GÜNDEM

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'dan darbe açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın katıldığı televizyon programında koronavirüs salgını ve darbe tartışmalarıyla ilgili olarak çarpıcı açıklamalar yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Mehmet Acet'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen Başkent Kulis'nde darbe tartışmalarıyla ilgili olarak önemli değerlendirmelerde bulundu. Kalın "Bu devletin başında Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider oldukça Türkiye'de darbe ihtimali söz konusu değildir" dedi.

Gündemdeki darbe söylentileri ile ilgili konuşan Kalın “15 temmuz gibi kanlı bir darbeyi püskürten bu millet var oldukça, bu devletin başında Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider oldukça Türkiye'de darbe ihtimali söz konusu değildir. Buna tevessül eden, bunu düşünen, buna hazırlık yapan birileri varsa tokat yiyeceğinin bilincindedir herhalde. Bunda en ufak bir tereddüt bile söz konusu değildir. Darbe karşıtı duruşu milli bir fikir, görüş haline getirmek için çalışmak gerekiyor” dedi.

Koronavirüs sürecinde uygulanan karantina döneminin nasıl geçtiğine ilişkin değerlendirme yapan İbrahim Kalın şunları söyledi:

"2,5 ayın ilk bir ayı Ramazan'dan önceydi. Bizim için çok yoğun geçti. Ramazan ile bereketlendiğin de söyleyebiliriz. Vakti biraz daha verimli kullanma imkanımız oldu. Çünkü Cumhurbaşkanımızı artık herkes tanıyor, biliyor, nasıl bir iş disiplinine sahip olduğu herkesin malumu. Burada da kendisi boş durmadı, hee ki devlet yönetiminde bir boşluk oluşması durumu söz konusu dahi olamaz. Devletin başı nereyse, devletin ofisi makamı orasıdır. Kendisi de fiziken buradaydı. İyi ki de bu düzeni burada kurduk. Çünkü Koronavirüs'le mücadelede hem bir devlet başkanının nasıl korunması gerektiğine dair çok güzel bir örnek sergilendi. Ama en az onun kadar önemli olarak da salgınla mücadelede, Türkiye tarihe geçecek bir mücadele sergiledi. Hamdolsun bunun neticelerini de hep birlikte gördük. Bugün yavaş yavaş normalleşme sürecine girmiş bulunuyoruz. Tabi Cumhurbaşkanımızla birlikte bizim de günlük mesaimiz, ritmimiz biraz değişti. Yüz yüze, bire bir, seyahat ederek, misafir kabul ederek ya da bir masanın etrafında toplanarak toplantı yapmak yerine bunların tamamına yakınını telefon ve video konferans yoluyla yaptık. Baktığınız zaman hemen ulusal hem de uluslararası düzeyde cumhurbaşkanımızın temaslarında bir azalma, gerileme olmadı. Buradan G20'ye, İslam İş birliği Teşkilatı üyeleriyle, Türki Cumhuriyetleri ülkeleriyle toplantılara katıldı. Ki kendisinin yaptığı onlarca telefon görüşmesi, ulusa sesleniş ve bakanlar kurullarını yaptı. Buralarda bir aksama gecikme yaşanmadı.

Sözcü Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın halkı ile yeniden bir ara gelmeyi özlediğini ifade ederek "İnsan tabi özlüyor. Ara ara tabiki insanımızla buluşmayı, kavuşmayı bire bir onlarla konuşmayı özledi. Nitekim son bir hafta on gndür yavaş yavaş çıkmaya başladık. Milletin Cumhurbaşkanımızı ne kadar özelediğini de gördük. Kendisinin o doğal iletişim dili üzerinden samimi olarak insanlarla nasıl bağ kurabildiğini bir kez daha gördük. 10 gün kadar önce Çam ve Sakura Hastanesinin açılışını yapmıştık. Çok sınırlıydı katılım anlamında. Evvelsi gün  Sancakete Feriha Öz Hastanesi ve ardından burada bazı programlarımız vardı. Vatanşla kurallar çerçevesinde teması oldu Cumhurbaşkanımızın. Orada bile ilişkinin ne kadar canlı olduğunu gördük. O da özlemiş insanlarımız ile bir araya gelmeyi. Belli bir mesafede olsa da insanımız ile temas kurmayı özlemiş Cumhurbaşkanımız." dedi.

