|
|
26 Aralık 2006 Salı 10:00
|
Yazarlar
|
Faiz İndirimi O İşe de Yarar
Siz bu satırları okurken, Asgari Ücret Belirleme Komisyonu bu yılki üçüncü toplantısını yapıyor olacak.
Toplantının amacı, 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren geçerli olacak asgari ücreti belirlemektir.
Asgari ücret yıllardır Türkiye'de çok ciddiye alınan bir ekonomik göstergedir. Geçmiş yıllarda asgari ücreti belirlenirken çok daha büyük gürültüler kopar; tartışmalar yapılırdı. Şimdilerde bu iş biraz gevşedi. Sanırız bunda en önemli etmen, enflasyon oranının tek rakamlı sayılara düşmesidir.
Biz kişi olarak liberal ekonomiye sonuna kadar inanıyoruz. Bu nedenle, dünyada bundan yıllar önce başlamış (ve o zamanlar da işçi sınıfının haklarının korunmasına çok katkı sağlamış) asgari ücret uygulamasının, artık modası geçmiş ve gereksiz bir düzenleme olduğunu düşünüyoruz.
Hem dünyada, hem de Türkiye'de artık bu türlü kamusal düzenlemelerle piyasayı oluşturamıyorsunuz. Evet, 1970'ler ve hatta belki de 1980'lerde asgari ücret gerekli ve yararlı bir kavramdı. Ama 2000'ler gibi küreselleşmenin başını alıp gittiği bir ortamda asgari ücret artık çok demode bir uygulamadır.
Çalışanın alacağı ücretin piyasanın arz ve talep durumuna göre belirlenmesi, resmi bir asgari ücret belirlemesinden çok daha yararlıdır.
Resmi asgari ücretin hemen yanında, bir piyasa gerçeği olarak, "piyasa asgari ücreti" de vardır. Yani örneğin resmi asgari ücret 100 lira ise, belki Türkiye'nin bir doğu ilinde (hadi Van diyelim) aslında 50 liraya çalışmaya razı ve 50 liraya da çok severek çalışmak isteyecek geniş bir kitle olabilir. Tersi de geçerlidir. Yani resmi asgari ücret 100 lira iken, belki siz İstanbul'un merkezinde öldür Allah 150 liradan ucuza çalıştıracak kimse bulamazsınız. Bunlar örnektir, ama gerçeğe çok yakın örneklerdir.
Eğer gerçekten piyasa ya da piyasa asgari ücreti böyle ise, neden dışarıdan bir (kamu) müdahalesi ile işleri daha da içinden çıkılmaz duruma getiriyoruz ? Artık çoğumuz reel faizin kamu müdahalesi ile indirilemeyeceğini biliyoruz. Peki neden emek piyasalarına kamu müdahalesinin işe yaradığını düşünüyoruz ki ? Örneklerimizle sürdürelim:
a) Van'daki arkadaşımız, 50 liraya severek çalışmaya hazır; çok da işe gereksinimi var. Ama resmi asgari ücret 100 lira diye hiçbir girişimci Van'da yatırım yapmıyor; yani iş yok ! Hal bu ki resmi bir asgari ücret olmasa, bugün emek maliyeti nedeni ile Türkiye'de üretilemeyen bazı işler yurtdışına kaçmayabilecek ve Van'da üretilebilecektir.
b) İstanbul'da da girişimcinin birilerini çalıştırmaya gereksinimi var. Ama kimse 150 liradan aşağı çalışmak istemiyor. Girişimci ile çalışan kayıt dışı çalışma üzerinde anlaşıyorlar ve ikisi de istediğini alıyor. Yani çalışan 150 lirasını alıyor; girişimci de brüt maliyeti 150 liraya geldiği için istihdamı sürdürebiliyor. Burada kaybeden kısa dönemde Devlet; uzun dönemde de çalışan oluyor.
... Bu yazdıklarımız bir kesime ve özellikle de sendikacı arkadaşlara çok ters gelebilir. İlk bakışta haklıdırlar da ! Ama Türkiye iş yaşamının asıl sıkıntılarından biri de sendikacılığın sadece "ücret pazarlığı" üzerine oturması değil midir ?
Siz kamusal olarak ne tür bir düzenleme yaparsanız yapın, piyasanın görünmez eli durmayacak ve çalışacaktır. Kamusal müdahale ve zamlarla ülkede gelir dağılımını değiştiremezsiniz; bir kesimin refah düzeyini artıramazsınız. Eğer resmi asgari ücreti piyasa asgari ücretinden çok yüksek belirlerseniz, iki şey olur:
a) bazı sektörler orta dönemde Türkiye'den kaçarlar. Yani ya üretimler daha ucuz el emeği olan ülkelere taşınır; ya da görece daha ucuz mal üreten ülkelerden dışalım hızlanır;
b) brüt işgücü maliyetine katlanamayan girişimciler kayıtdışı istihdama yönelirler. Bu sonuçların ikisi de istenen durumlar değildir.
Eğer kamu yönetimi Türkiye'de gelir dağılımını daha adil duruma getirmek; memur ve işçi sınıfının toplam gelirden aldığı payı artırmak istiyorsa, bunun yolu maaş ya da asgari ücret zammı yapmak değildir ! Bunun en etkin yolu, ödenen reel faizi düşürerek sağlıklı bir vergi politikası oluşturmaktır. Gerisi havanda su dövülen geyik muhabbetidir !
Ertuğ Yaşar;
İzmir - İstanbul 22.12.2006
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|