GÜNDEM

Devlet Bahçeli'den Babacan ve Davutoğlu'na sert sözler

MHP lideri Devlet Bahçeli, gündemdeki gelişmelerle ilgili olarak yazılı açıklama yaptı.

Gündemi değerlendiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu hakkında sert açıklamalar yaptı. Bahçeli "Ali Babacan’ın ekonomide felaket tellallığı yapması küresel tefecilerin, IMF’ci bir kafanın, teslimiyetçi bir zihniyetin sipariş eleştirileridir." sözleriyle çok sert tepki gösterdi.

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu'nun Diyarbakır konuşmasına tepki gösteren MHP lideri Bahçeli ,"Marksist literatürü ortaokulda öğrenmiş kerameti kendinden menkul Serok Ahmet’in Diyarbakır’da PKK üslubuyla konuşması, sözde Kürt sorununu yeniden diline dolayıp anadilde eğitimden bahsetmesi emperyalist tutsaklığın ulaştığı hazin düzeyi göstermesi bakımından skandal bir örnektir." ifadelerini kullandı.

"Bunun yanında Ali Babacan’ın ekonomide felaket tellallığı yapması küresel tefecilerin, IMF’ci bir kafanın, teslimiyetçi bir zihniyetin sipariş eleştirileridir." diyen Bahçeli "Bunlara inanacak, itibar edecek hiç kimse yoktur. CHP’nin çatısı altında kendilerine ikbal arayanların zillete düşmeleri acziyettir, teslimiyettir, melanettir. Serok’un sözde Kürt sorununa vurgu yapması, CHP’nin bölücü bir kisveye bürünüp sözde Kürt sorunuyla ilgili rapor hazırlığı içinde olması içimizdeki devşirilmiş siyaset artıklarını teşhir etmiştir." görüşünü savundu.

MHP lideri Bahçeli, Mısır'la anlaşma masasına oturan Yunanistan'a çok sert tepki gösterdi. Bahçeli, "Türkiye’yle Almanya’da müzakere masasına oturan Yunanistan’ın, Mısır’la geçersiz ve yok hükmünde bir anlaşma imzalaması ahlaksız bir tertiptir" dedi. Erken seçim tartışmalarına da değinen Bahçeli, "Erken seçim tartışmaları mahsurludur, sinsi ve sivri bir amaca matuftur" diye konuştu.

Devlet Bahçeli'nin yazılı açıklamasının tamamı şöyle:

Son dönemlerde Türkiye’ye direkt tesir eden iç ve dış sorun alanlarının ivme kazandığı, bununla birlikte içerik ve istikametinde tehlikeli değişimler yaşandığı gözlenmektedir. Üstelik küresel ve bölgesel tansiyondaki artış kaygı verici seviyededir.

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaşanan feci patlama hem söz konusu ülke siyasetini hem de bölgesel dinamikleri olumsuz yönde etkilemiştir.

158 insanın öldüğü ve sayıları 6 bine yaklaşan insanın yaralandığı Beyrut Limanı’ndaki menfur patlama son dönemlerin en ağır felaketlerinden birisi olmuştur.

Lübnan’daki patlamanın bir sabotaj mı yoksa bir ihmal mi olduğu yapılan araştırma ve analizlerin hitamında netleşecektir. Bu kadar vahim bir olayla pençeleşen Lübnan’ın adeta bir yerlerden düğmeye basılmışçasına karışması, halkın sokağa dökülüp hükümetin istifasına kadar ulaşan zincirleme krizlere maruz kalması vaka-i adiyeden bir durum sayılamayacaktır. Lübnan’daki her sorun Suriye’yi, İran’ı, Irak’ı, Ürdün’ü, İsrail’i, Kıbrıs’ı, Türkiye’yi ve hatta dünyayı etkileme kapasitesine sahiptir.

Doğu Akdeniz’de yükselen gerilimlerin ülkemiz ve uluslararası siyaset gündeminin başköşesine yerleştiği bir dönemde Beyrut patlaması oldukça düşündürücü ve dikkat çekicidir.

Türkiye’yi Libya’dan, Suriye’den, hatta Doğu Akdeniz’den tecrit etmek için kuyruğa giren müstevli şarlatanlığın Beyrut-Ankara bağlantısını koparmak, ülkemizi içine hapsetmek amacıyla şiddet dolu bir eylem içinde olduğu vehim değil vaki bir gerçektir.  Bu bayatlamış kanlı oyunu merkezinde bozmak hedefiyle Lübnan’a giden Cumhurbaşkanı Yardımcımız ile Dışişleri Bakanımız zamanlama itibariyle çok doğru bir hamle yapmışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti; tarih, kültür ve kardeşlik bağlarının gereğini fırsatçıları perdeleyerek yerine getirmiştir. Fransa’nın saman altından su yürütme kurnazlığı ise müflis bir anlayışın, mütehakkim bir arayışın çirkin tezahürü olarak kalmaya mahkûmdur.

Beyrut Limanı’ndaki patlama 4 Ağustos 2020’de gerçekleşmiştir. Bu sırada Türkiye ile Yunanistan karşılıklı olarak mevzilenmiştir.

