce kimse MİGROS’a 4 milyar dolar değer biçebilir miydi ?
c) Yabancı kaynak girişi oldukça dövizin değeri düşüyor; dışalım hızlanıyor ve ucuzluyor. Dışalımla gelen hem hammadde, hem ara mal, hem de nihai ürünler ucuzlayınca enflasyon denetim altında tutuluyor (ama uluslararası rekabete kapalı olan kira ve haberleşme gibi bazı hizmet alanlarında enflasyonu denetlemek hala zor oluyor).
d) Bu ortamda elinde parası olan ya da varlığı olan Türkler; ya da bu araçların ticaretine aracılık eden Türkler, çok kazanmaya başlıyorlar. Hızlı bir tüketim eğilimi olan ülkede bankalar çok daha rahat tüketici kredileri veriyorlar ve karlarına kar katıyorlar. Aynı zamanda değerleri de artıyor.
Buraya kadar yüksek reel faizin yararlarını saydık. Ama yüksek reel faizin bir de zararları var. Yani: a) Yüksek reel faiz nedeni ile YTL reel anlamda değerlendiği (döviz kuru düştüğü) için Türk sanayinin uluslararası rekabet gücü azalıyor. Yani bir anlamda savaşta karşısında topu olan düşmana karşı çakı ile savaşan asker (!) durumuna düşüyorsunuz;
b) Türkiye’de sanayici olmak değil tüccar, uluslararası rekabete dayanmayan hizmet üreticisi ve mali sektörlerde çalışmak çok daha kazançlı oluyor. Sanayi kuruluşları, kazanç üretemedikleri için, küçülüyor ya da kapanıyor. Bu nedenle de zaten ciddi boyutlarda olan işsizlik daha büyük bir dert olmaya başlıyor. Türkiye sanayisizleşiyor.
c) İşler iyi giderken ve varlık değerleri artarken kimse dikkat etmese de, ekonomide ya da politikada bir tedirginlik olur ve büyüme yavaşlarsa, tüketim de yavaşladığı için, işler bir anda “kazık fren” yapıyor. ABS’si de olmayan ekonomi (!) bir anda içindeki oyuncuları iyicene sallamaya başlıyor.
Her toplumda yaşanan temel sıkıntı, sosyal adaletsizliktir. Yani birileri istedikleri kadar yiyecek bulur ve tüketirken, diğerleri günlerce aç kalırsa, sosyal huzursuzluk (ya da lobi söylemleri) başlar.
Türkiye’de son dört – beş yılda bu tür bir dengesizlik yaşamıştır. Yani ekonominin büyümesinden kaynaklanan varlıkların değerlenmesi, sadece mali kesim, uluslararası rekabetten etkilenmeyen hizmetler sektörü (perakende örneği) ve gayrimenkul gibi alanlarla sınırlı kalmıştır. Hal bu ki ekonominin diğer önemli bir varlığı olan sanayi kesiminin değeri nerede ise hiç artmamış; belki de azalmıştır.
Bu adaletsizlik bir ölçüde bile olsa giderilmedikçe biz hep lobilerden söz etmeye devam ederiz...
Ertuğ Yaşar; İstanbul; 10.01.2008 ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
Geçmişin algılayış biçimlerini sürdürmek, dinimize özgü bir zorunluluk olabilir mi?
Bizce siyaset tarihinin çok önemli tartışmalarından birini yaşadık az önce. Bürokrat kökenli bir milletvekili, olanca titizliğiyle topladığı belgeleri kamuoyuyla paylaştı.
Ve ben de bunu alkışlarım...
Kendini 'en dindar' ilan eden çevreler, Deniz Feneri vakasından etkilenmiş; davanın TRAVMA ve benzeri sonuçlarından sözediliyor.
Sıra dinlemeyen 'yarma', sen de öyle. Dikmiş gözünü güzel kadına, rahatsız eden moron; kendini hiç iyi hissetme... Kendinizi salak hissetmeniz için elimizden geleni yapacağız.
|