Bir umut olarak İbrahim Kalın

Aslında bu yazı geçen hafta yayınlanacaktı. Cumhuriyet isimli paçavrayla karanlık dimağ tahrik ettiği için gecikti! Bakınız son yazım!

Cengiz Gülaç cengizgulac@nethaber.com

            Neyse, zaten gündemle çok ilgili bir konu değil…

            Önceki hafta Pazar günü CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın konuğu Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dı. İzlemeyenlere tavsiye ederim. Youtube’da programın tamamı var.

            AK Parti’nin ilk iktidar olduğu yılları hatırlıyorsunuzdur. Muhtar bile olamaz manşetlerinin atıldığı dönemlerde AK Parti’yi savunan insanların vesayet sistemine karşı kısmen ürkek itirazlarının dile getirildiği zamanlarda AK Parti genel olarak oy kaygısı çekmiyordu.

            Ne zamanki AK Parti’yi destekleyen insanların sesi daha çok çıkmaya başladı, AK Parti iktidarını sürdürse de oy kaygısı çekiyor. Haksız mıyım?

            Elbette ki siyasi tablodaki dönemsel değişikliklerin sebebi tek başına medya yapısının değişmesinden kaynaklanmıyor. FETÖ travmasından, bölgesel meselelere kadar sayısız meseleyle mücadele ediliyor. ABD Başkanı’nın alenen ikrar ettiği ekonomik saldırıya rağmen bölgesel iddiaları sürdürüp ülke içinde istikrarı sağlamak öyle göründüğü gibi kolay değil.

            Joe Biden kimlerle iş tutacakmış, 15 Temmuz hain darbesini dolaylı olarak nasıl ikrar etmiş, bugün bu konuya girmek istemiyorum. Gelmek istediğim nokta şu…

            AK Parti’nin içinde veya medyada Erdoğan’a omuz vermeye çalışan insanların samimiyetini sorgulamak hadsizliğini göstermek istemiyorum. Ancak meselelerimizi kayıkçı kavgasının ötesinde bir kaliteyle, kavramları, entelektüel arka planlarıyla ele alacak insanların sesi sanki fazla çıkmıyor.

            Olayları tarihi okumalarıyla ele alıp, Batı ve Doğu değerlerini felsefik arka planlarıyla okuyacak insanların sesinin daha gür çıkması gerekiyor. Şimdi sizlere bu okumaları yapacak entelektüel akla sahip birçok isim sayabilirim. Mesele tek tek kişiler değil. Mesele genel tablonun makul çoğunlukta bıraktığı etki, imaj…

            Çok daha geniş bir şekilde, uzun uzadıya ele almak istediğim bir konu daha var. Adına ister muhafazakâr kesim deyin, ister merkez sağ kesim deyin, fark etmez. Uzun zamandır bazı konulara ilişkin moral üstünlüğü muhafazakâr düşünce kaybetmiş durumda.

            Çevre duyarlılığı, şehircilik ve mimari kaygılar, işçi hakları, kadın meselesi, ötekine tahammül vs. gibi temel tartışma konularında muhafazakâr insanlar ahlaki üstünlüğü kaybetti veya kaybetmek üzere.

            “Kıyamet kopuyor olsa ve birinizin elinde bir fide bulunsa, kıyamet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın” hadisine muhatap olan bir kişinin çevre duyarlığının motivasyonunu hangi seküler bakış açısı sağlayabilir?

            Yarattığı kuluna “Güzel düşünüp güzel yapan” manasını yükleyen bir yaratıcının diniyle şereflenenler için şehircilik ve mimaride güzel olmayan yakışır mı?

            “İşçinin alın teri kurumadan hakkını veriniz” diyen peygamberin ümmeti işçinin hakkını savunma üstünlüğünü birilerine kaptırabilir mi?

            Veda Hutbesini okuyan birisinin kadın hakkı diye bir meselesi olur mu?

            “Arap’ın Aceme, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur” önermesinin olduğu yerde öteki diye bir kavram olabilir mi?

            Bütün bu moral değerlere rağmen herhangi bir kavram üretmeyen, iktidara destek olmakla temel değerleri savunmanın çelişmeyeceğini göremeyen bir entelektüel seviye kayıkçı kavgasının ötesine geçemediği gibi yeni neslin üzerinde de olumsuz bir etki bırakıyor maalesef.

            Günümüz dünyasında estetik değer taşımayan, ortaya herhangi bir fikir, kavram, eser koyamayan bir dünya görüşünün insanları etkilemesi mümkün değil. Sadece geleneksel kültürün etkisiyle yeni nesillere aktarılan bir hayat tarzının toplumda genel kabul olmasını beklemek yanlış olur. Geleneğin korunmamasını tabii ki kastetmiyorum. Ancak çağa ayak uyduramayan ve katı bir korumacılıkla geleneğin haricinde üretime ve ötekine kapalı, estetik kaygılar gütmeyen bu tür bir yaklaşım zamanla toplumda marjinalleşecektir.

            Meselenin uzun olduğunun farkındayım. Fırsat buldukça bu konuyu ele almayı düşünüyorum… 

            Pazar günü İbrahim Kalın’ı dinlerken tüm bu sebepler yüzünden çok umutlandım.

            Modernizm, medeniyet, oryantalizm, Batı, Doğu vs gibi kavramlara sloganlarla yaklaşmayan, Edward Said’den Kant’a, Heidegger’den Aristo’ya uzanan bir münevver kalitesinin hiçbir kompleks göstermeden, bu toprakların mayası olan Aşık Veysel’lere, Pir Sultanlara, Yunus Emre’lere, Neşet Ertaş’lara uzanan bir lezzetini tattım…

            Lütfen istisnalar hakkını helal etsin ama Suriye, Libya, Doğu Akdeniz gibi bölgesel konularda Cumhurbaşkanlığının ortaya koyduğu seviyeyle medyamızın seviyesi arasında nerdeyse ışık yılı kadar fark var!

            Türkiye’nin tüm bu konularda ortaya koyduğu irade verilen mücadelenin sadece hamasetle izah edilmesinin çok ötesindedir. Özellikle milli meselelerde toplumun moralini üst seviyede tutmak tabii ki önemlidir. Ancak uluslararası konuları sadece sloganlarla ele alamazsınız.

            Muradım şudur ki, İbrahim Kalın ve bu seviyenin temsilcilerinin sesini daha fazla duyalım. Bu birikim ülkemizde var. Sonra iş iç siyaset konularına gelince atışmalar yine olsun.

            Sayın Kalın’ın da dediği gibi biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır.

            Hikâyeyi yazacak kalitenin sesi daha gür çıkmalı!