Doktorlar, sağlık çalışanı ekipler çok iyi bir iş çıkardı. Koydukları kurallara herkes uydu, en başta Cumhurbaşkanımız uydu. Çünkü gördük bu virüsün şakası olmadığını, tedbiri elden bırakmamamız gerektiğini. Dolayısıyla hem kendimizi korumak hem de vatandaşımıza örnek teşkil etmesi açısından Cumhurbaşkanımız da bu kurallara ttizlikle riayet etti, bundan sonra da etmeye devam edeceğiz. Bugün iki hastanenin açılışı var Yeşilköy ve Hamdıköy'de; bu açılışlarda da belli kurallar gözetiliyor kalabalık olmaması, testlerin yapılması, maske takılması gibi. Demokrasi ve Özgürlükler adasına gittiğimizde de orada da bu kurallara sıkı bir şekilde riayet ettik. Bundan sonra da zaten korona sonrası dünyada öğrenmek durumunda kaldığımız temel değerler bunlar. Bunları hep birlikte yaşamaya devam edeceğiz.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın 1 Haziran'dan itibaren başlayacak olan Koronavirüsle mücadelede Normalleşme Dönemi için şu ifadeleri kullandı:

Bu tedbirler hangi kriterlerle alındıysa, bu normalleşme, esneme uygulamaları da aynı kriterlere göre alınıyor. Yani insanımızın sağlığının korunması, salgına karşı etkin bir mücadele verilmesi ve önlenmesi. Sağlık Bakanımızın koordinasyonunda Bilim Kurulu kuruldu, Cumhurbaşkanımız bizzat kendisi buna birkaç kez başkanlık etti. Her gün veri akışı sağlanmaya devam ediyor. Diğer Bakanlıklarımızın da katkılarıyla normalleşme süreciyle ilgili alınan karar geçtiğimiz kabine toplantısında alındı. Bunun bir ekosistem olduğunu akılda tutmakta fayda var. Kamu güvenliği durumu var burada. İçişleri Bakanlığımızın değerlendirmeleri sondalar erece önemli. İnsan hareketliliği dediğimiz zaman nereye kadar nasıl olacağına bakanlığımız karar verdi, muazzam bir performans gösterd, İçişleri Bakanımız başta olmak üzere valiliklerimiz. Pandemi kurulları uygulanmıyordu öncesinde, valiliklerimizin başkanlığında illerde ne tedbirlerin uygulanacağına ilişkin Pandemi Kurulları kuruldu. Farklı illerde nasıl tedbirler uygulanacağına buralarda karar verildi. Mesela İstanbul Salgının merkezi olmakla birlikte, örneğin Antalya, Malatya, Van'da ölüm sayısı az oldu. Dolayısıyla İstanbul'da uygulanan sıkı tedbirleri birebir burada uygulamak mantıklı değil. Orada Valiliklerimize, İl Sağlık müdürlüklerimize bu yetkileri verdik, onlar da bu tedbirlerini aldı. Normalleşmeyle ilgili çalışmalar yapılırken, gene İçişleri Bakanlığı'nın ve ilgili diğer bakanlıklarımızın ki içlerinde Tarım Bakanlığımız, Enerji, Ulaştırma Bakanlıklarımız ve diğer ilgili  bakanlıklarımızın değerlendirmeleri ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Fuat Oktay Bey'in koordinasyonunda bir takvim hazırlandı ve bu takvim peyderpey uygulanıyor. Yarı (1 Haziran) tabi önemli bir gün yaşayacağız, çünkü salgının başladığı günden bu güne 2,5 aydan beri ilk kez en rahat, en geniş esnetme günü. En başta dediğimiz gibi panik yok tedbir var. Şimdi de panik yok rehavet yok tedbir var diyoruz. Bu tedbirleri yarın da uygulamamız gerekiyor. 15 ilde uygulanan sokağa çıkma yasağından sonra bir anda insanlarımızın hiçbir şey olmamış gibi salgın öncesi dönemin şartlarına döneceğimizi beklememeleri gerekir. Şöyle bir gözlem yaptım, maske konusunda belli bir toplumsal disiplinimizin olması beni memnun etti. Bu durumu Cumhurbaşkanımız ile de hastane açılışı dönüşünde de paylaştım, Levent'te yapılan cami inşaatına grip çıkmamız sırasında, gözlemledik, yolda da insanlarımızın bunu sahiplendiğini gördük. Bu süreçteki en büyük avantajımız, devletin aldığı tedbirleri vatandaşımızın sahiplenmesi oldu. Yarınla ilgili vatandaşlarımıza çağrım şu ; tedbirleri uygulamaya devam edelim, rehavete kapılmadan esnek ve normalleşme dönemini tedbirlerle birlikte yürütelim.

Maske, mesafe ve temizlik. 3 Temel kuralı titiz bir şekilde uygulamaya devam edelim: Maskelerimiz var, hem devlet veriyor hem de ücretli olarak satın alabiliyorsunuz. Yani maskeye erişim konusunda bir problemimiz yok Allah'a şükür. Mesafelere, fiziki mesafelere dikkat etmemiz gerekiyor. Genelgeler yayınlandı, toplu taşıma araçlara nasıl binilecek, restoran ve kalabalık alanlar vb yerlerde nasıl bir iş düzeni kurulacak, seyahat nasıl yapılacak ile ilgili detaylı belgeler yayınladı Sağlık bakanlığımız. Bunları okuyup riayet etmek gerekiyor.

