|
|
18 Ocak 2007 Perşembe 14:37
|
Yazarlar
|
Doğu Nasıl kalkınır?
Dün İtalya’dan gelen bir haber, benim gibi sporu seven bir Türkü sevindirdi: 2011 yılı Kış Üniversite Oyunlarının Erzurum’da yapılmasına karar verildi.
Işık Doğudan Yükselecek
Bazı dikkatli okuyucular anımsayacaktır, geçen yıl da Yaz Üniversite Oyunları İzmir’de yapılmıştı. Bu oyunlar için İzmir’de ciddi altyapı ve konaklama yatırımları gerçekleştirilmişti.
İşte şimdi aynı tür yatırımlar, 2011 için Erzurum’da yapılacak. Bu oyunlar sayesinde Erzurum’a 200 milyon doları aşan bir yatırım yapılacağı konuşuluyor.
...
Türkiye’nin cumhuriyet tarihindeki en önemli sosyal sorunu nedir desem, sanırım çoğunuz “ektik kökenli ayrımcılık sorunu” dersiniz değil mi ?
Evet, ne yazık ki öyle !
Nerede ise Cumhuriyetin ilk kurulduğu günden bu yana Doğu ve Güneydoğu sorunu Türkiye’nin her zaman gündeminde olmuştur.
Kimileri bu sorunu hep ekonomik kalkınmaya bağlarlar. Yani “eğer Türkiye’nin doğusu da batısı kadar zengin (müreffeh – refah içinde – kalkınmış) olsa, bu sorun olmazdı” tezini savunurlar.
Biz pek o görüşte değiliz. Evet, ekonomik kalkınmışlık da ciddi bir nedendir. Ama ülkemizin doğusunda “herkese iş ve aş versek” de bizce bu iş yine de çözülmezdi !
Eğer ekonomik kalkınmışlık etnik ve dini ayrımcılık isteğini engelliyor olsaydı, önce İspanya’nın BASK bölgesinde, sonra da Kuzey İrlanda’da engellerdi...
Ama yine de varsayalım ki ekonomik kalkınma, her türlü ayrımcılık isteğini azaltıcı etki yaratıyor. Peki gerçekten de Türkiye’nin doğusu hızla kalkınabilir mi ?
Bizce yıllardır uygulanan yönetim anlayışı ile kesinkes kalkınamaz !
İşte somut örneği ortada: Sanırız 49 az gelişmiş ile sağlanan yatırım desteği yasası çıktığından bu yana iki yıl geçmiştir değil mi ?
Birkaç (gerçekten de bir elin parmaklarından az) ilden başka – ki bu iller de Düzce gibi, Uşak gibi, ... hep batıya yakın bölgelerdeki illerdir – bu yasadan yararlanarak ciddi anlamda yatırım çeken ilimiz oldu mu ?
...
Doğunun kalkınması için dile getirilen bir başka girişim de, o illerde kış spor merkezleri kurmaktır. Yani kayak sporunun yapılacağı pistler yapılacak; otel ve diğer konaklama tesisleri hizmete sunulacak.
En son geçen hafta Tatvan ve Van’da iki kayak merkezi daha açıldı. Çok iyi ve çok yerinde iki adım. Ama o kadar küçük adımlar ki !
Türkiye’nin doğrusunda kayak merkezlerinin profesyonel anlamda (yani iç ve dış turistleri çekecek biçimde) kurulmaya başlaması sanırım en fazla on yıl öncesine gider. O zamanlar “Doğuyu İsviçre Alpleri gibi yapacağız” sözlerini o kadar sık duymuştum ki, bir kayak tutkunu olarak bu yerleri görmek istemiştim.
Erzurum Paladöken ve Kayseri Erciyes tesislerini de gördüm (batıda yer alan Bursa Uludağ, Bolu Kartalkaya, Kocaeli Kartepe tesislerini de zaten biliyordum) . Bu arada şansım oldu, Avrupa’nın, Courchevel, Saint Moritz, Meribel, St Anton gibi ... bilinen bazı kayak merkezlerini de gördüm.
Sözü dolandırmadan söyleyeyim: Biz (hem doğumuzla, hem de batımızla) Avrupa kayak tesislerinin en az elli yıl gerisindeyiz ! Ve işin daha da kötüsü, varolan işletmecilik mantığımızla bu fark her yıl daha da açılıyor...
Aslında ilk bakışta, Türkiye’nin doğusu gerçekten kış sporları için iyi bir potansiyel sunmaktadırlar. Örneğin kayak pistlerine, havaalanından en fazla yarım saatlik bir otomobil yolculuğu ile varabilirsiniz. Ya da kış oldukça uzundur; genelde de hep kar olur.
Ama işte sadece bu kadar !
Çünkü bizim doğu illerinin kışı ve soğuğu çok çok serttir (o kadar doğuda olmamasına karşın Bolu Kartalkaya’nın havası bile çok serttir). Bırakın dışarıda kalıp en az dört beş saat kayak yapmayı, ne kadar iyi donanımlı olursanız olun o kuru soğuğa bir saat bile dayanamazsınız !
İşte bu yıl da buna bir örnek. Batıda bizler bahar havası yaşıyoruz. Hal bu ki Türkiye’nin doğusu tam anlamı ile DONUYOR...
Üstelik bu merkezlere sadece uçak ile ulaşabilirsiniz. Uçak bağlantısı (o da varsa ve hava koşulları nedeni ile yapılabilirse) günde en fazla bir tanedir.
Kışın kayak yapılması için tasarlanan bölgede yazın yapacak bir şey yoktur. Hal bu ki Avrupa’da yazın da bu tesislerde dağ yürüyüşü, dağ bisikleti yapılır; ve hatta golf oynanır. Üstelik Avrupa insanı bizim insanımız gibi yürüyüşe ve bisiklete ilgisiz de değildir. Zaten çok uzun tatil olanakları da olduğu için (örneğin bir Fransız çalışanın yılda beş ya da altı hafta tatili vardır), bu tatillerden bazılarını yazın bile dağda geçirirler.
...
Bu satırları okuduktan sonra, Türkiye’nin doğusunun kayak merkezleri kurularak kalkınması konusunda olumsuz düşündüğümüzü sanmayın sakın !
Tam tersine...
Ama her atılan adımın ne kadar etki yapacağını bilirsek, kanımızca çok daha hızlı yol alabiliriz.
Ertuğ Yaşar;
İstanbul 18.01.2007
ertug@yasar.nom.tr
www.ertugyasar.com
İçimize sinmiş bu, 'hayata Türk gibi bakma, seni bir aptal sanırlar' durumu...
Yakıp yıkıcılar; öfke kusucular onlar...
Bizi 'çaresiz' bırakıyorsunuz arkadaşlar ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SİYASİ PARTİSİ, KARARSIZLAR PARTİSİDİR: Vatandaş Nevzat Basım yerel seçimlerde nasıl oy verecek?
İNSANIN ONLARI EKRANDA DİNLERKEN, 'NE BAĞIRIYORSUN YA' DİYESİ GELİYOR. 'NE BAĞIRIYORSUN; NEYE BAĞIRIYORSUN; TEK VATANSEVER SEN MİSİN SANIYORSUN?'
BENİM YAŞADIĞIM KREDİ KARTI SORUNUNU SİZ DE YAŞAMIŞ OLABİLİRSİNİZ: Bayram alışverişini kredi kartıyla yapanların başına geldi mi bilmiyorum; ama benim geldi...
|