|
|
13 Aralık 2006 Çarşamba 14:00
|
Yazarlar
|
Korkma Emin Ağbi, Piyasalar Karışmaz
Pazartesi 16.30'dan sonra gelişmeleri izleme şansım olmadı. Uzun süren bir toplantıdaydım.
Saat 21.00'e doğru Emin ağbi aradı. "Ne diyorsun bu A.B kararına ?" diye pat diye sordu Emin ağbi. Ne kararı ? Ben daha kararı bile duymamışım.
Emin ağbi ise Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının aldığı sekiz başlığı askıya alma kararını duymuş ve beni arıyor. Asıl derdi bana sormak: Bu karar nedeni ile yarın piyasalar karışır mı ? Bizim yatırımlara bir şey olur mu ?
Kararın ne olduğunu bilmediğim için ortalama laflar ediyorum. Ama aceleyle eve gidip 23.00 haberlerinde NTV'nin yorumlarını dinlemeyi düşünüyorum.
Gece haberlerini dinledim...
O da ne ? Bence bu alınan karar Türkiye için olumlu !
Emin ağbiyi uyandırmak ve belki de kızdırmak pahasına geri arıyorum: "Ağbi bu Türkiye için olumlu bir karar. Görürsün yarın piyasalar coşar bu haberle" diyorum. Gerçekten de Borsa güne bir anda 500 puanlık bir yükselme ile başlıyor (gerçi sonra gün içinde geri geliyor ama...). Döviz kurları da az da olsa düşüşteler. Yani haklıyım, piyasalar da bu gelişmeyi benim gibi olumlu haber olarak aldılar.
...
Bir kere Pazartesi sabahı hiç kimse, Türkiye ile ilgili nihai kararın Dışişleri Bakanları toplantısından çıkacağını beklemiyordu. Hal bu ki beklenmeyen oldu, ve A.B üye ülke Dışişleri Bakanları anlaştılar. Böylece Türkiye için bu hafta sonu Devlet ya da Hükümet Başkanları zirvesinde çok daha kötüye gidebilecek bir karar, önlenmiş oldu.
Bir de, bana göre yine beklenmedik bir biçimde, A.B, KKTC'ye uyguladığı yasakları ve dışlamayı (izolasyonu) Ocak ayında kaldıracağını beyan etti !
Bu konu biraz karışık olduğu için genel kamuoyunda pek bilinmeyebiliyor. İzin verirseniz bir kere daha baştan anlatalım.
25 Nisan 2004'de Kıbrıs'ın her iki tarafında da Annan Planı oylandı. Türk tarafı "evet"; Rum tarafı "hayır" dedi. Eğer iki taraf da "evet" deseydi, hemen altı gün sonra 1 Mayıs 2004'de hem Türkler, hem de Rumlar, A.B tam üyesi olacaktı. Ama zaten Rumlar da tam bu nedenle Annan Planına "hayır" dediler. Çünkü onlar baştan beri hep, "A.B sopası ile Türkleri terbiye etmeyi" düşülüyorlardı (şimdi de zaten bu düşleri gerçekleşiyor).
Türk tarafı "evet", Rum tarafı "hayır" deyince, o günkü on beş üyeli A.B bir karar almak zorunda kaldı.
- Ya Kıbrıslı Rumlara, "sizi böyle alamayız. Birleşin de gelin" diyeceklerdi.
- Ya da Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak içeri alacaklar; ama aynı anda da Türk tarafı ile ilişkilere başlayacaklardı. Yani KKTC'yi bir anlamda ticaret ve ilişki yolu ile tanıyacaklardı.
A.B ikinci yolu seçti. Kıbrıslı Rumlar A.B üyesi oldu; Kıbrıslı Türkler ile de uluslararası dışlamanın bitirilmesi kararı alındı.
Tamam karar alındı; ama üç gün sonra Rumlar A.B tam üyesi olunca bu kararın uygulamasını bir tam üye olarak önlediler, yani veto ettiler. A.B'nin eli kolu bağlandı... İçlerinden bir babayiğit de çıkıp, "otur oğlum (Rum) sen yerine. Biz senden önce söz vermiştik. Kıbrıslı Türkler ile olan uluslararası dışlamaları kaldırıyoruz" demedi, diyemedi...
Bu olay böylece küllendi.
Ta ki yine Rumlar, "Türkiye bize gümrük birliğinin hükümlerini uygulasın" (yani hava ve deniz limanlarını Rum bandıralı uçak ve gemilere de açsın) diye bastırana kadar. Böylece Rumlar, A.B zoru ile, Türkiye'nin Rum yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyetini tanımak zorunda kalacağını ummuyorlardı.
Bu oyunları da tutmadı.
Türkiye 3 Ekim 2005'de tam üyelik görüşmelerine başlarken, Kıbrıs'ı tam üyelik ile birlikte tanıyacağını (zaten tam üyeliğe ulaşıldığı durumunda aramızdaki tüm sorunlar da çözülmüş oluyor); gümrük birliği protokolünü uygulamak için de 2006 sonuna kadar zamana gereksinimi olduğunu söyledi.
Ama Türkiye o gün de limanları açmayacağını ve istese de açamayacağını (!) biliyordu (geçen hafta yapılan sözlü önerinin iç politikada yarattığı çalkantıyı gördünüz değil mi ?).
O nedenle 2006 sonu gelip de 3 Ekimde verilen söz tutulmayınca, Türkiye'nin cezalandırılması çok, ama çok normaldir. Başka bir şey zaten beklenemezdi. Ama Türkiye (aslında AKP yönetimi) bu süreçte, gerçekten iyi direnerek, esnek öneriler getirerek, olayları izlemek yerine akışını eline alarak, ... Ocak ayında KKTC'ye uygulanan uluslararası dışlamanın fiili olarak kalkması sözünü de almıştır. Şimdi bekleyip göreceğiz: İlki, şu ana kadar Türkiye'ye gerçek bir dost gibi davranan dönem başkanı Finlandiya'nın, başkanlık süresi bitmesine birkaç hafta kalmasına karşın, son bir jest ile bazı başlıklarda fiili görüşmeleri başlatıp başlatmayacağıdır.
İkincisi, gelecek dönem başkanı Almanya'nın, gerçekten de KKTC'ye uygulanan uluslararası dışlamanın kalkması sözünü Ocak ayında izleyip izlemeyeceğidir. Sonuncusu da Kıbrıslı Rumların, Ocak ayında bir kere daha veto yetkilerini kullanıp kullanmayacaklarıdır.
Ertuğ Yaşar;
Ankara 13.12.2006
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|