Ele alınması gereken bir diğer konu ise Yunanistan ile Mısır arasında Beyrut patlamasından iki gün sonra imzalanan sözde deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasıdır.

Mezkûr iki ülke tarafından sınırlandırıldığı ilan edilen deniz alanın Türk kıta sahanlığı içinde yer aldığı bariz ve berrak bir durumdur. Kaldı ki Libya’nın da deniz yetki alanlarına tecavüz edilmektedir.

Bir yanda Türkiye’yle Almanya’da müzakere masasına oturan Yunanistan’ın diğer yanda arasında deniz sınırı olmayan Mısır’la geçersiz ve yok hükmünde bir anlaşma imzalaması ahlaksız bir tertiptir.

Yunanistan düşmanca tutum sergilemektedir. Ancak Türk milletinin düşmana ne yaptığı da bilinmektedir. Yüz yıl önce Sevr’e boyun eğip kabullenmemiz için Haziran 1920’de Anadolu’yu istila emri alan kokuşmuş Yunan anlayışının bugün tekrar küresel emperyalizmin tetikçiliğine heves etmesi Ege ve Akdeniz’i her türlü ihtimale müsait ve müzahir hale getirmiştir. Türk milletinin şakası yoktur.

Ayağımızın altında dolaşanın akıbeti ezilmektir. Denizde provokasyon yapanları bekleyen makus son çırpına çırpına boğulmaktır. Kara sularımızdaki pervasızlıkların nihai sonucu batıştır, balıkların karnıdır, denizin dibidir.

Türkiye’yi Akdeniz’den çıkarmaya, Anadolu coğrafyasına kıstırmaya ve sıkıştırmaya hiçbir ülkenin gücü yetmeyecektir. Geçmişin hesabını güncelleyip üzerimize öfkeyle gelenlerin ya akılları başlarından gitmiş ya da sirtakiden dolayı bedenleri ve beyinleri uyuşmuştur.

Nasıl ki 780 bin km2’lik kara parçamızın tek bir taşından taviz vermiyorsak 460 bin km2’lik mavi vatanımızın da tek bir damlasından vazgeçmemiz söz konusu olmayacaktır.

Refakatinde savaş gemilerimizin, uçak ve helikopterlerimizin bulunduğu sismik araştırma gemimiz Oruç Reis ilhamını tarihten alarak, Akdeniz’i Türk gölüne çeviren aziz ecdadımızın rotasından yüze yüze hakkımızı ve hukukumuzu sonuna kadar müdafaa edecektir. Navtex alanı olarak belirlenen sularda Türk milletinin karşısına çıkmaya cesaret edenlerin bilmesi gereken altın kural şudur: Alemde şer bitmezse, Oğuz neslinde de er tükenmez.

Yunanistan Lozan Antlaşmasını çiğnemektedir. Yürürlükteki uluslararası antlaşmalar, bilhassa Doğu Ege Adalarının silahlandırılmasını yasaklamakta, yasal yükümlülükler getirmektedir.  Yunanistan Türkiye’nin itirazlarına rağmen uluslararası hukuk çerçevesinde ahdi taahhütlerini ve antlaşmaları hiçe sayıp Doğu Ege Adalarının silahsızlandırılmış statüsüne aykırı hareket etmektedir. 

Yunan yönetimi Meis adasından dolayı haksız ve hayasız şekilde 40 bin km2’lik deniz yetki alanı talep ederken, Türkiye’yi Akdeniz’de durdurmaya, Akdeniz’i Türkiye’ye kapatmaya kalkışmaktadır.

"Ege'de var olan statüko yeni baştan değerlendirilmelidir"

Meis adasının Türkiye’ye uzaklığı 2 km’dir. Bu adanın Yunanistan ana karasına mesafesi ise 580 km’dir. Yunanistan’ın Ege’de alçakça işgal ettiği adalardan, adacıklardan ve kayalıklardan derhal çekilmesi, adaları silah ve askerden arındırması, Akdeniz’deki tahriklerine son vermesi çok tehlikeli kapışma ve kutuplaşmaların önlenmesi açısından mecburiyettir. Ege’de var olan statüko yeni baştan değerlendirilmelidir. Türkiye ile Yunanistan arasında uzun yıllardır devamedegelen deniz sınırı sorunu, hava sahası ve kıta sahanlığı anlaşmazlıklarıyla coğrafi formasyonlardaki ihtilaflar siyaset ve diplomasinin imkanlarıyla masaya yatırılmalıdır.Yunanistan hiç kimseye güvenip de kağıttan kaplanlık yapmamalıdır.

Türk milleti korsan ve düşman niyetleri yeri gelirse nefesiyle, yeri gelirse kanıyla, canıyla bertaraf edecektir. Uluslararası hukuka uygun, komşuluk ahlakına bihakkın riayet eden anlaşma, görüşme ve mutabakatlarla kronik sorunların çözümü mümkün ve muhtemeldir.

Yunanistan derinleşen krizlerin yatışmasına, sertleşen ilişkilerin yumuşamasına hizmet yerine destek olursa bizatihi kendisi zarar görecektir.

