SİYASET

Ahmet Davutoğlu'nun Türkiye'ye Suriye kazığı

Yazar Ahmet Kekeç, Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde Suriye ile ilgili uyguladığı yanlış politikalara değindi. Binali Yıldırım'ın Rusya ile ilgili sözlerinin Davutoğlu cephesini telaşa kaptırdığını belirten Kekeç, sergilenen ikiyüzlü tavrı ortaya koydu.

Akşam gazetesi yazarı Ahmet Kekeç, "Davutoğlu’nu kazığı" başlıklı bugünkü yazısında eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanlış Suriye politikasına değindi.

Davutoğlu’nun hükümette görev aldığı dönemde uyguladığı Suriye politikasında takındığı yanlış tavrının şimdilerde Gelecek Partisi cephesi tarafından temize çıkarılmaya çalışıldığını belirtti.

Son Başbakan Binali Yıldırım'ın Rusya ile ilgili olumlu sözlerinin Davutoğlu cephesini telaşlandırdığını belirten Kekeç, şunları yazdı;

"Şunu demeye başladılar: “Katil Esed’le mi barışacaksınız? Suriye’yle mi yakınlaşacaksınız?” Bunu derken hem bir önceki Başbakan’ın (yani Davutoğlu’nun) arkasına sığındılar, hem de bir önceki Başbakan’ın sırf bu nedenle (sırf Suriye’yle yakınlaşmaya çalıştığı için) yerinden edildiğini ima ettiler. Sonra da (onca acı yaşanmışlıktan sonra) “İran’la da görüşülebilir, Rusya’yla da görüşülebilir, Suriye’yle de görüşülebilir...” diye fetva vermeye başladılar."

İşte Kekeç’in o yazısı;

Eşsiz “Stratejik Derinlik”, her meseleyi çözmeye yetmiyormuş, gördüğünüz gibi.

Eski Başbakan (hani AB’yle “Kayseri pazarlığı” yaptığını itiraf eden ama bu itirafı yüzüne vurulmayan, “Ne ayıp... Demek ki ülkemize sığınmış mültecileri pazarlık malzemesi olarak kullanmak istiyorsun, ha!” denilmeyen Ahmet Davutoğlu), Dışişleri Bakını olduğu dönemde çok iddialıydı.

Şuna benzer laflar ediyordu: “Ben Suriye’nin her şeyini, şehrini, kasabasını, mahallesini, köyünü, dağını taşını, çeşmesini, uçan kuşunu, kısacası iç dinamiklerini bilirim...”

Bir hoca olarak, bundan, övünç payı çıkarıyordu.

Öyle ya, “hoca” dediğin (hele Suriye meselesinde müddei ise), ülkede uçan her kuşu bilecekti.

Oysa Suriye meselesi, sadece “iç dinamik”le açıklanamazdı.

Bir de “dış dinamik” diye bir şey vardı ve özellikle Suriye gibi ülkeler söz konusu olduğunda son derece belirleyiciydi.

Rusya’yı, İran’ı, Hizbullah’ı (özellikle “mezhep” etkisini) hesaba katmadan, sadece “iç dinamik” üzerinden hesap yapamazdınız.

Hele, Suriye meselesini çözmeye yeltenemezdiniz.

Sadece “sorun”u büyütürdünüz.

Nitekim öyle oldu.

Bugün Suriye, eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bir kazığı olarak duruyor ortada.

Hatırlarsanız, son Başbakan Binali Yıldırım, Rus yetkililerle temastan sonra, “Sadece Rusya’yla ilişkilere odaklanmayalım. Başka ülkelerle ilgili de gelişmeler olabilir” demişti

Bu söz üzerine “birileri” telaşlandı.

Özellikle, Davutoğlu medyasındaki bazı arkadaşlar...

Şunu demeye başladılar: “Katil Esed’le mi barışacaksınız? Suriye’yle mi yakınlaşacaksınız?”

Bunu derken hem bir önceki Başbakan’ın (yani Davutoğlu’nun) arkasına sığındılar, hem de bir önceki Başbakan’ın sırf bu nedenle (sırf Suriye’yle yakınlaşmaya çalıştığı için) yerinden edildiğini ima ettiler...

Sonra da (onca acı yaşanmışlıktan sonra) “İran’la da görüşülebilir, Rusya’yla da görüşülebilir, Suriye’yle de görüşülebilir...” diye fetva vermeye başladılar.

Bir önceki Başbakan elbette “Suriye’yle yakınlaşmanın önü açılsın” diye yerinden edilmemişti.

Gelgelelim “Reis artık kenara çekilmelidir” diyen arkadaşların bütün gayreti (ne yazık ki) Suriye’nin bu hale gelmesine katkıda bulunan dış politika tercihlerine mazeret üretmek oldu.

Bunu da yine bir önceki Başbakan’ın (kendi ifadeleriyle) “eşsiz bölge vizyonuyla” (ve dünya görgüsüyle) açıkladılar.

Denilebilirse, bir önceki Başbakan’ı yine kendileri yakmış oldu... Ya da karşılıklı birbirlerini yaktılar.

Bilemiyorum...

İkisi de aynı kapıya çıkıyor.

Sonuç şudur:

Halep (Davutoğlu’nun fütuhatçı İslamcılarına ve neo-Osmanlıcılarına göre) “arkabahçe”mizdi, bir “tık” ötemizdeydi.

Bugün “Halep” diye bir şey yok.

Suriye’de beklenen “devrim” olmadı.

Bir saat içinde Şam’a ulaşma ihtimali de kalmadı.

Sorun, “daha da büyümüş” olarak duruyor ortada.

Eşsiz “Stratejik Derinlik”ten dökülen (sızan) İslamcılık, Davutoğlu Başbakanlıktan alındıktan sonra, ilginçtir, ABD ve AB yanlısı bir “liberalizm”e dönüştü.

Hakikaten ilginç!

Yorumlar
Günün Manşetleri