|
|
26 Eylül 2008 Cuma 10:21
|
Yazarlar
|
Bu gece ölümü düşünmek mi sevaptır, bu hayatın güzelliklerini mi?
Geçmişin algılayış biçimlerini sürdürmek, dinimize özgü bir zorunluluk olabilir mi?
Dinimiz ile ilgili tartışmaya dün kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bugün, dinimizce kutsal bir gün olması, tartışmanın devamı için uygun bir zemin oluşturuyor.
Dün, cenaze namazında, erkeklerle birlikte ve türbansız olarak saf tutmuş bir CHP milletvekilini alkışlamış; bazı okurların 'siz dinden anlamıyorsunuz' eleştirisine maruz kalmıştık.
Eleştiriler tabii ki daha ağır bir dille yapılıyordu; ama ben özetini yumuşatmayı tercih ediyorum.
Bazıları da şunu soruyordu: Sen din adına fevta vermeye yetkili bir alim misin; kendini öyle mi sanıyorsun?
Sizce bu anlamlı bir soru mu?
Herkes, kendi adına, dinini istediği gibi algılama özgürlüğüne sahip değil midir?
Siz de kendinize Müslüman diyorsunuz; ben de...
Benim kendi adıma, dinimi yorumlama özgürlük alanım var ve Türkiye'de din tartışmasına girmeyen çok geniş bir kitle, benim gibi düşünüyor...
Din tartışması yapmak için illa ilahiyatçı olmamız gerekmiyor...
Bir başka grup, İslam'ın sahibi kendileriymiş gibi üst perdeden yazıyor... Kendileri gibi olmayanlara hakaret eden de bu grup.
Tekrar altını çizmek istiyorum: Ben de kendime Müslüman diyorum; o da...
Ben Müslümanım ve dinimi de böyle algılıyorum. Sizin algılama şeklinizin bu ülkede 'belirleyici' olmasını da istemiyorum. Sizin tarif ettiğiniz Müslümanlık, benim için akıl dışı ve din dışı...
Yani: Bu dinin sahibi sen değilsin kardeşim...
Ben, kadın ve erkeğin bir cami içerisinde saf tutup namaz kılabildiği bir Türkiye'yi özlüyorum; sen başka bir Türkiye'yi...
Allah aşkına, kızlarımızla birlikte camiye gidip yan yana bayram namazı kılabilmemizin önünde hangi engel var?
Yüzyıllarca aynı şeyleri yaptık diye, şu mübarek günde ölümü hatırlayıp gözyaşlarına boğulmak mıdır doğru olan?
Allah deyince hep ölüm korkusuyla içimiz titremeli; hep kul olduğumuzu hatırlayıp kendimizi küçümsemeli miyiz?
Bu mudur Allah'ın bize emrettiği algılayış biçimi?
Yaratılmış olmanın sevincini duyarak da kutlayamaz mıyız bu geceyi?
NEVZAT BASIM
NOT:
İçeriği hakaret olmayan bir okur yorumunu bir önceki yazımın altına almıştık.
Okurumuz, 'sizin gibiler seslerini o kadar çok duyuruyor; medyayı kullanarak dinimizi kendi istedikleri gibi şekillendirmek istiyor ki, çekin elinizi' tarzında bir not düşmüştü.
Sizce bu saptama ne kadar doğru?
Türkiye'de, dinimizi tanımlayanların büyük bir çoğunluğu, bizim gibi düşünmeyenlerden oluşuyor.
İslam'ın Türkiye'deki referans kişilerine bir bakın lütfen: Dinimiz adına konuşanların hepsi, yukarıda o notu düşen okurumuz gibi düşünenler değil mi?
Bizim gibi düşünenler, 'Ben de Müslümanım ve senin gibi düşünmüyor, inanmıyorum' deme cesaretiyle ortaya çıkamıyor.
Çoğunlukta olduğumuz halde azınlıkta kalan, sesi çıkmayan aslında biz değil miyiz?
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|