Ersan Şen neden bağırıyor!

  Birinci paragrafta telef ettiğim kelimeler yüzünden Türk Dil Kurumu bana dava açsa kesin kaybederim!

Cengiz Gülaç cengizgulac@nethaber.com

            Kıymetli meslektaşım Sayın Ersan Şen’in konuk olduğu programlarda neden çok fazla bağırdığına dair kafa yormanın zekâ düzeyim hakkında okuyucuda olumsuz kanaatler oluşturma riskini almış bir köşe yazarı olma ihtimalini düşünüyordum ki tam da bu kritik noktada, her biri birbirinden kıymetli siz okuyucularıma kendimi izah etmek zorunda kalabileceğimi hissetmeye başlıyordum ama…

            Allah aşkına, ben ne yapıyorum?

            Sanki Ersan Hoca’yla bir programda konuk olmuşum da Hoca sözümü kesip bana bağırmaya başlamasın diye saçmalama rekoru kırmaya çalışıyorum!

            Birinci paragrafta telef ettiğim kelimeler yüzünden Türk Dil Kurumu bana dava açsa kesin kaybederim!

            Bir an önce toparlanıp mevzuya girmeliyim!..

            Ersan Şen Hoca çok kıymetli bir hukukçumuz. Bu konuda asla ve kat’a şüphemiz yok. Böyle bir haddimiz de yok.

            Yanlış hatırlamıyorsam Hoca’mızı televizyonda ilk olarak Siyaset Meydanı programında izlemiştim. Klasik, sakin, naif üslubu olan bir hukukçu imajı oluşturmuştu bende.

            Tamam, kabul ediyorum. Zamanla insanların davranışları değişir ama mutasyon seviyesindeki bir değişimin farklı izahları olsa gerek! 1980 dönemi TRT spikeri sakinliğinde piyasaya çıkan Hoca sonraları bir başka hâl almaya başladı!

            Hoca yavaş yavaş bağırmaya başladı!

Bağırma dozu her gün arttı.

            Bağırdı!..

            Bağırdıkça gündem oldu.

            Bağırdı!..

            Bağırdıkça kendi sesinden tahrik olmaya başladı!

            Bağırdı!..

            Artık sadece kendi kendisini tahrik ediyordu!

            Bağırdı!..

            Öyle ki artık bazen bağıracak adam bulamayınca kendi kendisine bağırır oldu!

            Düşünün ki programlarda Hoca ancak bağırmaktan ve bağırma anındaki o her haliyle samimiyetten uzak teatral olduğu itici bir şekilde belli olan beden dilinin etkisiyle yorulduğu için susuyor! Tabii ki bu suskunluk dinlendikten sonra tekrar bağırmaya başlayıncaya kadar sürüyor!

            İnsan sesi, havanın vücuttan çıkarken ses tellerini titreştirmesi ve belli organlara çarpmasıyla oluşur. Ersan Hoca’nın bünyesindeki hava dışarı çıkarken çarptığı organlarda artık nasıl bir vibrasyon yapıyorsa, Hoca kendi sesinden tahrik oluyor!

            Hoca artık o kadar çok bağırıyor ki katıldığı programlardaki konuklar korkudan herhangi bir konuda biz de şunu düşünüyoruz diyemeyecek seviyeye geliyorlar. Hoca’yı susturmak için memleket “Süleyman Özışık” kaynamıyor ki! Elimizde bir tane var. Denk geldi mi susturuyor!

            Sevgili Hocam, sırf ülkemizde şöhret olma kriterlerinden biri bağırmak diye de insan tüm toplumun zekâ seviyesini genellemeler üzerinden değerlendirmemeli! Programlarınızı en azından çift haneli IQ’ye sahip insanlar da izliyor olabilir! Bakın üç haneyi geçtim!

            Her şeyden önce meslektaş olmamız nedeniyle sizi seven, akademik birikiminizden faydalanmak isteyen, hafiften cevval bir vatan evladı olarak kaygılanmaya başladım! Bir gün herhangi bir programda gayri ihtiyari şöyle bir diyaloga maruz kalmanızdan korkuyorum:

            X Moderatör: Evet Ersan Hoca’m, filan konuda ne bağıracaksınız merak ediyorum! Buyurun bağırın!

SİZİ BİLMEM AMA BEN YEMEDİM!

            Çoklu baro meselesine dair yazacak o kadar çok şey var ki bugün meselenin sadece bir boyutunu ele almak istiyorum.

            Baroların utanç sicili, yakın tarihimizdeki her siyasi çalkalanmada aldıkları tavır üzerinden tutulmalıdır!

            Baroları hiçbir zaman mesleki kaygılar yüzünden kelime israf ederken görmedik. Temel hak ve özgürlükler çiğnenirken görmedik. Ülkenin farklı kesimlerine baskı yapılırken mağduriyetlerin yanında saf tutarken görmedik…

            Bugünse…

            Ortada yasa yokken, yasaya geçtim teklif yokken…

            Adalet Bakanı fikir alış verişine davet edecek. Buyurun gelin, istişare edelim diyecek. Tenezzül buyurup gitmek yerine yürümeyi tercih edeceksiniz. Sonra da daveti reddettiğiniz Meclise bizi almıyorlar diye yaygara kopartacaksınız!

            Sevgili okuyucu, sizi bilmem ama ben baro başkanlarının çakma devrimci numaralarını yemedim!

                                                               *****

            Elazığ’da iki komşu sohbet ediyorlarmış. O tatlı şivesiyle biri diğerine demiş ki:

            “Filanların düğünü var. Çağırırlarsa gitmeyek, çağırmazlarsa küsek!”

            Bizim baro başkanlarını çağırdılar, gitmediler. Şimdi çağırmıyorlar diye de küsüyorlar!

            İçimden hepsine bağırmak geçiyor ama Ersan Hoca gibi beceremiyorum! Çok yapmacık olur, gerek yok!