|
|
07 Aralık 2006 Perşembe 17:46
|
Yazarlar
|
Türkiye'ye Onlar da Muhtaç...
Bundan on üç ay önce, Ekim 2005'de yine burada bir yazım yayımlanmış. Konu Avrupa Birliği ile başlayan tam üyelik görüşmeleri imiş.
Hemen 3 Ekim (2005) sonrası, yani A.B ile tam üyelik görüşmelerinin başlama kararının alınması sonrasında, Türk özel sektörünün görüşmelerde taraf olması gereğini dile getirmişim.
Ama o yazıda bir kısım var ki, bugün okuyunca on üç ay sonrayı nasıl gördüğümü ben bile merak ediyorum: "... Açıkçası bu satırların yazarı, aldığı eğitimi, (demokrat) politik ve (liberal) ekonomik görüşü; profesyonel işi ve yaşam tarzı ... ile tam bir Avrupa Birliği (A.B) ile bütünleşme yanlısı olsa da, çok büyük değişiklikler olmadıkça, Türkiye'nin A.B'ye tam üye olabileceğine olasılık vermemektedir. Çünkü Türkiye'de her hangi bir Hükümet ya da yönetim, a) Kıbrıs'ta varolan Türk devletinin (KKTC) ortadan kaldırılmasını ve yönetimin Rum Hükümetine devredilmesini; Türklerin yönetimde söz sahibi olmamasını ve Rumlar tarafından temsil edilmelerini kabul etmez... b) Her hangi bir biçimi ile Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmez. Bu iddiaları kabul etse bile, bu kabulün ardından ortaya çıkacak maddi tazminat ve belki de toprak isteklerini görüşmeyi düşünemez bile... c) Türkiye'nin güneydoğusunda Kürt kökenlilerin; ya da ülkenin başka bölgelerinde başka "azınlıkların", sınırlı bile olsa özerkliğe yaklaşan ayrıcalıklar almasına rıza gösteremez.... Öyle ise ? Nasıl olacak da Türkiye bu engelleri aşacak ? Ekonomik koşulları daha tartışmadık bile ! Yani Türkiye'nin A.B içinde hem nüfus hem de toprak olarak çok büyük olmasından; diğer A.B ülkeleri ile karşılaştırıldığında görece çok yoksul olmamızdan; ya da yaşam tarzımızın ve dinimizin farklılığının getirdiği sıkıntılardan söz etmedik bile... ..." İşte daha tam üyelik görüşmelerin hemen başında, ufacık bir nedenden, Türkiye'nin Kıbrıs Rum bandıralı gemilere limanları açmamasından, kriz çıktı ! Biz bu satırları kaleme alırken, A.B Komisyonu, Türkiye ile yapılan tam üyelik görüşmelerinde sekiz konu başlığının askıya alınması önerisini üye ülkelere götürme kararı almıştı. "Biz bu satırları kaleme alırken... " diye yazdık, çünkü A.B konusundaki bu kadar yıllık deneyimimizle biliyoruz ki, bu gibi konularda son saniyeye kadar çok çetin pazarlıklar sürer. Yani siz bu yazıyı okurken karar önerisi değişmiş olabilir.
Eminiz ki bu konuda da aynısı olacaktır. Yani belki 15 Aralık geldiğinde, A.B Devlet ya da Hükümet Başkanları, ilk öneriden farklı (daha olumlu ya da daha olumsuz) bir karar alabilirler. Yine de biz işin dibine bakalım. Türkiye için A.B ile bütünleşme, bir "uygarlaşma projesi"dir. Yoksa sanırım hemen hiç birimiz, "aman ne olursa olsun bir A.B'ye üye olalım da gerisi kolay ! " diye düşünmüyoruz değil mi ? A.B ile bütünleşme çabaları, Türk insanının yaşam kalitesini yükseltiyor. Çünkü Türkiye her alanda gerçek bir yapısal dönüşüm (transformasyon) yaşıyor; daha da yaşayacak. Ama bazen bu yapısal dönüşüm bazılarımızın hoşuna gitmiyor. Ya da kabul edilebilir sınırların (kırmızı çizgimiz dediğimiz yerin) ötesine geçiyor. Kimi için (ya da en azından Tayyip bey ve arkadaşları için), Türkiye limanlarının Kıbrıs Rum Bandıralı gemilere açılması bu kırmızı çizgilerin ötesindedir. Benim için ise, örneğin Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmek kırmızı çizgiyi aşmaktır. Yine de şunu unutmayalım ki ne olursa olsun, nasıl Türkiye'nin A.B'ye gereksinimi varsa, A.B'nin de en az o kadar istikrarlı bir Türkiye'ye gereksinimi vardır... İşte en son örneği Papa'nın Türkiye ziyaretini hep birlikte gördük. Acaba Papa, bu dönemde, bu kadar rahat başka hangi Müslüman bir ülkeye gidebilirdi ve bu kadar takdir / iltifat / saygı görürdü ?
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 07.12.2006
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İnanmayın, polisten kimliğini isteyin diye de ekliyor. Cerrah, hiç SİVİL OLMAMIŞ, belli...
Ben, Galatasaray taraftarıyım. Ama böyle bir Galatasaray'ın değil.
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
|