|
|
05 Ocak 2007 Cuma 10:09
|
Yazarlar
|
Makinelerin Çalışma Sesi
Oğuz Başkanın sesi telefonda çok neşeli idi (Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı’yı kastediyorum). Pazartesi günü (yani 1 Ocakta), karşılıklı yeni yıl ve bayram kutlaması yapmak için telefonda konuşuyorduk.
Alışılageldik kutlama sözlerinden sonra Oğuz Başkanın coşkusunun nedenini anladım. Aralık ayında dışsatım yine bir rekor kırmıştı: Aylık 8,7 milyar dolar...
Telefonu kapatınca yüzümün güldüğünü gören eşim takıldı, “hayrola ne var ? Neden böyle keyiflendin ? ”
Eşim ekonomi ile yakından ilgilenmez. Ama Oğuz Başkanın coşkusu bana da geçmiş olmalı ki hemen eşimle bu tarihi dışsatım başarısını paylaştım: “1986 yılında, yani bugünden sadece yirmi yıl önce, yıllık dışsatımınız hepi topu 7,5 milyar dolarmış. Ama şimdi sadece bir ayda 8,7 milyar dolar dışsatım gerçekleştirdik. İşte Türkiye’nin değişimi bu” diye kısaca açıkladım.
Eşim anladı.
Çünkü Bayram nedeni ile sürekli Tuzla’daki evimizden çıkıp sağa sola ziyaretlere giderken Pendik E5 ve TEM bağlantısı üzerinde dizi dizi, sıra sıra TIR’lar görüyorduk. Ben diyeyim beş kilometre, siz deyin on kilometre. Bayram sabahı bile dinlemeden kutu kutu kamyonlar sıra bekliyorlardı.
RODER’in Pendik RO-RO limanından gemiye binip İtalya’ya ulaşmak için...
Bir anda içim buruldu.
On üç yıldır ben de sanayinin, üretimin, işçilerin, makinelerin, dışsatımın ... içinde yaşamıştım. O kamyonların içindeki malların az bir kısmında her zaman benim de emeğim ve alın terim olmuştu. Ama iki hafta önce bu sona erdi. Çünkü iş değiştirmiştim.
Artık geleneksel imalat sanayinde ve dışsatımda çalışmıyordum...
Belki hala uzun yıllara dayanan emeklerimin sonucu süren iş bağlantıları o kamyonların bazılarının içindeydi. Ama işte o kadar !
“Olur mu öyle şey ! ” diye çıkıştı bana Oğuz (Satıcı), bir sonraki konuşmamızda; bu duygularım onunla paylaşınca. “Senin sanayide ve ihracatta emeklerin hiç sona ermeyecek... ”
...
O da bana moral vermek için söylemişti bu sözleri, biliyordum. Ama Türkiye’nin ve özellikle Türk sanayinin geçirmekte olduğu “transformasyon” (ya da Türkçesi ile yapısal dönüşüm diyelim), piyasanın görünmez elini çalıştırmıştı.
Türkiye’nin en az beş yıldır izlediği makro ekonomik politikalar nedeni ile uluslararası rekabet gücü her gün azalan Türk sanayi, artık benim gibi bir profesyonel çalışanı besleyecek kazancı yaratamıyordu.
Sistem beni kusmuştu !
Gerçekten de her zaman gördüklerimizle yetinmeyelim; görülenlerin arkasındaki gerçeklere bakalım. Arkadaki gerçekler her zaman sevinç verici ve güzel olmayabilir.
Evet, Türkiye dışsatımı son beş yıldır dur durak bilmeden artıyor. Peki acaba bu dışsatım artışı zenginlik ve kazanç yaratıyor mu ?
Ben bundan ciddi anlamda kuşkuluyum...
Yani Türkiye’nin ne yazık ki, izlenen yüksek reel faiz, düşük kur politikası nedeni ile, sürekli sanayisizleşmeye doğru gittiğini görüyorum. Ya da geleneksel sanayinin bu politika ile iğdiş edildiğini; dişlerinin söküldüğünü görüyorum.
Yanılmayı o kadar isterim ki !
Ama korkarım yanılmıyorum...
Gerçi ekonomik büyümenin, bazı eski tüfek ekonomistler gibi, sadece sanayileşme ve üretim ile sağlanmayacağına artık tamamen ikna oldum.
Ama ... yine de insan, özellikle benim gibi uzun süre imalat sanayinde çalışmışsa, ekonomik büyümeyi hani nerede ise hep makinelerin çalışma sesinde arıyor...
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 05.01.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|