|
|
08 Şubat 2008 Cuma 10:06
|
Yazarlar
|
Merkez Bankası Faiz Düşürmeli mi?
Merkez Bankası faizleri düşürecek mi? Düşürse ne olur ki ? Ya da bu saatten sonra düşürse kime ne yarar sağlar ki ?
Kişisel olarak bu tartışmanın tarafıyım. Çünkü Merkez Bankasının reel faizleri enflasyon ile mücadele edeceğim diye gereğinden yüksek tutması benim profesyonel işimi de olumsuz yönde etkiliyor. Çünkü yüksek reel faiz, gerçekten de tüketimi yavaşlatıyor. İnsanlar alış veriş yapmaktan kaçınıyorlar. İşler de bu çerçevede yavaşlıyor.
Evet, bu tüketim yavaşlaması enflasyonun bir parça duraklamasına neden oluyor. Ama bu sadece duraklamadır; yapısal bir azalmaya neden olmuyor. Çünkü yarın bir gün faizler indiği ya da tüketim serbest kaldığı zaman fiyatlar yine yukarı çıkacaktır.
Merkez Bankasının en azından bir yıldır yüksek tuttuğu reel faiz, enflasyon ile mücadelede bir parça başarılı oldu. Ama arkada çok büyük hasar ve yıkıntı yarattı: Türkiye sanayisizleşmeye mahkum edildi. Biz buna Türk sanayinin iğdiş edilmesi dedik. Önceleri pek anlatamadık. Ama artık bu etki çok daha net olarak ortaya çıkmaktadır.
Yüksek reel faiz Türkiye’de bir kısım sanayinin yaşamasına ve var olmasına engel olmaktadır. Önceleri bu olguya itiraz eden, hatta isyan eden sanayicilere, “siz gelişen zamana uyamıyorsunuz. Dünya değişiyor. Sizin işiniz de değişiyor. Uluslararası rekabet artıyor. Tembel olmayın değişin. Değişime ayak uyduramıyorsunuz ve gereksiz yere koruma istiyorsunuz” diye karşı duruldu.
Ama zaman geçtikçe görüldü ki kazı ayağı pek de öyle değildir...
Sadece örneğin tekstil ve konfeksiyon sektöründen değil, daha bir çok sektörde de uluslararası rekabet sorunları vardır. Ama birçok sektör, “kol kırılır yen içinde kalır” örneğinde olduğu gibi pek sesini çıkarmamaktadır. Bir yere kadar. Yani bir noktaya kadar susarsınız, daha sonra bıçak kemiğe dayanınca ise artık bütün gücünüzle bağırmaya başlarsınız. Sanırız artık Türkiye’de birçok sanayi bu aşamaya geldi. Önceleri Doğu illerinde teşvikli yatırımlarla gün kurtarılmaya çalışıldı. Sonra bolca dışalımla gelen hammadde ve ara mamullere yüklenildi. En son çare ise üretimi kapatıp başka ülkelere taşımak ya da tamamen üretimden çıkarak perakendeci / tüccar olmaktır. Eğer bu süreç bu biçimde sürerse, 2008’in ilerleyen aylarında bu gelişmenin de yaşandığını göreceğiz. Peki bu süreçten dönüş var mıdır ?
Kısa dönemde olmadığını düşünüyoruz. Çünkü artık Türkiye 2003 yılından bu yana izlediği yüksek faiz / düşük kur politikasından öyle “ha” deyince çıkamaz. Çıkmak istese de çıkamaz. Bir dahaki çalkantıya ya da düzeltmeye kadar böyle gideceğiz. Ondan sonrası da...
Ertuğ Yaşar; İstanbul; 07.02.2008
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
KENDİLERİNE GURBETÇİ DENİLMESİNDEN RAHATSIZ OLANLAR VAR. HAKSIZ DA DEĞİLLER...
Zaten biz Türkler, hep böyle yapardık. Bir milli karakter haline gelmişti: İyi başlar kötü bitirirdik ve herkes bizi böyle kabul ederdi.
Kulanıldığını düşünmek, bunu düşünen kişi için çok kötü bir şey... Kötülüğü şurada: Kullanıldığınız için kendinizi bir çöp kadar değersiz hissedersiniz...
Bizimkiler, kaba kuvvet'in geçerli akçe olduğu dönemde, sert tokatlarıyla ünlenmişler...
Zaman gazetesinin yazı işlerinde çalışan arkadaşların 'vicdanlarına' seslenmek için yazılmıştır...
DEVLET TENEKEDEN Mİ YAPILMIŞ?
|