Ak Parti'ye tuzak mı kuruluyor ?

İlk önce başlıktaki soruya cevap vereyim, daha sonra kurulmak istenen tuzağın ne olduğunu anlatmaya çalışayım…

Cengiz Gülaç cengizgulac@nethaber.com

    İlk önce başlıktaki soruya cevap vereyim, daha sonra kurulmak istenen tuzağın ne olduğunu anlatmaya çalışayım…         

Ak Parti’ye tuzak kurulup kurulmadığını bilmiyorum! Zaten bunu bilebilecek durumda da değilim.

            Ancak okuduklarımdan, gördüklerimden çıkardığım sonuç şu ki, Ak Parti bir tuzağın içine çekiliyor.

            İzah edeyim efendim…

            Malumunuz bu aralar İstanbul Sözleşmesi tartışmaları alevlendi. Hemen hemen herkes konuyu kendi meşrebince değerlendirdi.

            Bu arada Ayasofya kararı, en azından hayata benim gibi bakanları gururlandırdı, mutlu etti.

            Henüz Ayasofya kararının keyfini doyasıya çıkaramamışken birden bire gündemin birinci sırasına Diyanet İşleri Başkanı Alı Erbaş’ın Ayasofya’daki ilk Cuma namazında hutbede söyledikleri gelip oturdu.

            Mevzu neydi, kim ne dedi, kim neyi ima etti derken…

            Bir de baktık ki nur topu gibi bir polemiğimiz daha oluşmuş: Hilafet gelsin mi, gelmesin mi?

            Sevgili okur,

            Batı ne der diye hizalanmayı belli bir raddeden sonra kompleksin kibarca dışavurumu olarak gören birisi olarak, sicili utanç vesikalarıyla dolu Batı’nın Türkiye’nin nerelere savrulduğundan kaygılanmasını dert edinen birisi değilim.

            Ancak!

            Hatta şeddeli ancak!

            İstanbul Sözleşmesini tartışmak, çekincelerini ifade etmek herkesin hakkıdır. Kendisine demokrat süsü veren çakma faşistler mi kimin neyi, nasıl konuşacağına karar verecek?

            Ama tartışmalara bir bakın, Ak Parti sanki din düşmanıymış da bu sözleşmeye imza atmış gibi meseleyi göstermeye çalışan radikal unsurlar var. Ki, hiçbirinin Ak Parti seçmeni olmadığına yemin edemesem de kefaletimi verebilirim!

            Sözleşmeyi ilk onlar gündeme getirdi. Ki, emin olun bir tanesinin bile sözleşmeyi okuduğuna inanmıyorum. Sonra bir şekilde Ak Parti seçmeni de dini hassasiyetlerle konuya dahil oldu.

            2011 yılında Sözleşmenin imzalanmasıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan ve 2013 yılında kurulan KADEM işin içine çekilmeye çalışılıyor.

            KADEM dediğinizde akla Cumhurbaşkanının kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın geldiğini biliyoruz. Öyle bir gösteriliyor ki, sanki KADEM; dinden-imandan ilgisi olmayan, Batı özentisi, sonradan görme zengin muhafazakarların kızlarının eğlenmek için bir araya geldiği bir dernek!

            Çok değer verdiğim ve saygı duyduğum Sayın Abdurrahman Dilipak’ın son yazdığı yazıları bir okuyun. Hele “AKP’nin papatyaları” başlıklı yazısını mutlaka okuyun. Tek başına bir yazı dizisi yazacak kadar tuzaklar içeriyor. Daha sonra bu konuyu ele almayı düşünüyorum.

            Ayasofya kararının keyfini çıkaramaz olduk. Hilafet nerden çıktı? Atatürk ve laiklik ne ara gündem oldu?

            Tuzağa gelecek olursak…

            Ak Parti’nin dini hassasiyetlerini bilmeyen var mı aramızda?

            Ancak unutmayın ki Ak Parti 18 yıllık iktidarını başarılı icraatlarının yanında merkez sağ seçmenin oylarına borçlu.

            Merkez sağ seçmen din konusunda hassastır, doğrudur. Ama birilerinin ısrarla dayatmaya çalıştığı gibi radikal bir görüntüden de rahatsız olur.

            Ali Babacan bir parti kuruyor. Aslında ne dediğini çok fazla ciddiye alan yok!

            Ahmet Davutoğlu bir parti kuruyor. Aslında ne dediğini çok fazla ciddiye alan yok!

            Sonra tak gündemi anlamsız bir şekilde artan muhafazakârlaşma söylentileri meşgul ediyor.

            Yeni partiler hangi tür seçmeni avlamak istiyor?

            Daha merkezde olan, muhafazakâr ama bunun dozunun artmasını istemeyen seçmen tipi!

            Sakın bana bunun tesadüf olduğunu söylemeyin!

            Zira bir arkadaşın da dediği gibi az biraz kafam çalışıyor!

            Bu arada herkese hayırlı bayramlar dilerim…