|
|
22 Aralık 2006 Cuma 13:27
|
Yazarlar
|
Tulumbaya Su Verelim mi?
Sanırım ancak benim gibi kırk yaşının üzerinde olanlar, eskiden hemen her evin bahçesinde bulunun su tulumbalarını anımsayacaklardır.
Çocukken heroyunumuzdan sonra zevkle koşarak soğuk sularından içtiğimiz o sevimli tulumbalar... Artık yaşamımızdan tamamen silinen su tulumbalarını anımsamamızın nedeni, Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener'in bir sözü idi:
Tulumbadan su getirecek firmalar ekonomiye kazandırılacak ! Abdüllatif bey, Meclis Plan ve Bütçe komisyonunda Anadolu Yaklaşımı ile ilgili bir sunuş yapmış. Sayın bakanımızın konuşmasını bir tümcede özetleyebiliriz: "Anadolu Yaklaşımı, tulumbaya az bir su koyduğunuz zaman tulumbadan su getirecek firmaların, ekonomiye kazandırılması için düşündüğümüz bir girişimdir".
Ne kadar güzel bir tanımlama değil mi ?
Su tulumbalarının nasıl çalıştığını bilenler anımsayacaklardır.
Tulumbanın kolundan tutup aşağı yukarı çalıştırmaya başladığınız zaman hemen su gelmeyebilir. Hele tulumba uzun zaman kullanılmadıysa, kesinkes su alamazsınız. Eğer tulumbanın takılı olduğu kuyudan su çekmek isterseniz, mutlaka tulumbaya bir miktar su dökmek gerekir. Yani örneğin bir litre su dökersiniz, ondan sonra tulumba size kova kova su verir...
Peki Anadolu Yaklaşımı da böyle mi ? Yani finans olarak zor durumda olan bazı küçük ve orta ölçekli firmalara, bir miktar para koysak; bu firmaların borçlarını yeniden yapılandırsak, aynı tulumbaya su koyma örneğinde olduğu gibi, bu firmalardan ekonomiye yarar sağlayabilir miyiz ? İlk bakışta "olabilir, neden olmasın ? " dedirten bir yaklaşım. Her yeri "kader kurbanı" ile dolu ve kader kurbanlarına bir şans daha vermeye alışmış bir ülkeye çok yakışan bir durum !
Ama bu satırların yazarı, kesinkes bu tür bir uygulamanın ekonomiye hiçbir katkı sağlamayacağını düşünmektedir.
Daha önce örneğini yaşadık, 2002 ile 2005 yılları arasında İstanbul Yaklaşımı ile büyük ölçekli firmalara bu olanak sağlandı. Bankalara borcu olan, ama bu borçları var olan yapı ile ödeyemeyen firmalara, borçlarını yeniden yapılandırma olanağı verildi.
Amaç, ekonomiye hem katma değer, hem de istihdam katkısı olan, ama 1999 - 2001 krizleri ile sallanan firmalara, bir "hayat öpücüğü" vermekti. Ayrıca alacaklı bankalar, borçları yapılandırılacak firmaların, yapılandırma sonrasında (yani tulumbaya su konduktan sonra) yaşayacaklarına da inanmalıydılar. Anadolu Yaklaşımında da kıstas bu olacaktır. Zaten o nedenle tulumbaya su koymaktan söz edilmektedir. Bankalarımız ise, Anadolu Yaklaşımına giren tahsil edemedikleri alacakları için karşılık ayırmak zorunda kalmayacakları için, bu uygulamaya sıcak bakacaklardır.
Ortada dolaşan sayılara inanırsak;
- Anadolu Yaklaşımından 40 ile 70 bin arasında KOBİ yararlanacakmış;
- Bu KOBİ'lerin toplam banka borcunun 1,2 milyar dolar olduğu hesaplanmış;
- 1,2 milyar dolarlık banka borcunun çoğunluğu Halk Bankasına imiş;
- Bankalara kredilerini ödeyemeyen KOBİ'ler, sadece banka borçlarının değil, ayrıca vergi ve SSK borçlarının da yeniden yapılandırılmasını istiyorlar. Ama IMF bu isteğe nasıl yaklaşır burası bilinmiyor... ... Çift seçim yılı olan 2007 öncesinde Hükümetin bu tür bir uygulama getirmek istemesini anlayabiliyoruz. Ama bu isteğe anlayışla karşılayamayız ! Çünkü liberal ekonominin en önemli ilk kuralı pazarlara serbest giriş (free entry) ise, ikinci en önemli kuralı da serbest çıkıştır (free exit). Yani firmaların iflasına / pazardan çıkmasına izin vereceksiniz... Yapamayan, beceremeyen, kazanç elde edemeyen, çarkını döndüremeyen ... firma, ne olursa, kim olursa, ne yaparsa yapsın, pazardan çıkmalıdır. Çıkmalıdır ki, işini iyi yapanlar da zarar görmesinler. İşini iyi yapmanın ödülünü alsınlar...
Eğer başarısız firmaları, herhangi bir gerekçe ile pazarda tutmayı sürdürürsek, aslında başarılı olan firmaların yaşama şansını azaltırız. Çünkü yapay destek ile yaşatılan firma, fiyat kırarak, taksitli satış yaparak, kaliteden ödün vererek, satış sonrası hizmeti aksatarak ya da hiç vermeyerek, ... pazar payı almaya ve satışlarını kısa dönemde sürdürmeye çalışacaktır. Bu tür bir strateji de aslında sağlıklı olan firmaların bile sıkıntıya girmesine neden olabilir.
Ertuğ Yaşar;
İzmir - İstanbul 22.12.2006
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İnanmayın, polisten kimliğini isteyin diye de ekliyor. Cerrah, hiç SİVİL OLMAMIŞ, belli...
Ben, Galatasaray taraftarıyım. Ama böyle bir Galatasaray'ın değil.
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
|