SEYAHAT PLANLARI
Şu aşamada Ankara dışında yurt içi seyahat bulunmuyor. Yurt dışı seyahatleri de ertelendi. Şu anda planlanan bir yurt dışı seyahati yok. En önemli uluslararası toplantı Bireşmiş Milletler Genel Kurulu Eylül ayının 3'üncü haftası New York'ta yapılacak. Online yapılması gündemde. Fiilen yapılsa bile kaç lider gider, biz gider miyiz bunlar soru işareti. Benim tahminim bunların hemen hepsi videokonferans yoluyla yapılacak gibi görünüyor.

DARBE TARTIŞMALARI
Demokrasi tarihimiz çok partili yaşama geçtiğinden bu yana çok kez yara aldı. 1960, 71 muhtırası, 80, 28 Şubat Postmodern darbesi ve aralarda bir çok demokrasi dışı gelişmeler yaşandı bu memlekette. Bunlar farazi olarak söylenen şeyler değil 60'ıncı yılında andığımız 27 Mayıs darbesi nasıl hazırlandı, o günlere nasıl gelindi, mahkemeler nasıl kuruldu bunları hatırlama imkanımız oldu. Maalesef vesayet rejimlerini özendiren fikirlerin belli kesimler tarafından korunup körüklendiğini, şartlar oluştuğu zaman bununla ilgili adımlar atıldığını biz gördük. Türkiye'de darbecilerin siyasi kimliği belirleyici değil, darbecilik belirleyici. Yapan, yapmak isteyen kişinin Kemalist, Uluslacı, FETÖ'cü, Solcu olması, askerden ya da sivilden olması, bürokrattan ya da medyadan destek bulması fark etmiyor, darbecilik kimiliğinin kendisi bir sorun. 60' darbesi ilk, 15 temmuz da son darbeydi. Bu zihniyeti besleyen bakış açısı nereden geliyor, kimler besliyor, nasıl besleniyor bunlar dikkatle bakılmalı, üzerinde durumlası gerekiyor. Darbe tartışmaları ilk değil, özellikle muhalefetin belli kesimlerinden gelen açıklamalar, maalesef tarihte de CHP bu darbelerin yanında olduğu için kendileri o tarihlere geri dönüyor. Biz bu kadar süreç yaşayıp, bu mücadeleleri verdikten sonra, hele ki 15 Temmuz darbesini bu şekilde sokaklarda, insanımızın canını ortaya koyarak püskürttükten sonra hala birileri "bir şekilde gideceksiniz" diyorsa bu büyük bir sorumsuzluktur. Ya seçimle ya da bir başka şekilde gidecekseniz dediğinde insanların buna tepki göstermesi gayet normaldir. Bu gayet hassas bir konudur. Burada muhalefetin daha sorumlu davranması gerekiyor. Demokratik kuralların dışında hiç bir yola tevessül etmeyeceklerini herkesin açık ve net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor. Bunu dışında her ima, her telkin, her atıf ve gönderme ister istemez insanlara darbeler tarihini hatırlatıyor. Bence biraz arka planında da bu var. Bu bir çıkış, bir söz, bir tweet ile ilgili bir konu değildir.

Bu bir demokratik hassasiyettir. Muhalefetin de bundan memnun olması, bu tarafta yer alması gerekir. Ben muhalefet darbe istiyor demiyorum ama muhalefet partilisinin bir yetkilisi bu tür imalarda bulunduğunda, bu sözün bu ifadelerin nerelere varacağını, hangi tarihi ara planlara dayanacağını herhalde kestirmesi gerekir. Bulunduğunuz konum gereği siyasi sorumluluk almanız ve bunu doğru tahlil etmeniz gerekir. Geçmişte hangi söylemlerle darbelerin hazırlandığını biz çok gördük. 15 temmuz gibi kanlı bir darbeyi püskürten bu millet var oldukça, bu devletin başında Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider oldukça Türkiye'de darbe ihtimali söz konusu değildir. Buna tevessül eden, bunu düşünen, buna hazırlık yapan birileri varsa tokat yiyeceğinin bilincindedir herhalde. Bunda en ufak bir tereddüt bile söz konusu değildir. Darbe karşıtı duruşu milli bir fikir, görüş haline getirmek için çalışmak gerekiyor. Bu fikir sadece AK Parti, MHP ya da cumhurbaşkanımız ittifakının değil, Türkiye'de demokrasiye inanan herkesin söyledi olmalıdır.

Yorumlar
Günün Manşetleri