|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba 11:25
|
Yazarlar
|
Mahalle yok ki, mahalle baskısı olsun
Bende hiç mahalle baskısı yok ama, karımın baskısı var... Sağlıklı olsaydı, annemin de baskısını hissederdim. Babam sağ olsaydı, mutlaka bir baskısı olurdu. Allah'tan teyzemlerle aynı mahallede hatta aynı şehirde değiliz...
Ülkenin herhangi bir şehrinde yaşayan size yapmak isteyip de yapamayacaklarınızı kim engeller desek, belirleyeceğiniz ilk engelci kim veya kimler olur?
Benim için, sağlıklı olsaydı annem, sağ olsaydı babam olur...
Listenin başında annem ile babam yer alır...
Onlarla aynı mahallede oturmuyoruz; hatta aynı şehirde bile değiliz...
Sonra...
Bazı akrabalarım...
Aşırı dindar teyzemler...
İnsanların 'poposunun kalkıp kalkmadığıyla' fazlasıyla ilgilenen dayımlar...
Ama akrabalarımla da aynı mahallede oturmuyorum...
Bazı arkadaşlarım...
Mahalledeki diğer insanlar, komşularım, benim için 'vız gelir tırıs gider'...
Bunları cıvıklık olsun diye değil, bir gerçeğin kalın çizgilerle altını çizmek için yazıyorum.
Şerif Mardin, sosyal bilimlerin saygın bir profesörü.
Medyada yer aldığı şekliyle kendi icadı olan MAHALLE BASKISI kavramına karşı çıkıyor zaten...
Bu kavramın içini doldurmalıyız diyor.
Kendisinin, kendi icat ettiği kavramın altını dolduramadığını bildiriyor...
Durumumuzu tanımlayacak iyi bir kavram bulduk, bunun altını dolduralım, benim amacım...
Belki adını yanlış koyduk...
Mahalle baskısı denince bana 'sadece adıyla' hiçbir şeyi tanımlamıyor çünkü mahallenin bir birim olarak üzerimde hiç bir belirleyiciliği yok.
10 yaşıma kadar yaşadığım dünya ve 'evin önünde komşularıyla oturan' annemlerin zamanı söz konusu olsaydı, bu kavram üzerimizdeki baskıyı tarif etmek için ideal olabilirdi.
Ama yıl, 1970'ler değil...
Evet, mahalle baskısının fazlasıyla hissedileceği lokasyonlar bulunabilir.
Abartıyorum: Fatih Çarşamba, böyle bir yerdir. Hemen hepsi şalvarlı - sakallı - cüppeli erkek, kara çarşaflı kadın olan nüfus alanında, onlardan farklı olanlar için bir mahalle baskısından söz edilebilir...
Ama, bunlar bu ülke için istisna değil midir?
Peki, bizim üzerimizde baskı oluşturan, 'yapsak mı yapmasak mı' ikilemini yaşatan içimizdeki o 'baskı sesi' kimden gelmektedir?
Psikanalizin kurucusu Freud'un kavramsallaştırmasıyla süper ego mu?
Freud, kişiliği üç ana parçadan oluşturur: İd, ego, süper ego...
Süper ego, tüm yaşam süreci boyunca içimize yerleşmiş 'başkaları ne der' kaygısının içselleşmiş halidir...
İd ve ego, ne kadar bencil, nobran, kimseyi takmaz ise süper ego da o kadar 'takıcı, endişeli ve başkaları ne derci'dir...
Hemen hepimiz, kendi kendimizle başbaşa kalıp içimizdeki sesleri dinlediğimiz anlarda, süper egolarımızın sesini duyarız:
Annen ne der senin bu yaptığına?
Ya eski sevgilin?
Ya kocan duyarsa...
Mahalle'nin bir birim olarak birey hayatında hemen hiç olmadığı bu dönemde içimizdeki 'başkaları ne der' sesini kim yaratmıştır?
Bu ses'e mahalle baskısı demek yerine, 'bizimkiler ne der baskısı' desek, durumu daha iyi tarif etmiş olmaz mıyız?
NEVZAT BASIM
Sıra dinlemeyen 'yarma', sen de öyle. Dikmiş gözünü güzel kadına, rahatsız eden moron; kendini hiç iyi hissetme... Kendinizi salak hissetmeniz için elimizden geleni yapacağız.
Bu soruya yanıt vermeden önce çok cesur bir soru soracağım:
KÜSTÜRMEYİ GÖZE ALMAYACAK MISINIZ? NE ZAMAN? Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı dönemini bile 'mumla arayacak' hale gelmek üzereyiz...
İSTER İNANIN İSTER İNANANMAYIN...
Maalesef, Tayyip Erdoğan ve eşi. Abartarak yazıyorum ama bir gerçeği karikatürize etmek için. Peki Deniz Baykal ve eşi 'makbul dindar' olamaz mı?
DOĞU PERİNÇEK VE ARKADAŞLARI, ŞİMDİ KENDİ YAZDIKLARI SENARYOLARIN KURBANI OLUYORLAR
|