Türkiye’nin kıta sahanlığına sırt dönmesi, mavi vatanından ödün vermesi, tehditlere tamam demesi akla ziyan bir beklentidir. Marmaris’ten Bingazi’ye çekilmiş milli hattın tartışmaya açılması, imzalanıp Birleşmiş Milletlere tescil ettirilen Münhasır Ekonomik Bölge Muhtırasından en küçük taviz istiklalimizde kara delikler açacaktır.

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif’in ibadete açılmasını bir türlü hazmedemeyen bu ülkenin tarih sayfalarındaki rezil hallerini bir kez daha gözden geçirmesi ikaz ve ihtarımızdır. Türkiye egemenlik haklarını cesaretle savunacaktır. Mısır’ın da Yunanistan ile kurduğu sarsak ilişkiyi tekrar gözden geçirmesi samimi dileğimizdir.

Ülkemiz bir ateş çemberi altındadır. Güney Kafkasya’da Ermenistan sorunu gittikçe karmaşıklaşmaktır. Belarus’da seçimlerin yapılmasına rağmen sokaklar hareketli, halkın bir kesimi dış tazyiklerin de etkisiyle toplu gösteri halindedir.

Dış politikada bunlar oluyorken Türkiye’yi Lübnan’a dönüştürme gayreti, Suriye’ye çevirme gayesi, milli birlik ve kardeşlik hukukumuzu zedeleyecek teşebbüslerde bulunma gafleti hain bir niyet olarak karşımızdadır.

Marksist literatürü ortaokulda öğrenmiş kerameti kendinden menkul Serok Ahmet’in Diyarbakır’da PKK üslubuyla konuşması, sözde Kürt sorununu yeniden diline dolayıp anadilde eğitimden bahsetmesi emperyalist tutsaklığın ulaştığı hazin düzeyi göstermesi bakımından skandal bir örnektir.

Bunun yanında Ali Babacan’ın ekonomide felaket tellallığı yapması küresel tefecilerin, IMF’ci bir kafanın, teslimiyetçi bir zihniyetin sipariş eleştirileridir.

Bunlara inanacak, itibar edecek hiç kimse yoktur. CHP’nin çatısı altında kendilerine ikbal arayanların zillete düşmeleri acziyettir, teslimiyettir, melanettir. Serok’un sözde Kürt sorununa vurgu yapması, CHP’nin bölücü bir kisveye bürünüp sözde Kürt sorunuyla ilgili rapor hazırlığı içinde olması içimizdeki devşirilmiş siyaset artıklarını teşhir etmiştir.

Terörle mücadeleye destek vermekten köşe bucak kaçınıp, şehidi şühedayı ağızlarına almaktan imtina edip Türkiye’nin büyüme, yükselme ve prangalarını kırma dirayetine kara çalanlar tek kelimeyle işbirlikçidir.

Terör örgütlerine darbe vuruldukça CHP-HDP ve marjinal partiler şoka girip şuur kaybı yaşamaktadır. Pençe operasyonları terör örgütünün korkulu rüyasıyken bunların da kabusudur.

Siyaseti karıştırmak isteyen çürüklerin ekonomik saldırılardan medet umması, Merkez Bankası’nın döviz rezervinin eridiği yalanına bel bağlaması utanç vesikasıdır.Döviz kurunun yükselişinden sevinenler bir defa zalimlerin oyuncağıdır.

Bunların kalbi milletimize yabancıdır. Türkiye tam bağımsız, milli ve üniter bir devlettir. Hakkımızı koruyamazsak milli şerefimizi de kaybedeceğimiz aleni bir hakikattir.

Cumhur İttifakı Türkiye’nin ekonomik menfaatlerini, milli birliğini, tarihsel haklarını, toplumsal huzurunu, iç barışını, bekasını, refah ve zenginliğini temine kararlı ve yeminlidir.

Geleceğin temeli Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle atılmıştır. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem özlemleri boşuna bir taleptir. Cumhuriyet’in yüzüncü yılına temel sorunlarını kökten bitirmiş bir ülke olarak ulaşmak öncelikli ve önemli hedefimizdir. Bu çerçevede erken seçim tartışmaları mahsurludur, sinsi ve sivri bir amaca matuftur.

Bilinmelidir ki, 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri 2023 yılının Haziran ayında yapılacaktır. İstiklal için birlik, istikbal için dirlik, kazanan Türkiye olacaktır.

Tarih yazan, tarih yapan büyük Türk milleti geleceğin kudret ve kuvveti mevkiine çıkacaktır.

Türkiye düşmanlarının dümen suyuna giren siyasi odaklar hedefledikleri iktidarı ancak rüyalarında göreceklerdir. Türk milleti kimin vatansever kimin vatan satan, kimin milletsever kimin millete hançer sallayan olduğunu basiretle tarif ve tefrik etmiştir.

Sözümüz söz, duruşumuz nettir, nitekim Türkiye kazanacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi bu kutlu amaca ne pahasına olursa olsun onurla ve yılmayan bir mücadele azmiyle hizmet edecektir.

Yorumlar 1 Yorum
Günün Manşetleri