Corona, petrol ve resesyon

Coğrafi keşiflerin ardından Batı'nın üzerinde olan odaklaşma son 50 yıldır Doğuya doğru kayıyor. Üstelik artan bir ivmeyle. Belki 50 yıllık bir sürenin ardından rahatlıkla, dünyanın odak noktası Çin öncülüğünde Doğudur, diyebileceğiz.

Kazım Köse kazimkose@nethaber.com

Önümüzdeki aylarda, belki de yıllarda bu üç kelimeyi sıkça duyacağız.

 İnsanın ister istemez, ne olacak bu dünyanın hali, diyesi geliyor.

Dünya için her biri birbirinden kötü ama en kötüsü ne biliyor musunuz?

Dünyanın üçü ile de aynı anda baş başa kalması.

Bugünlerde siyasetin nispeten sakinleşmesi, bunun tam tersine adeta balyoz etkisiyle piyasaların bir günde tuz buz olması ekonomiyi seçmeme sebebiyet verdi.

Yaklaşık 3000 yıldır Batıyla Doğu arasında 500-700 yıllık periyotlar içerisinde dünyanın odak noktası olma konusunda bir geçişkenlik vardır.

Coğrafi keşiflerin ardından Batı'nın üzerinde olan odaklaşma son 50 yıldır Doğuya doğru kayıyor. Üstelik artan bir ivmeyle.

Belki 50 yıllık bir sürenin ardından rahatlıkla, dünyanın odak noktası Çin öncülüğünde Doğudur, diyebileceğiz.

İşte bu dünyanın yeni cazibe merkezi Çin’de Korona kâbusu yaşanıyor.

Dünyada tek bir ülke yoktur ki, öyle ya da böyle Çin’le ekonomik ilişkisi olmasın.

Neredeyse bütün büyük firmalar ana üretiminin bir parçasını veya tamamını Çin’de yaparlar.

Çekik gözlülerin ülkesi dünyanın en büyük ihracatçılarından olduğu gibi aynı zamanda dünyanın en büyük İthalatçı ülkeleri arasındadır.

Söz konusu ekonomik aktivitelerle zenginleşen Çinlileri artık turizm amaçlı dünyanın her yerinde görebiliyoruz.

Elbette ki kaçınılmaz son, Çin’de olan bir şey dünyanın tamamını ilgilendiriyor.

 Özellikle de bu, corona gibi öldüren, bulaşan bir virüsse.

 Yani özetle demem şudur.

Çin aksırırsa dünya grip olur.

Nitekim, Çin aksırdı ve bütün dünya grip tehdidi altında.

Geçtiğimiz Pazartesi günü ilginç bir şey yaşadık.

Öyle ki, sabah uyanıp haber ekranlarına baktığımızda, herhalde bir yanlışlık var, demekten kendimizi alamadık.

Evet varili 50 dolar olan petrol, 30 dolar’ın altına gerilemişti.

Gerekçe,  Rusya’nın Suudi Arabistan‘la petrol arzı konusunda anlaşmak istememesi.

Hem de genel bir talep azalması olduğu halde  ve  petrol tüketiminin tek başına %15’ni karşılayan Çin’in coronavirüsüyle uğraştığı zamanda.

İşin özeti, eğer arz konusunda bir anlaşma yapılmazsa ki, ben anlaşma beklemiyorum, kim tutar petrolü.

Takip eden okurların bilir, 1986 yılında petrol 10 dolar’ın altına düşmüştü.

Bu düşüşün en önemli sebebi de, Suudi Arabistan ABD ikilisinin petrol arzını serbest bırakmalarıydı. 

Amaçları neydi?

Petrol üreticisi SSCB’ nin, bugünkü Rusya diyebiliriz, ekonomik dengelerini bozup, nihayetinde de dağılmasına katkıda bulunmak.

Amaç adrese ulaştı mı? Kesinlikle.

Sonuç... Parça parça olan bir SSCB.

 Şimdi çarklar tam tersine dönüyor.

Ekonomik ve siyasi sıkıntılar içerisindeki petrol üreticisi Suudi Arabistan, 2008 krizinde yara almış  resesyona doğru giden petrol üreticisi Amerika ve petrol arzını serbest bırakan Rusya.

Başka söylemle, şimdi düdük rövanş maçı için çalıyor.

Corona krizi, resesyona giden bir dünya ekonomisi ve düşen petrol fiyatları.

Böylesine bir atmosferde, ortalama bir insan ömrünün göremeyeceği kadar çok şeyi, kısa bir sürede, mesela 5-6 yıl gibi bir zaman içerisinde, görebileceğimizi iddia etmek yanlış olmaz.

Peki bu yaşananlar Türkiye için ne anlama geliyor? 

Küreselleşmiş bir dünyada etkilere tamamıyla kapalı kalmanız elbette ki beklenemez.

Ama mevcut şartlar korunarak yaşananlar orta vadede fırsata çevrilebilir.

Tabiî ki, her zaman söylediğim gibi doğru şeyleri doğru zamanda yapmak kaydıyla. 

Petrol fiyatlarının düşüyor olması, ithalatçı Türkiye için avantajdır.

Çünkü cebinden daha az para çıkacak. 

Şöyle düşünün, bir sabah uyanıyorsunuz ve ev sahibiniz size diyor ki, hani sizin 2000 TL'lik bir kiranız vardı ya, işte ben onu 1000 TL’ye düşürdüm, bunun gibi.  

Çin’e gitmekten çekilen talebin Türkiye’ye gelmesi de diğer bir avantaj.

Hatırlayın, Türkiye’nin söz sahibi olduğu birçok sektör Çin’e kaymıştı.

Turizmde ki muhtemel kaybın Coronavirüs nedeniyle İtalya’ya gitmeyen Avrupalı turistler tarafından karşılanacak olması da başka bir getiri.  

Bunların üzerine Türkiye’nin mevcut avantajları da eklendiğinde dünyanın resesyona girdiği bir ortamda Türkiye’nin %4-5 oranında büyümesi benim için sürpriz olmaz.

En nihayetinde söz konusu sebeplerden dolayı, dünyanın orta vadede daha çok güvenliğe ve daha çok gıdaya ihtiyaç duyacağı ortada.

Bu durumda, Türkiye’nin ev  ödevi  siyasi ve ekonomik anlamda  sürdürülebilir  ortam sağlamak olmalı.

Yeterli mi? Hayır.

Belki ilginç gelecek ama dünya gerçekten o yöne gidiyor, Türkiye kesinlikle silah ve gıda üretiminde ciddi yatırımlar yapmalı.

 Kovboy filmlerini sevenler bilir, ne der onlar? Silah kimdeyse soruları o sorar.